}
05 Ağustos 2026

Mustafa Eröğüt: "Futbol artık yalnızca sportif bir faaliyet değildir"

FIFA'nın ticari haklarını yeni bir şirket yapısıyla dış yatırımcılara açma planı, küresel futbol yönetiminde önemli tartışmalara yol açtı. UEFA'nın sert tepki gösterdiği bu süreci, eski TFF Başkan Vekili ve UEFA komitelerinde görev almış Mustafa Eröğüt ile değerlendirdik.

FIFA'nın ticari haklarını yeni bir şirket yapısı altında değerlendirme girişimi nasıl ortaya çıktı? Bu süreci nasıl okumak gerekir?

Bu konunun kamuoyunun gündemine gelişi aslında oldukça ani oldu. Süreç, The Times gazetesinde Martin Ziegler'in kaleme aldığı haberle uluslararası futbol kamuoyunun dikkatini çekti. Haberde, FIFA Başkanı Gianni Infantino'nun Dünya Kupası'nın ticari değerini temsil eden hisseleri yatırımcılara açmayı planladığı ifade edildi. Haberin başlığı oldukça çarpıcıydı ve doğal olarak futbol dünyasında ciddi bir tartışmanın başlamasına neden oldu.

İlk etapta UEFA, haberin doğruluğunun henüz teyit edilmediğini belirtmekle birlikte, iddiaların doğru olması hâlinde bunun kabul edilemez olduğunu açıkladı. Daha sonra yapılan ikinci açıklamada ise FIFA bünyesinde böyle bir çalışmanın gerçekten yürütüldüğünün öğrenildiği ve UEFA'nın bu girişime kesin biçimde karşı çıktığı ifade edildi. Sürecin dikkat çekici yönlerinden biri de yalnızca UEFA'nın değil, diğer konfederasyonların da beklenenden çok daha sert tepkiler vermesi oldu.

Özellikle CONCACAF'ın karşı çıkışı dikkat çekiciydi. Çünkü son yıllarda FIFA yönetiminin genişleme politikalarından en fazla fayda sağlayan bölgelerden biri Kuzey ve Orta Amerika ile Karayip ülkeleriydi. Dünya Kupası'nın 32 takımdan 48 takıma çıkarılmasıyla birlikte bu konfederasyonların temsil oranı önemli ölçüde artmıştı. Buna rağmen söz konusu girişime destek vermemeleri, FIFA açısından beklenmeyen bir gelişmeydi.

FIFA'nın kurmayı planladığı şirket tam olarak neyi kapsıyordu?

Kamuoyunda ilk etapta yalnızca Dünya Kupası'nın satıldığı yönünde bir algı oluştu. Oysa tartışılan konu bundan çok daha kapsamlıydı. FIFA'nın planladığı yapı, organizasyonun ticari faaliyetlerini yönetecek bir iştirak şirketinin oluşturulmasını öngörüyordu. Spor kulüplerinin sahip olduğu Sportif A.Ş. yapılanmalarına benzer biçimde tasarlanan bu şirket; yayın hakları, sponsorluk gelirleri, lisanslı ürün satışları, maç günü organizasyonları, VIP hizmetleri, biletleme ve ağırlama faaliyetleri gibi FIFA'nın bütün ticari operasyonlarını tek çatı altında toplamayı hedefliyordu.

Dolayısıyla mesele yalnızca Dünya Kupası'nın gelirleriyle sınırlı değildi. FIFA bünyesinde düzenlenen erkekler Dünya Kupası'nın yanı sıra kadınlar Dünya Kupası, yaş kategorilerindeki dünya şampiyonaları ve giderek büyüyen Kulüpler Dünya Kupası organizasyonlarının tamamı bu ticari yapının kapsamına giriyordu. Başka bir ifadeyle, küresel futbol ekonomisinin en yüksek gelir üreten organizasyonlarının ticari yönetiminin yatırımcı ortaklığına açılması söz konusuydu.

“FIFA, 2027–2030 dönemini kapsayan bütçesinde yaklaşık 14 milyar dolarlık gelir öngörüyor”
Bu öneriye karşı çıkan federasyonların temel gerekçesi neydi?

FIFA'nın mali açıdan zaten güçlü bir yapıya sahip olması, eleştirilerin temel nedenlerinden biriydi. Kurum, 2027–2030 dönemini kapsayan bütçesinde yaklaşık 14 milyar dolarlık gelir öngörüyor. Bunun yanında FIFA Forward Programı aracılığıyla üye federasyonlara önemli finansal destekler sağlıyor. Yeni öneri kapsamında ise bu desteklerin daha da artırılması planlanıyordu.

Normal koşullarda dört yıllık dönemde yaklaşık 8 milyon dolar destek alan federasyonlara, yeni yapıya katılmaları hâlinde 20 milyon dolar ek kaynak sağlanması, hatta toplam desteğin 40 milyon dolara kadar çıkarılması öngörülüyordu. Özellikle ekonomik kapasitesi sınırlı federasyonlar açısından bu oldukça cazip bir teklifti.

Tartışmanın özü mali kazançtan ziyade yönetişim ilkeleriyle ilgiliydi. Birçok federasyon için temel soru şuydu: Futbolun en değerli ticari varlıkları kısa vadeli ekonomik kazanç karşılığında özel yatırımcıların yönetimine bırakılmalı mıydı, yoksa gelir artışı daha sınırlı olsa bile bu haklar uluslararası futbol kurumlarının kontrolünde mi kalmalıydı? Bu nedenle süreç, yalnızca ekonomik bir yatırım modeli olarak değil; uluslararası futbolun gelecekte nasıl yönetileceğine ilişkin kurumsal bir tercih olarak değerlendirildi.

“Türkiye açısından bakıldığında öncelikli kurumsal aidiyet UEFA'dır”
FIFA ile UEFA arasında yaşanan bu görüş ayrılığı karşısında Türkiye gibi UEFA üyesi federasyonlar nasıl bir strateji izlemelidir?

Türkiye açısından bakıldığında öncelikli kurumsal aidiyet UEFA'dır. Dolayısıyla uzun vadeli sportif ve yönetsel hedefler açısından UEFA ile güçlü ilişkilerin korunması büyük önem taşıyor. Türkiye'nin yalnızca organizasyonlara ev sahipliği yapan bir ülke değil, aynı zamanda UEFA'nın karar alma mekanizmalarında daha etkin temsil edilen bir aktör hâline gelmesi gerekiyor. Bu doğrultuda Türk futbolunun, UEFA komitelerinde ve çalışma gruplarında daha fazla temsil edilmesi stratejik bir öncelik olarak değerlendirilmelidir.

Bu yaklaşım yalnızca kurumsal prestij açısından değil, Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda üstleneceği organizasyonlar bakımından da önem taşımaktadır. Bilindiği üzere 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası Türkiye ve İtalya'nın ortak ev sahipliğinde gerçekleştirilecektir. Böyle büyük ölçekli bir organizasyona hazırlık süreci, UEFA ile güçlü ve sürdürülebilir ilişkileri zorunlu kılıyor. Dolayısıyla Türkiye'nin bu süreçte UEFA ile uyumlu hareket etmesi doğal ve rasyonel bir tercih olarak görülmelidir.

Türkiye Futbol Federasyonu'nun süreç boyunca izlediği tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye Futbol Federasyonu'nun bu süreçte temkinli ve dengeli bir politika izlediğini düşünüyorum. Federasyon doğrudan FIFA'yı hedef alan bireysel bir açıklama yapmamış ancak UEFA'nın gerçekleştirdiği çevrim içi toplantıda ortak tavrı destekleyen federasyonlar arasında yer almıştır. UEFA yönetiminin, elli beş üye federasyonun tamamının ortak tutum sergilediğini açıklaması da Türkiye'nin bu ortak yaklaşımın içinde bulunduğunu gösteriyor.

Bu yaklaşım, uluslararası spor diplomasisi açısından doğru bir yöntemdir. Çünkü konu yalnızca iki kurum arasındaki görüş ayrılığı değildir; aynı zamanda küresel futbol yönetişiminin geleceğine ilişkin stratejik bir tercihi ifade ediyor. Türkiye'nin bu süreçte gereksiz kutuplaşmalardan uzak dururken, bağlı bulunduğu konfederasyonla ortak hareket etmesi kurumsal istikrar açısından önemlidir.

“Ticari değerden çok, bu değerin kim tarafından yönetildiği önemli”
FIFA'nın önerdiği finansal model özellikle küçük federasyonlar açısından oldukça cazip görünüyor. Bu durum uluslararası futbol siyasetini nasıl etkileyebilir?

FIFA'nın önerdiği mali destek paketleri özellikle ekonomik kapasitesi sınırlı federasyonlar için oldukça güçlü bir teşvik oluşturuyor. Dört yıllık dönem için sağlanacak ilave finansman; birçok ülkenin altyapı yatırımlarını, tesis projelerini ve futbol geliştirme programlarını doğrudan etkileyebilecek büyüklüktedir. Ama asıl mesele ekonomik teşviklerin ötesindedir. Federasyonların kısa vadeli mali kazanımlarla uzun vadeli yönetişim ilkeleri arasında bir tercih yapmak zorunda kalmaları söz konusudur. Tartışmanın temelinde de bu ikilem bulunuyor. Futbolun ticari değerini artırmak önemli olmakla birlikte, bu değerin hangi kurumsal yapı tarafından yönetileceği en az ekonomik büyüklük kadar kritik bir konudur.

Yaşanan gelişmeler FIFA başkanlık seçimlerini de etkileyebilir mi?

Mevcut tablo, bunun yalnızca ticari bir tartışma olmadığını gösteriyor. FIFA Başkanı Gianni Infantino son yıllarda özellikle Asya, Afrika ve CONCACAF ülkeleriyle güçlü ilişkiler kurarak önemli bir destek tabanı oluşturdu. Dünya Kupası'nın genişletilmesi ve bu ülkelerin organizasyonda daha fazla temsil edilmesi de bu politikanın önemli bir parçasıydı.

FIFA yönetiminin daha önce güçlü destek aldığı bazı bölgelerde de soru işaretleri oluştuğunu gösterir. UEFA'nın sert tutumu kadar CONCACAF ve diğer konfederasyonlardan gelen eleştiriler de dikkat çekicidir. Bu nedenle Mart 2027'de yapılması planlanan FIFA Başkanlık Seçimi'nin geçmiş seçimlere kıyasla daha rekabetçi bir ortamda gerçekleşmesi muhtemeldir.

Bugünden kesin değerlendirmeler yapmak için erken olsa da uluslararası futbol çevrelerinde farklı aday isimlerinin konuşulmaya başlanması, mevcut yönetimin ilk kez bu ölçüde ciddi bir siyasi rekabetle karşılaşabileceğini gösteriyor. FIFA tüzüğü uyarınca belirli sayıda üye federasyonun talebiyle olağanüstü genel kurul çağrısı yapılabilmesi teorik olarak mümkün olsa da mevcut koşullarda böyle bir girişimin gerçekleşme olasılığı sınırlı görünüyor. Bu nedenle esas mücadelenin 2027 seçim sürecinde şekillenmesi daha olasıdır.

“Futbol, küresel ölçekte ekonomik değeri sürekli büyüyen bir endüstri hâline geldi”
FIFA'nın ticari açılımı, futbolun geleceğinde nasıl bir dönüşümün habercisi olarak görülmelidir?

Futbol artık yalnızca sportif bir faaliyet değildir; küresel ölçekte ekonomik değeri sürekli büyüyen bir endüstri hâline geldi. Benzer dönüşüm diğer spor branşlarında da yaşanıyor. Gelirler arttıkça organizasyonların finansman modelleri çeşitleniyor, yatırımcı ilgisi büyüyüyor ve buna bağlı olarak yeni yönetim modelleri gündeme geliyor. Son yıllarda sıkça dile getirilen "futbolun Amerikalılaşması" kavramı da bu dönüşümün önemli göstergelerinden biridir. Özellikle pazarlama stratejileri, taraftar deneyimi ve organizasyon yönetimi açısından Amerikan spor endüstrisinin uygulamaları uluslararası futbola giderek daha fazla yansıyor.

Bu değişimin yalnızca olumsuz yönleri bulunmuyor. Örneğin son Kulüpler Dünya Kupası organizasyonu, başlangıçta birçok kişi tarafından ilgi görmeyeceği düşünülmesine rağmen oldukça başarılı bir ticari organizasyona dönüştü. Pek çok karşılaşmanın biletleri tükendi, organizasyon önemli sponsorluk gelirleri elde etti ve küresel ölçekte yüksek izlenme oranlarına ulaştı. FIFA'nın bu organizasyonu bir spor etkinliğinden çok kapsamlı bir eğlence deneyimine dönüştürmeyi başardığını söylemek mümkün.

Bu gelişmeler Avrupa Süper Ligi benzeri yeni organizasyonların önünü açabilir mi?

Futbolun ekonomik gelişimi mevcut yapının değişmeye devam edeceğini gösteriyor. Avrupa Süper Ligi girişimi kulüplerin ve kamuoyunun güçlü tepkisi nedeniyle uygulanamadı. Ancak bu durum futbolun mevcut organizasyonlarının değişmediği anlamına gelmiyor. Bugün UEFA Şampiyonlar Ligi'nin ulaştığı yapı incelendiğinde zaten elit kulüplerin ağırlık kazandığı yeni bir organizasyon modeli görülüyor. Geçmişte yalnızca ulusal lig şampiyonlarının katıldığı bir turnuva söz konusuyken, günümüzde beş büyük Avrupa liginden çok sayıda kulüp doğrudan organizasyonda yer alıyor. Yeni format da bu eğilimi daha belirgin hâle getiriyor. Dolayısıyla Avrupa Süper Ligi resmî olarak kurulmamış olsa da futbol ekonomisinin geldiği nokta, elit kulüplerin daha fazla gelir elde ettiği ve rekabetin giderek belirli kulüpler etrafında yoğunlaştığı bir yapıya doğru ilerliyor.

Bu dönüşüm futbol kültürü açısından nasıl değerlendirilmelidir?

Elbette futbolun geleneksel yapısını benimseyenler açısından bu değişim duygusal bir kırılma yaratıyor. Pek çok futbolsever; geçmiş Dünya Kupalarını yalnızca sportif başarılarıyla değil, futbolun daha sade ve romantik dönemlerini temsil etmeleri nedeniyle hatırlıyor.

Ekonomik gerçeklik farklı bir yön gösterir. Futbolun ulaştığı küresel ölçek, organizasyonların daha profesyonel biçimde pazarlanmasını zorunlu kılar. Bu nedenle gelecekte ticari gelirlerin artırılmasına yönelik yeni modellerin gündeme gelmeye devam edeceğini düşünüyorum. Artık temel tartışma, futbolun ticari bir sektör olup olmayacağı değil; bu ticari büyümenin hangi yönetişim ilkeleri doğrultusunda yönetileceğidir.

“Yeni kuralların temel hedefi, oyunun etkin oynanma süresini artırmaktır”
Son dönemde uygulamaya giren yeni oyun kurallarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yeni kuralların temel hedefi, oyunun etkin oynanma süresini artırmaktır. Dünya Kupası'nda uygulanan bazı düzenlemelerin bu açıdan başarılı sonuçlar verdiğini düşünüyorum. Özellikle oyuncu değişikliklerinde zaman kaybının azaltılması, taç atışlarının hızlandırılması ve oyunun gereksiz şekilde durdurulmasının önüne geçilmesi konusunda olumlu gelişmeler gözlemledik.

Kuralların başarısı yalnızca düzenlemelerin niteliğine değil, hakemlerin bunları tutarlı biçimde uygulayabilmesine bağlıdır. Aynı uygulamanın farklı maçlarda farklı biçimde yorumlanması yeni tartışmaları beraberinde getirebilir. Bu nedenle hakem eğitimleri sürecin en kritik unsurudur.

VAR teknolojisinin kapsamının genişlemesi hakemlik açısından yeni sorunlar doğuruyor mu?

Teknolojik destek karar doğruluğunu artırmayı amaçlıyor ancak değerlendirme alanı genişledikçe tartışmalar da artıyor. Geçmişte hakemler daha çok penaltı, kırmızı kart ve ofsayt kararları üzerinden değerlendirilirken; bugün neredeyse her duran top organizasyonu, her temas ve her pozisyon ayrıntılı biçimde analiz ediliyor.

Bu durum hakemler üzerindeki baskıyı önemli ölçüde artırıyor. Çünkü futbol tamamen objektif kurallardan oluşan bir oyun değildir. Özellikle temasın şiddeti, avantaj uygulaması veya faul değerlendirmeleri hakemin yorum yetkisini gerektirir. VAR teknolojisi görüntü sağlayabilir ancak birçok pozisyonun yorumlanması yine hakemin takdirine bağlıdır. Dolayısıyla teknoloji arttıkça tartışmaların tamamen ortadan kalkacağını söylemek mümkün değildir. Aksine bazı durumlarda teknolojinin yeni tartışma alanları oluşturduğu da görülüyor.

Sürekli değişen kurallar futbol kamuoyu açısından nasıl bir sonuç doğurur?

Günümüzde yalnızca hakemlerin değil; teknik ekiplerin, futbolcuların, medya mensuplarının ve taraftarların da yeni kuralları yakından takip etmesi gerekiyor. Kuralların sık değişmesi bilgi eksikliğini artırıyor, doğru kararların dahi zaman zaman yanlış yorumlanmasına neden olabiliyor.

Özellikle el kuralı, ikinci sarı kart uygulamaları veya VAR protokolü gibi konular her sezon yeniden tartışılıyor. Bu nedenle eğitim faaliyetlerinin yalnızca hakemlerle sınırlı kalmaması gerektiğini düşünüyorum. Futbol ekosisteminin bütün paydaşlarının ortak bir bilgi düzeyine ulaşması, tartışmaların azalmasına önemli katkı sağlayacaktır.

Sürekli değişen oyun kuralları futbol kamuoyunda bir bilgi karmaşasına neden oluyor. Bu durum futbolun doğasını nasıl etkiliyor?

Futbol uzun yıllar boyunca basit kurallarla oynanan ve herkes tarafından kolaylıkla anlaşılabilen bir oyun olarak kabul edildi. Günümüzde ise teknoloji destekli karar mekanizmaları ve sık değiştirilen uygulamalar nedeniyle oyunun yorumlanması giderek zorlaşıyor.

Bugün futbolun içinde aktif olarak bulunan teknik direktörler, yöneticiler ve medya mensupları dahi yeni kuralları takip etmekte zaman zaman güçlük yaşayabiliyor. Dolayısıyla futbolu yalnızca izleyen taraftarların doğru kararları anlamakta zorlanması doğal bir sonuçtur. Bu durum hakem kararlarına duyulan güveni de olumsuz etkileyebiliyor ve doğru uygulamalar dahi kamuoyunda yoğun tartışmalara konu olabiliyor.

“En önemli görev futbolun yöneten kurumlarına düşüyor”
Bu noktada futbol kurumlarının nasıl bir sorumluluk üstlenmesi gerekir?

Bence burada en önemli görev futbolun yöneten kurumlarına düşüyor. Hakem eğitimleri zaten düzenli olarak gerçekleştiriliyor; ancak benzer eğitimlerin kulüpler, teknik ekipler ve futbolcular için de sistematik hâle getirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle sezon başlarında yeni oyun kurallarına ilişkin uygulamalı eğitim programları hazırlanmalı ve bütün profesyonel kulüpler bu sürecin içine dâhil edilmelidir. Böylece futbolcular hangi davranışların disiplin cezasına yol açacağını, teknik ekipler ise hakem uygulamalarının hangi ilkelere göre şekillendiğini daha sağlıklı değerlendirebilir.

Bunun yanında yayıncı kuruluşlarla iş birliği yapılarak kamuoyuna yönelik bilgilendirici içeriklerin hazırlanması da önem taşıyor. Futbol yalnızca saha içinde oynanan bir oyun değildir; aynı zamanda milyonlarca insanın takip ettiği sosyal bir olgudur. Dolayısıyla kurallara ilişkin ortak bilgi düzeyinin yükseltilmesi, gereksiz tartışmaların azalmasına katkı sağlayacaktır.

Futbolcuların yeni kuralları bilmesi rekabet açısından da avantaj sağlayabilir mi?

Kesinlikle sağlayabilir. Günümüzde oyun kurallarını doğru yorumlayabilen futbolcular önemli rekabet avantajı elde edebiliyor. Röportaj sırasında da değindiğimiz gibi, millî takım düzeyinde yaşanan bazı pozisyonlarda oyuncuların yeni kuralları bilmeleri sayesinde rakip takım aleyhine kritik kararların verilmesine katkı sağladıkları görüldü. Bu durum yalnızca teknik becerinin değil, oyun bilgisi ve kural hâkimiyetinin de modern futbolun önemli unsurlarından biri hâline geldiğini gösterir. Dolayısıyla futbol eğitimi artık yalnızca fiziksel ve teknik gelişimi değil, oyun kuralları konusundaki bilgi düzeyini de kapsamak zorundadır.

Son olarak, futbolun geleceğine ilişkin genel değerlendirmeniz nedir?

Futbol önümüzdeki yıllarda ekonomik olarak büyümeye devam edecektir. Organizasyon sayısı artacak, yeni gelir modelleri geliştirilecek ve teknolojinin oyuna etkisi daha da belirginleşecektir. Bu dönüşümün tamamen durdurulması veya geçmiş yapıya dönülmesi gerçekçi görünmüyor. Bu süreçte korunması gereken temel unsur futbolun kurumsal güvenilirliğidir. Ekonomik büyüme ile yönetişim ilkeleri arasında sağlıklı bir denge kurulabildiği sürece futbol gelişimini sürdürecektir. Aksi durumda ekonomik başarılar kısa vadeli kalabilir ve futbolun toplumsal meşruiyeti zarar görebilir.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...