KADEM’in yönetim kurulu başkanlığından akademik çalışmalarınıza kadar kadın meselesini farklı alanlardan takip ettiniz. Bugün Türkiye’de kadınların yalnızca temsil edilmesini değil, karar alma mekanizmalarında daha etkin ve belirleyici roller üstlenmesini sağlamak için hangi politikalar önceliklendirilmeli?
Kadınların karar alma mekanizmalarında yer alması sadece bir temsil meselesi değil. Kadınların bilgi ve deneyimlerinin bu süreçlere yansıması, toplum olarak sahip olduğumuz potansiyeli ortaya çıkarmamız açısından da önemli. Bugün kadınlar eğitimden teknolojiye, iş dünyasından sivil topluma kadar hayatın pek çok alanında aktif rol alıyor, önemli sorumluluklar üstleniyorlar. Ancak bu birikimin karar alma ve yönetim kademelerine yansıdığını söylemek mümkün değil.
Kadınların eşit fırsatlara ulaşmasının önünde hâlâ aşılması gereken bazı yapısal sorunlar var. Çalışma hayatının bugünkü düzeni ve yerleşmiş kalıplar, kadınların kariyerlerinde ilerlemesini zorlaştırıyor. Uzun çalışma saatleri, terfi süreçlerinde karşılaşılan önyargılar ve liderliğin hâlâ daha çok erkeklerle özdeşleştirilmesi bunların başında geliyor. Bir de “cam tavan” olarak tanımladığımız, çoğu zaman görünür olmayan sınırlar var. Kadınlar özellikle kariyerlerinde ilerlemek ve yönetici pozisyonlarına gelmek istediklerinde, yazılı olmayan kurallar ve önyargılarla karşılaşıyorlar.
Bütün bunlara aile ve iş hayatını birlikte yürütmenin getirdiği zorlukları da eklemek gerekiyor. Kadınlar bir yanda iş hayatının yoğun ve katı koşulları, diğer yanda evin, çocukların ve ailenin sorumlulukları arasında çoğu zaman bir seçim yapmak zorunda kalıyor. Özellikle hamilelik, doğum ve emzirme dönemlerinde bu durum daha da belirginleşiyor.
Dolayısıyla mesele yalnızca kadınların çalışma hayatına katılması değil, bu hayatın içinde kalabilmeleri ve kariyerlerini sürdürebilmeleri. Bunun için aile ve iş yaşamını birlikte yürütmeyi kolaylaştıran koşullara ihtiyaç var. Erişilebilir ve nitelikli bakım hizmetleri, esnek ve aile dostu çalışma modelleri, annelik nedeniyle kariyerin kesintiye uğramasını önleyecek uygulamalar bu açıdan büyük önem taşıyor.
Son dönemde bu alanda atılan adımları da kıymetli buluyorum. Doğum izninin 16 haftadan 24 haftaya çıkarılması önemli bir gelişme. Babalık izninin 10 güne yükseltilmesi de aile içinde sorumlulukların daha dengeli paylaşılması açısından değerli.
“Kadınların ekonomi, teknoloji, akademi, medya ve bürokrasi gibi alanlarda daha fazla söz sahibi olması, siyasetteki temsillerinin güçlenmesi açısından da önem taşıyor”
Kadınların siyasette eşit temsili, BM’nin küresel gündemindeki başlıklardan biri. Türkiye bu hedefin neresinde? Türkiye’nin kadınların uluslararası siyasetteki görünürlüğünü artırması için nasıl bir yol haritasına ihtiyacı var?
Kadınların siyasette eşit temsili, BM’nin veya uluslararası gündemlerin ötesinde, Türkiye’nin kendi demokratik gelişimi ve toplumsal adalet hedefleri doğrultusunda ele alınması gereken bir konu.
Siyasette kadınların temsili henüz olması gereken düzeyde değil. Bunun elbette birçok nedeni var. Toplumsal ve kültürel kalıplar, ekonomik koşullar ve kadınların karar alma süreçlerine erişimde yaşadığı güçlükler bunların başında geliyor. Ama meseleye sadece siyaset üzerinden bakmamak gerekir. Kadınların ekonomi, teknoloji, akademi, medya ve bürokrasi gibi alanlarda daha fazla söz sahibi olması, siyasetteki temsillerinin güçlenmesi açısından da önem taşıyor.
Türkiye’nin kadın hakları alanında özellikle son yirmi yılda attığı önemli adımları da göz ardı etmemek gerekir. Pozitif ayrımcılık anlayışını güçlendiren çeşitli politika ve projeler hayata geçirildi. Özellikle hukuk alanında yasal metinler bakımından kadınların haklarını güçlendiren önemli düzenlemeler yapıldı.
Kadınların siyasetteki varlığını değerlendirirken yalnızca Meclis’teki kadın milletvekili sayısına ya da kadın bakanların oranına bakmak yeterli değil. Siyasi partilerin yönetim kadrolarında, il, ilçe ve mahalle teşkilatlarında, belediye meclislerinde çok sayıda kadın aktif biçimde görev alıyor. Görünürlüğü daha az olsa da siyasetin işleyişinde önemli rol üstlenen bir kadın emeğinden söz ediyoruz.
Elbette üst karar kademelerinde kadınların sayısının daha da artması gerekiyor. Kadınların önündeki engelleri kaldırmak ve hayatın her alanında eşit fırsatlara erişmelerini sağlamak da bu dönüşümün temel adımlarından biri. Kadın ve erkeğin sorumluluklarını daha adil bir şekilde paylaşması, kadınların ekonomik kaynaklara, eğitime ve gelişim imkânlarına eşit şekilde erişebilmesi bu dönüşümün önemli unsurları. Bütün bunların temelinde ise zihniyet dönüşümü var.
BM, AB ve Türkiye’de kadının siyasetteki rolü nasıl farklılaşıyor? Türkiye’nin temsil oranını uluslararası standartlara yaklaştırmak için hangi yapısal değişiklikler gerekli?
Bu konuyu değerlendirirken Türkiye’nin kendi toplumsal ve siyasi tecrübesini de göz önünde bulundurmak lazım. Bugünkü tabloyu anlamak için kadınların geçmişte sahip olduğu imkânlara, karşılaştıkları engellere ve siyasete katılım süreçlerinin nasıl şekillendiğine de bakmak gerekiyor.
Türkiye’de kadınların toplumsal hayata katılımının önünde uzun yıllar ciddi engeller vardı. Özellikle başörtülü kadınlar bu engelleri doğrudan yaşadı. 28 Şubat sürecini hatırlayın. Başörtülü kadınların üniversitelerde, kamu hizmetlerinde ve nihayet Meclis’te özgürce yer alabilmesi bile Türkiye açısından önemli bir demokratikleşme ve normalleşme adımıydı.
Bugün, geçmişte yaşanan kayıplara rağmen kadınların önündeki imkânların önemli ölçüde arttığını görüyoruz ki bu Türkiye’nin geleceği açısından önemli bir kazanım. Artık bu kazanımları kalıcı hâle getirecek, kadınların hayatın her alanında daha fazla söz sahibi olmasının önünü açacak politikaları konuşuyoruz.
Öncelikle kadınların siyasete katılımını kolaylaştıracak bir ortam oluşturmak gerekiyor. Bunun bir ayağı siyasi partilerde kadınların adaylık ve karar alma süreçlerinde daha fazla yer bulabilmesi. Bir diğer ayağı ise ekonomik ve sosyal koşulların kadınların siyasete katılımını desteklemesi. Bakım sorumluluklarının daha adil paylaşılması, kadınların yerel siyasette ve farklı karar alma kademelerinde deneyim kazanmasının desteklenmesi. Bütün bunlar birlikte ele alındığında, Türkiye’nin kendi toplumsal ve siyasi ihtiyaçlarına cevap veren daha güçlü bir kadın temsili mümkün olabilir.
“Bir kadın iş fikrine, bilgiye ve yetkinliğe sahip olsa bile sermayeye, yatırımcıya, iş ağlarına veya pazara ulaşamıyorsa bu potansiyeli ekonomik değere dönüştüremez”
Girişimcilik ve kadın projelerinde aktif bir isim olarak, kadınların ekonomik bağımsızlık kazanma sürecinde önlerindeki en keskin yapısal engeller hâlâ geleneksel kalıplar mı, yoksa finansal erişim mi?
Finansmana erişim önemli bir eşik ama tek başına yeterli değil. Kadının ekonomik hayata katılımını etkileyen, birbirini besleyen birden fazla yapısal unsur var. Geleneksel roller, bakım sorumluluklarının büyük ölçüde kadınların üzerinde olması, eğitim ve fırsatlara erişimdeki eşitsizlik, iş ağlarına ve pazarlara ulaşma imkânı ve finansal kaynaklara erişim bunların başında geliyor.
Bir kadın iş fikrine, bilgiye ve yetkinliğe sahip olsa bile sermayeye, yatırımcıya, iş ağlarına veya pazara ulaşamıyorsa bu potansiyeli ekonomik değere dönüştüremez. Bu nedenle kadın girişimciliğinde asıl ihtiyacımız olan şey, finansman, eğitim, mentorluk, iş bağlantıları ve pazara erişimi birlikte sunan güçlü bir ekosistem.
KADEM olarak 13 yıldır kadınların ekonomik ve toplumsal hayatta güçlenmesi için farklı alanlarda çalışmalar yürütüyoruz. İnovasyonda Kadın Programı’mız da bu yaklaşımın önemli bir örneği. Benzer şekilde kooperatifçilik çalışmalarını da önemli buluyoruz. Her kadın için tek bir girişimcilik modeli yok. Kimi kadın kendi şirketini kurarak, kimi kooperatif içinde üretim yaparak, kimi mevcut bir işletmede istihdam edilerek ekonomik hayata katılıyor. Dolayısıyla kadınların farklı ihtiyaçlarına ve hayat koşullarına uygun farklı modelleri desteklemek gerekiyor.
“Kadın emeğini görünür kılmak için önce emeğin tamamını görmemiz gerekiyor”
Kadın emeği ne zaman ucuzlaştırıldı? Ev içi karşılıksız emeğin ekonomik ve toplumsal değeri sizce nasıl hesaplanmalı, nasıl görünür kılınmalı?
Kadın emeğinin görünmez oluşu yeni bir durum değil. Tarih boyunca kadınların ev içindeki üretimi ve bakım emeği ekonomik değerin dışında tutuldu. Bugün de yemek yapmak, çocuk ve yaşlı bakımıyla ilgilenmek, evin düzenini yürütmek gibi işler toplumsal kabuller nedeniyle çoğu zaman “kadının doğal görevi” olarak görülüyor. Emek olarak kabul edilmiyor. Oysa bu işler, ekonomik hayatın ve toplumsal hayatın devamı için vazgeçilmez.
Aslında bu konu bizim uzun süredir gündemimizde. Mesela geçen yıl “Özel ve Kamusal Alanda Kadın Emeği” araştırması yaptık. 2025 yılı boyunca 12 şehirde, 520 kadınla görüşerek kadınların emek deneyimlerini dinledik. Amacımız kadın emeğine sadece istihdam ve ekonomik üretim üzerinden bakmamak, hayatın farklı alanlarında ortaya çıkan emeği bütün boyutlarıyla anlamaktı. Araştırmanın ortaya koyduğu en önemli sonuçlardan biri, kadınların yalnızca “çifte mesai” yapmadığı, aslında çoklu bir emek döngüsü içinde yaşadığı oldu. Çünkü kadın çalışsa da çalışmasa da planlıyor, organize ediyor, bakım veriyor, ihtiyaçları öngörüyor ve çoğu zaman ailenin duygusal yükünü de taşıyor.
Yine bu meseleyi uluslararası platformlarda da gündeme taşıdık. 2025 yılında New York’ta, BM Kadının Statüsü Komisyonu’nun 69. Oturumu kapsamında “Kadın Emeğini Anlamak” konulu bir panel düzenledik. Bu panelde bakım ekonomisinden tarım işçiliğine, dijitalleşen çalışma modellerinden kadın emeğinin görünmeyen boyutlarına kadar pek çok başlığı ele aldık.
Kadın emeğini görünür kılmak için önce emeğin tamamını görmemiz gerekiyor. Evde harcanan zaman, bakım sorumluluğu, zihinsel yük, duygusal emek ve üretim süreçlerine katkı… Bunların hepsi emeğin bir parçası. Elbette bu emeğin ekonomik değerini ölçmek ve görünür kılmak çok önemli. Ama bizim için mesele bundan daha geniş. Kadınların emeğinin değerini kabul etmek ve bu emeğin daha adil paylaşılmasını sağlamak gerekiyor.
“Kadınların çalışma hayatında daha güçlü bir şekilde yer almasını desteklemek bizim için önemli”
KADEM’in kuruluşundan bu zamana baktığımızda, ortaya koyduğunuz kadın ve aile politikaları vizyonunda hangi önemli kazanımları görüyorsunuz ve önümüzdeki dönemde hangi hedefleri büyütmek istiyorsunuz?
KADEM’in 13 yıllık serüveninde en önemli kazanımlarımızdan birinin kadın meselesine geniş bir perspektiften bakabilmek olduğunu düşünüyorum. Kadın sorunlarını birbirinden bağımsız görmüyoruz. Bir kadının eğitim imkânı, çalışma hayatındaki konumu, aile içindeki sorumlulukları ya da toplumsal hayata katılımı birbirini etkileyen meseleler. Biz de çalışmalarımızı bu bütünlük içinde geliştirmeye çalışıyoruz.
Kadına yönelik şiddetle mücadele bu çalışmaların en önemli başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Toplumun her kesiminde farkındalık oluşturmanın ve şiddetin ortaya çıkmasını önleyecek bir kültürü güçlendirmenin önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle eğitim ve farkındalık çalışmalarımızı da sürekli geliştiriyoruz.
Önümüzdeki dönemde kadınların çalışma hayatında daha güçlü bir şekilde yer almasını desteklemek bizim için önemli. Teknoloji, inovasyon ve yapay zekâ gibi alanlar çalışma hayatını hızla dönüştürüyor. Kadınların bu dönüşümün dışında kalmaması, bu alanlarda üretmesi ve karar verici konuma gelmesi gerekiyor. Uluslararası çalışmalar da bizim için önemli bir başlık. Türkiye’de edindiğimiz saha deneyimini ve oluşturduğumuz birikimi dünya kadınlarıyla paylaşmak, kadın ve aile politikaları üzerine yürütülen uluslararası tartışmalara daha güçlü katkı sunmak istiyoruz.
Kadınların haklarına erişebildiği, ekonomik ve sosyal hayatta daha güçlü yer alabildiği, şiddetin önlenmesi konusunda toplumun daha fazla sorumluluk aldığı ve aile hayatının adalet temelinde güçlendiği bir anlayışı daha ileri taşımayı hedefliyoruz.