}
03 Temmuz 2026

Prof. Dr. Cem Dane: “Kadın sağlığında düzenli takip hayat kurtarıcı”

Kadın sağlığını tehdit eden yumurtalık ve rahim ağzı kanserleri, belirtileri sindirim sorunlarıyla karıştığı için geç fark edilebiliyor. Prof. Dr. Cem Dane, düzenli jinekolojik kontrollerin, erken tanının ve doğurganlığı koruyan tedavilerin önemine dikkat çekiyor.

Kadınlar arasında en çok gözden kaçan konulardan biri yumurtalık kanseri. Çoğu zaman gaz, şişkinlik veya hazımsızlık gibi sindirim sorunlarıyla karıştırılıyor. Bir kadın yaşadığı karın şişkinliğinin veya sindirim probleminden ötürü ne zaman bir jinekoloğa başvurmalıdır? Yumurtalık kanserinin o hiç bilinmeyen gizli belirtileri nelerdir?

Yumurtalık kanseri, biz jinekologların “sessiz katil” veya sinsi hastalık olarak adlandırdığı, semptomları non-spesifik (kendine has olmayan) olan bir hastalıktır. Maalesef olguların büyük kısmında şikâyetler sindirim sistemiyle karıştırıldığı için hastalık ileri evrelerde karşımıza çıkar. Ancak tamamen belirtisiz değildir. Özellikle sonradan başlayan ve birkaç hafta boyunca devam eden karında şişkinlik, hazımsızlık, erken doyma, karın veya kasık bölgesinde baskı hissi, sık idrara çıkma, açıklanamayan kilo değişiklikleri, âdet düzeninde farklılıklar gibi şikâyetler dikkate alınmalıdır. Bir kadın bu tür yakınmaları sürekli yaşıyorsa ve özellikle 2-3 hafta içinde düzelmiyorsa “sindirim problemidir” diyerek geçiştirmemeli, bir kadın doğum uzmanına başvurmalıdır. Erken tanı, yumurtalık kanserinde tedavi başarısını ciddi şekilde artırır.

“HPV aşısı ideal olarak cinsel yaşam başlamadan önce yapılmalıdır”
Dünyada rahim ağzı kanserinin HPV aşısı ve düzenli taramalarla tamamen yeryüzünden silinebileceği konuşuluyor. Ancak toplumda aşıya karşı hâlâ ciddi bir bilgi kirliliği ve tereddüt var. HPV aşısı kaç yaşına kadar yapılabilir, bu aşı rahim ağzı kanserini gerçekten yüzde yüz engelliyor mu?

Rahim ağzı kanserinin en önemli nedeni HPV enfeksiyonudur. HPV aşısı, kansere yol açan yüksek riskli HPV tiplerine karşı çok güçlü bir koruma sağlar. Ancak tıpta hiçbir aşı %100 koruma sağlamaz. Bu nedenle HPV aşısı yapılsa bile düzenli taramalar devam etmelidir.

HPV aşısı ideal olarak cinsel yaşam başlamadan önce yapılmalıdır. Bununla birlikte erişkin yaşlarda da yapılabilir. Aşının en efektif olduğu, antikor yanıtının en yüksek çıktığı dönem virüsle hiç karşılaşılmamış olan 9-14 yaş arasıdır. Ancak güncel klinik kılavuzlar doğrultusunda, biz bu aşıyı 45 yaşına kadar güvenle ve yüksek başarıyla uyguluyoruz. Daha önce HPV ile karşılaşmış, siğil veya CIN (kanser öncüsü lezyon) öyküsü olan hastalarımda da aşının içerdiği diğer yüksek riskli HPV tiplerine karşı çapraz koruma sağlamak amacıyla aşılamayı şiddetle öneriyorum.

Güncel olarak kullandığımız 9 valanlı (dokuzlu) aşı, kanserden en çok sorumlu olan yüksek riskli HPV tiplerini (özellikle Tip 16 ve 18) kapsar ve rahim ağzı kanseri riskini %90'ın üzerinde azaltır. Koruyuculuk oranı tam olarak %100 olmadığı için, aşılansak bile düzenli tarama programlarına (Smear/HPV) sadık kalmak zorundayız.

“Bir sorun olunca doktora giderim yaklaşımı kadın sağlığında doğru değildir”
Hiçbir şikâyeti olmayan tamamen sağlıklı hisseden bir kadının jinekolojik kontrol takvimi nasıl olmalıdır? Smear testi ve HPV taraması kaç yaşında başlamalı ve hangi sıklıkla tekrarlanmalıdır? Kontrolleri aksatmak ne kadarlık bir zaman diliminde geri dönülemez riskler doğurur?

Hiçbir şikâyeti olmayan, kendini tamamen sağlıklı hisseden bir kadının jinekolojik kontrolleri aksatmaması, prekanseröz (kanser öncüsü) lezyonları henüz kansere dönüşmeden yakalayabilmemiz için tek şansımızdır. Rahim ağzı kanseri taramaları genellikle 21 yaşından itibaren başlar. Yaşa ve kullanılan yönteme göre smear testi veya HPV testi belirli aralıklarla tekrarlanır. Kontroller sadece kanser taraması için değil; miyom, kist, endometriozis, hormonal sorunlar ve menopoz dönemi değerlendirmeleri açısından da önemlidir. “Bir sorun olunca doktora giderim” yaklaşımı kadın sağlığında doğru değildir.

Neredeyse her üç kadından birinde görülen miyomlar ve kistler büyük bir endişe kaynağı. Toplumda “Her miyom kansere çevirir” gibi yanlış bir algı var. Bir miyomun habis (kötü huylu) olma riski nedir? Hangi durumlarda ameliyat kaçınılmaz hâle gelir, hangi durumlarda sadece takip yeterlidir?

Miyomlar, rahmin düz kas dokusundan köken alan ve doğurganlık çağındaki her 3-4 kadından birinde gördüğümüz oluşumlardır. Hastalarımın poliklinikte en çok korktuğu şey “Miyomum kansere çevirir mi?” sorusudur. Habis (kötü huylu) olma riski nedir? Net bir şekilde ifade etmek gerekir ki; miyomlar kansere dönüşmez. Bir miyomun habis formu olan leiomyosarkom olma riski son derece düşüktür; yaklaşık binde 1 ila binde 3 arasındadır. Çoğu zaman var olan iyi huylu bir miyom başkalaşım geçirmez, sarkom en baştan itibaren sarkom olarak başlar.

Semptom vermeyen, çevre organlara bası yapmayan, ultrason takiplerimizde agresif ve hızlı büyüme göstermeyen küçük miyomları ve basit yumurtalık kistlerini sadece 6 aylık veya yıllık kontrollerle izliyoruz. Ancak miyom; aşırı âdet kanaması, kansızlık, ağrı, baskı hissi, idrar veya bağırsak sorunları oluşturuyorsa ya da hızlı büyüme gösteriyorsa tedavi gerekebilir.

Günümüzde kadın hastalıkları ameliyatlarının çok büyük bir kısmı “kapalı cerrahi” (laparoskopik veya robotik) yöntemlerle yapılıyor. Kadınların en çok korktuğu şey büyük ameliyat kesileri ve uzun iyileşme süreleri. Kapalı ameliyatlar hangi hastalıklarda (miyom, çikolata kisti, kanser vb.) uygulanabilir ve hastaya sağladığı en büyük avantajlar nelerdir?

Günümüz modern jinekolojisinde, çok ekstrem bir durum olmadıkça açık ameliyatları neredeyse tamamen geride bıraktık. Hastalarımızın en büyük korkusu olan büyük kesiler ve uzun iyileşme süreleri kapalı cerrahi sayesinde tarih oldu. Hastaya sağladığı en büyük avantajlar; minimal ağrı ve az kanama, karnı boydan boya açmak yerine 0.5-1 cm'lik küçük deliklerden girdiğimiz için doku travması ve kan kaybı yok denecek kadar azdır.

  • Hızlı iyileşme: Hastalarımı genellikle ameliyattan sonraki 24 saat içinde taburcu ediyorum ve birkaç gün içinde günlük sosyal hayatlarına dönebiliyorlar.
  • Daha az yapışıklık (Adezyon): Karın içi organların hava ile teması kesildiği için ameliyat sonrası pelvik yapışıklık riski çok düşüktür. Bu, özellikle gelecekte çocuk planlayan hastalarım için üreme sağlığının korunması adına kritik bir avantajdır.
“Kanser tanısı alan genç kadınlarda en büyük hedeflerden biri hem hastalığı tedavi etmek hem de gelecekte anne olabilme şansını korumaktır”
Maalesef günümüzde jinekolojik kanserler genç yaşlardaki, henüz çocuk sahibi olmamış kadınlarda da görülebiliyor. Kanser teşhisi alan bir kadının ilk korkusu “Anne olamayacak mıyım?” oluyor. Günümüz tıp teknolojisinde, kanser tedavisini aksatmadan kadının doğurganlığını ve rahmini korumak cerrahi olarak ne kadar mümkündür?

Jinekolojik kanserlerin henüz çocuk sahibi olmamış genç hastalarda da görülebilmesi, biz jinekolojik onkologların en hassas olduğu konulardan biridir. Günümüz tıp teknolojisinde ve cerrahi pratiğimizde, onkolojik prensiplerden ve hastanın hayatından ödün vermeden fertilite koruyucu (doğurganlığı koruyan) cerrahiler yapabiliyoruz.

  • Rahim içi kanseri (Endometriyum): Çok erken evrede, sadece rahim iç zarına sınırlı ve agresif olmayan (Grade 1) tümörlerde, ameliyat yerine yüksek doz progestin (hormon) tedavisi uygulayarak rahmi koruyabiliyoruz. Hastamız doğum yaptıktan sonra tamamlayıcı cerrahiyi planlıyoruz.
  • Rahim ağzı kanseri: Tümör boyutu 2 cm'den küçük ve erken evredeyse, rahmin üst gövdesini ve bağlarını koruyarak sadece rahim ağzını ve lenf nodlarını aldığımız Radikal Trakelektomi ameliyatını uyguluyoruz. Bu sayede hastalarımız gebe kalıp sezaryenle bebeklerini kucaklarına alabiliyorlar.
  • Yumurtalık kanseri: Hastalık tek bir yumurtalığa sınırlıysa (Evre IA), sadece etkilenen yumurtalık ve tüpü alıp, karşı tarafı ve rahmi bırakabiliyoruz.

Bu süreçte hastalarımızı mutlaka üreme tıbbı (tüp bebek) uzmanlarıyla koordineli yönetiyor, cerrahi veya kemoterapi öncesinde yumurta ya da embriyo dondurma yöntemleriyle gelecekteki anne olma şanslarını güvence altına alıyoruz. Günümüzde kanser tanısı alan genç kadınlarda en büyük hedeflerden biri hem hastalığı tedavi etmek hem de gelecekte anne olabilme şansını korumaktır.

Bazı erken evre jinekolojik kanserlerde rahim ve yumurtalıkların korunmasına yönelik özel cerrahi yöntemler uygulanabilir. Ayrıca tedavi öncesinde yumurta veya embriyo dondurma gibi doğurganlığı koruyucu yöntemler de değerlendirilebilir. Bunun için en önemli nokta, kanser tedavisine başlamadan önce hastanın mutlaka bu konuda bilgilendirilmesi ve uygun bir plan yapılmasıdır.

“Her kanama aksi ispatlanana kadar ciddidir”
Kadınların hayat boyu sıkça yaşadığı âdet düzensizlikleri veya menopoz sonrasında lekelenme şeklinde görülen kanamalar genellikle “strestendir” ya da “yaştandır” denilerek geçiştiriliyor. Hangi tür kanamalar hormonal düzensizlik gibi masum sebeplere bağlıdır, hangileri rahim içi kanseri gibi ciddi bir hastalığın habercisidir?

Klinikte en çok karşılaştığım ihmallerden biri, kadınların ara kanamaları veya menopoz sonrası lekelenmeleri “strestendir" ya da “yaştandır” diyerek geçiştirmesidir. Bir hekim olarak kırmızı çizgim şudur: Her kanama aksi ispatlanana kadar ciddidir.

Âdet düzensizlikleri genç yaşlarda hormonal değişikliklere bağlı olarak görülebilir. Ancak özellikle yeni başlayan, alışılmışın dışında olan veya tekrarlayan kanamalar mutlaka değerlendirilmelidir. Menopoz sonrası görülen en küçük lekelenme veya kanama bile önemlidir ve mutlaka doktora başvurmayı gerektirir. Çünkü rahim içi kanserinin en önemli erken belirtisi menopoz sonrası kanama olabilir. Ayrıca âdetler arasında kanama, ilişki sonrası kanama, aşırı ve uzun süren âdet kanamaları da ihmal edilmemelidir. Kadın sağlığında erken başvuru ve düzenli takip hayat kurtarıcıdır.

Kanama Karakteristiği Genellikle Masum (Hormonal/Benign) Sebepler Genellikle Ciddi (Malign/Kanser Öncesi) Sebepler
Menopoz Sonrası Kanamalar Atrofik vajinit (vajinal kurulup) veya iyi huylu endometrial polipler. Ancak bu dönemde tek bir damla lekelenme bile masum kabul edilemez. Menopoz sonrası görülen her türlü kanama, aksi ispatlanana kadar Endometriyum (Rahim İçi) Kanseri şüphesi taşır ve mutlaka ofis biyopsi (Pipelle) gerektirir.
İlişki Sonrası Kanamalar Vajinal enfeksiyonlar veya rahim ağzındaki iyi huylu erozyonlar (yaralar). Postkoital (ilişki sonrası) kanama: Özellikle tekrarlayan nitelikteyse, rahim ağzı (serviks) kanserinin en klasik ve en erken belirtilerinden biridir.
Âdet Düzenindeki Değişiklikler Yumurtlamama (anovülasyon), polikistik over sendromu (PKOS), tiroid bozuklukları veya miyomlara bağlı âdet kanamasının miktarının artması. İki âdet dönemi arasında sürekli devam eden, düzensiz, lekelenme tarzındaki ara kanamalar (metroraji) ve bu duruma eşlik eden kötü kokulu akıntılar.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...