}
02 Kasım 2026

Sevda Erginci: “İlk defa, bir hikâyeyi tam istediğim gibi anlatabildim”

63. Altın Portakal Film Festivali Ulusal Film Yarışması’nda yer alan “Bir Anne Hakkında” filminin başrol oyuncusu Sevda Erginci, Sibel’i canlandırma sürecini, kadın hikâyelerinin anlatım dilini ve karakterin kendisine kattıklarını Tercüman’a anlattı.

Rolünü üstlendiğiniz Sibel, çaresizlik içinde bile hayata tutunmaya çalışan çok katmanlı bir karakter. “Bir Anne Hakkında” filminin senaryosunu ilk okuduğunuzda Sibel’in dünyası sizde nasıl bir his uyandırdı?

Sibel hepimizin sokaklarda her gün karşılaştığı ve görmediği duymadığı kadınlardan biri aslında. Kendini kimseye anlatmamış ve göstermemiş birinin hikâyesinin yazılmış olması, senaryoyu okuduğumda hiç denemediğim ama çok istediğim bir anlatının içinde hissettirdi. Fakat Sibel’in hikâyesi benim için şaşırtıcı değildi. Tüm çocukluğum Sibel gibi kadınların tam ortasında geçti. Üstelik tüm kariyerim boyunca "çaresizlikler içinde hayata tutunmaya çalışan" çok kadın hikâyesi okudum ve eminim hepimiz bugüne dek benzer şekilde mücadele eden yüzlerce kadının hikâyesini izledik. Ben senaryoyu okuduğumda en heyecanlandığım ve peşine düştüğüm şey Sibel'in hikâyesinden ziyade bu hikâyenin anlatıldığı dildi.

Bizim toplumumuzda acı bir hikâyeyi yaşamak veya anlatmak çoğunlukla aşırı bir anlatım biçimine ihtiyaç duyar. Sarsılmak ve sarsmak isteriz. Büyük tepkiler görmek isteriz. Yönetmen Büşra Bülbül’ün, Sibel'i anlatırken hiçbir süse ve kendini kanıtlamaya ihtiyaç duymaması, Sibel'i onun da çocukluğunda tam olarak gördüğü gibi anlatma cesareti sanırım kariyerimde en heyecanlandığım şey oldu.

Filmde Sibel’in çaresizliğini büyük duygusal patlamalardan çok bakışlarında, suskunluğunda ve gündelik hareketlerinde görüyoruz. Bu ölçülü oyunculuk dilini oluştururken nelere dikkat ettiniz?

Bu çok tuhaf bir şekilde tüm ekibin zaten sahip olduğu ve konuşmayı beklediği bir dil gibiydi. Senaryonun hepimize çok kolay ve doğal bir şekilde bunu hissettirmesi ile ilgili sanırım. Ben sete girdiğimde orası çoktan Sibel'in eviydi. O evin içinde kostümleri giyip aynaya baktığımda kendimi göremedim. Ondan sonrası benim için çok kolaydı.

“Sibel bana hayat dersi verdi”
Sibel’in yaşadığı ekonomik sıkışmışlık, onu zaman zaman kendi değerleriyle çelişen kararların eşiğine getiriyor. Karakterin bu ahlaki ikilemlerini oynarken onu anlamakla ona mesafe koymak arasında nasıl bir denge kurdunuz?

Ben Sibel'e mesafe koyamadım, bir denge de kurmadım. Sadece anlamakla ilgilendim. Sibel de bana hayat dersi verdi. Çoğunluğumuz, kendimizce konforlu alanlarımızda çeşitli ahlaki değerlerle ilgili atıp tutarız. Bizim koşullarımızda çizdiğimiz sınırlar, deneyimlemediğimiz koşullarda aşılınca onları basitçe yargılar ve hayatımıza devam ederiz. Şahsi hayatımda herkes gibi normalleştirdiğim yargılama anlarını sorgulamamı ve biraz daha olgunlaşmamı sağladı.

Hikâyede Sibel’in kızı Songül ile olan ilişkisi çok görünür ve doğal işlenmiş. Anne-kız arasındaki dayanışmayı ve duygusal bağı kurarken kamera arkasında nasıl bir etkileşim yakaladınız?

Her şeyden önce Duygu çalışması müthiş kolay bir oyuncu. Bir çocuk gibi değildi hiç, yetişkin bir oyuncu gibiydi. Ahlas ve Ahsen ondan küçüklerdi tabii ve onlar için set oyun parkı gibiydi. Onların olduğu sahnelerde hepimiz evcilik oynadık. Duygu bir anda abla oldu gerçekten (setin dışında da), ben de annelik içgüdümü buldum.

“Sibel, evinin dışında olan her yerde ve herkese karşı var olmamayı çoktan öğrenmiş biri”
Şehrin sert temposu, toplu taşımadaki bakışlar ve toplumun kadına yüklediği roller Sibel’in omuzlarında birikiyor. Karakterin şehirle ve etrafındaki sınıfsal duvarlarla kurduğu bu temas karaktere yaklaşımınızı nasıl etkiledi?

Sibel kaos dolu şehirde, sokaklarda, o pahalı sitelerde kısacası evinin dışında olan her yerde ve herkese karşı var olmamayı çoktan öğrenmiş biri. Hatta bu var olmamanın sessizliği Sibel'in ilk ana dili diyebilirim. Dolayısıyla Sibel’i oynarken, görünmezliğin sessiz diliyle evde anne olmanın ve kendi alanında var olmanın sesini birbirinden ayırmam gerektiğini keşfettim.

Sibel gibi yüksek empati ve derinlik gerektiren bir karaktere hayat vermek, Büşra Bülbül’ün vizyonuyla buluştuğunda ortaya çok güçlü bir etki çıkarmış. Böyle katmanlı bir rolde izleyiciyle buluşmak, bir oyuncu olarak sanatsal yolculuğunuza nasıl bir iz bıraktı?

Bu film; benim kendi kişisel yolculuğumda, etrafımda gördüklerimden anladığımın ve anlatmanın içimden geldiği hâlinin yanlış olmadığını öğretti bana. İyi bildiğim ve anlatmak istediğim birini, bir hikâyeyi, istediğim şekilde anlatabilmişim gibi hissediyorum ilk defa.

 
 
 
 

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...