23 Şubat 2026

Türklerin ulu anası: Halide Edip Adıvar

Halide Edip Adıvar; eğitimci, romancı ve Millî Mücadele neferi kimliğiyle bir imparatorluğun çöküşüne, bir cumhuriyetin doğuşuna tanıklık etti. Cephede onbaşı oldu, kürsülerde kadın haklarını savundu, fikirleri ve cesaretiyle dönemin en tartışmalı ama en etkili isimlerinden biri hâline geldi.

Başlık olarak yazdığım “Türklerin ulu anası” Halide Edip’in Yeni Turan adlı romanından sonra verilen unvanlardan biridir. Fakat buradaki “Turan”, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Türkleri kapsayan bir tanımdır. [1] Gelin bu tanımların arkasındaki Halide Edip’in renkli hayatına bakalım.

Halide Edip’in babası Ceyb-i Hümayun Dairesi kâtiplerinden Selanikli Mehmed Edip Bey, annesi Bedrifam Hanım’dır. Halide Edip küçük yaşta annesini kaybedince çocukluğu, ileride sanat hayatında önemli tesirleri görülecek olan anneannesinin evinde geçti ve ilk terbiyesini ondan aldı. Annesinin ölümünden sonra birkaç evlilik yapan babasının yanında ise Anglo-Sakson eğitimine tâbi tutuldu. Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nin ilk öğrencilerinden biri oldu. Ayrıca devrin tanınmış şahsiyetleri Şükrü Efendi’den Arapça, Rıza Tevfik’ten Türk edebiyatı ve felsefe, Salih Zeki’den de matematik dersleri aldı. Bu arada Fransızca ve musiki öğrendi.

İlk evliliğini, koleji bitirdikten sonra hocası Salih Zeki ile yaptı (1901) ve ondan iki oğlu oldu. 31 Mart Vakası üzerine çocuklarıyla birlikte Mısır’a kaçtı (1908); bir davet üzerine oradan İngiltere’ye gitti. Olaylar yatıştıktan sonra tekrar yurda döndü ve Dârülmuallimat’ta pedagoji öğretmenliğine tayin edildi (1909). 1911’de Salih Zeki’den ayrıldı. Bu sırada eğitim hizmetlerine ağırlık veren ve Türkiye’nin geleceğine şekil verecek çocukların iyi birer şahsiyet olarak yetişmeleri için önce kadının yetiştirilmesinin gerekli olduğunu savunan Halide Edip, ilk dönemde kaleme aldığı eserlerinde daha çok kadın ve çocuk eğitimi üzerinde durdu. 1909 ve 1911’de kısa sürelerle İngiltere’ye gitti, eğitimci Isabel Fry’ın misafiri oldu ve orada bazı İngiliz aydınlarıyla tanıştı. Kadınların toplum hayatına katılması ve eğitilmesi amacıyla Teali-i Nisvan Cemiyeti’ni kurdu. Ayrıca 1912’de faaliyete geçen Türk Ocağı’nda da görev aldı. Bu tarihlerde yapmış olduğu öğretmenlik ve müfettişlik çalışmalarına, Cemal Paşa’nın kendisini davet ettiği Suriye’de de devam etti ve oradayken Adnan Adıvar ile evlendi (1917). 1918’de Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ne Batı edebiyatı hocası olan Halide Edip üzerinde en büyük tesiri, birçok Türk aydınında olduğu gibi, Balkan Savaşı yaptı. Bu savaşta Batı dünyasının Türk ve Müslümanlara karşı tutumu, Batı’ya olan inanç ve güveninin ciddi şekilde sarsılmasına sebep oldu.

15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgalinden sonra düzenlenen Fatih, Üsküdar ve Sultanahmet mitinglerine konuşmacı olarak katıldı. Özellikle Sultanahmet mitinginde âdeta efsaneleşti. Bu yıllarda Anadolu’ya gizlice silah kaçırma işinde de görev alan Halide Edip, 1920’de kocasıyla birlikte Anadolu’ya geçerek Millî Mücadele’ye fiilen katıldı. Cephelerde dolaştı, Kızılay hastanelerinde görev aldı. Bir yandan Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde çalışırken diğer yandan o günün heyecanını aksettiren yazılarını İstanbul’da çıkan gazete ve dergilerde yayımladı. Yunanlıların yaptıkları zulümleri tespit eden ve daha sonra Genelkurmay Başkanlığı’nca yayımlanan Tedkik-ı Mezalim Komisyonu raporlarının hazırlanmasında da görev aldı. Millî Mücadele sırasında ordudaki çalışmalarından dolayı kendisine önce onbaşılık, daha sonra da başçavuşluk rütbeleri verildi.

Sürgün yılları, cephe hatıraları ve siyasi hesaplaşmalar

Millî Mücadele’den sonra, kurucuları arasında Adnan Adıvar’ın da bulunduğu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın İsmet Paşa (İnönü) hükûmetince kapatılması ve Mustafa Kemal’le aralarında çıkan siyasi ihtilaflar yüzünden kocası ile birlikte Türkiye’den ayrıldı (1925). Önce İngiltere’ye, daha sonra Fransa’ya yerleşti. Bu arada William Stown Political Institute’un düzenlediği konferansa davet edilerek Amerika’ya gitti (1928). 1930’da da Barnard College’da (Columbia Üniversitesi) konferanslar vererek Amerika’yı dolaştı. Atatürk’ün ölümünden sonra, 1939’da yurda döndü. 1940’ta profesör olarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı Kürsüsü’nü kurmakla görevlendirildi. 1950’ye kadar bu görevi yürüten Halide Edip, 1950-1954 yılları arasında Demokrat Parti listesinden bağımsız İzmir milletvekili oldu. 9 Ocak 1964’te İstanbul’da öldü, Merkezefendi Mezarlığı’na gömüldü. [2]

Batı kamuoyunda da Halide Edip gibi feminist bir kadın yazarın Ankara'ya gelerek Millî Mücadele’ye katılması ve bir ajans kurması ilgiyle karşılanmış, hakkında çeşitli yazılar yayımlanmıştı. Ankara'ya gelen yerli ve yabancı ziyaretçiler ve temsilcilerle de görüşen Halide Edip, Millî Mücadele lehine propaganda yapmakta, yazılarıyla kamuoyunu aydınlatmaktaydı. Hilal-i Ahmer faaliyetlerine katılan yardım amaçlı toplantılar düzenleyen Halide Edip, bu toplantılarda kadınları yardıma ve mücadeleci olmaya çağırırken Müslüman ülke kadınlarıyla da yazışmaktadır. Silah kullanmayı da öğrenen yazar (2 Haziran 1921) İnönü Savaşı’ndan sonra Eskişehir’de yaralı askerlere hasta bakıcılık yapar. Sakarya Savaşı’nda cephede görev isteyen (16 Ağustos 1921) ve M. Kemal Paşa'nın emriyle cephede görev alan (18.8.1921) Halide Edip, Garp Cephesi’nde I. Şube’de Binbaşı Kemal'in emrinde çalışır. “Her gün muhtelif tümenlerin insan, mühimmat ve silah bakımından kuvvesini tesbit edecek, not alacaktım” diyerek hatıralarında çalışmalarından bahseder. Ve sembolik olarak onbaşı rütbesi ile cepheye katılır. Sakarya Savaşı'ndan sonra da bu cephede görevine devam eden ve Büyük Taarruz sırasında cephede askerlere moral veren Halide Edip’e zaferden sonra üst çavuş rütbesi de verilir (16 Eylül 1921).

Cumhuriyet'in ilanı ve Halifeliğin kaldırılması inkılap hareketlerini hızlandırmıştı. Ülkedeki bu hızlı değişim çeşitli sıkıntılar meydana getirmiş, fikir ayrılıklarını da arttırmıştı. Gittikçe artan şekilde M. Kemal Paşa’ya ve inkılaplara karşı muhalefet oluşmuş, diğer taraftan bazı muhaliflerce Cumhuriyet Halk Partisi’nin karşısında Terakkiperver Cumhuriyet Partisi kurulmuştu. 1924'te parti kurma çalışmaları sırasında muhalefet safında yer alan Dr. Adnan ve Halide Edip artık farklı bir konumda bulunmaktaydı. Konferans ve yazılarında yapılan inkılapları değerlendiren ve eleştiren Halide Edip, ülkedeki demokrasiye geçişin yavaşlığından duyduğu rahatsızlığı dile getirmekteydi. Kadınlara siyasal hakların verilmemesinden duyduğu memnuniyetsizliği de “Kadınlara seçme ve seçilme hakkı vermeyen bir partiye taraftar değilim” sözleriyle ifade ediyordu. Cumhuriyet Halk Partisi ve M. Kemal Paşa ile siyasi görüş ayrılığına düşen Halide Edip hakkında bu anlaşmazlık yıllarında olumsuz bazı iddialar ortaya atılmıştı, “Amerikan mandaterliğini savunduğu, Yahudi dönmesi olduğu, aşırı ölçüde Batı yanlısı bir tutum içerisinde bulunduğu, çeşitli yazı ve romanlarında dine ve din adamlarına saldırdığı” iddiaları ve ithamları başlamıştı. Bu ithamlar yazarın milliyetçi ve mücadeleci kişiliğine gölge düşürmüştü. Bir taraftan rahatsızlığı diğer taraftan fikir ayrılıkları Halide Edip ve Dr. Adnan’ı Türkiye'den uzaklaştıracak ve 1926'dan 1930'a kadar yurt dışında yaşamaya zorlayacaktı.

M. Kemal Atatürk'ün ölümünden sonra Türkiye'ye dönmeye davet edilen Halide Edip, yurt dışında bulunduğu sırada Türkiye'yi ve Türk kadınını temsil etmiş, konferanslar vererek yazı yazmaya devam etmişti. İngiltere, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan'a giden yazar, buralarda verdiği konferanslarla büyük ilgi toplamıştır. 1928-1929'da Amerika'ya davet edilen ve üniversitelerde “Yakın Şark ve Sanat Tarihi”ne dair konferanslar veren Halide Edip, William Stown, Political Institue'un düzenlediği yuvarlak masa konferansına katılmış ve bu konferansa katılan ilk kadın olarak hakkında geniş yayın yapılmıştır (2 Ağustos-30 Ağustos 1928). Amerika’ya ikinci kez 1931 yılında Columbia Üniversitesi, Barnard College’nin daveti üzerine giden Halide Edip, misafir profesör olarak “Çağdaş Türk ve Fikir Edebiyatı” hakkında dersler vermiştir. Yazar, 1935 yılında Hindistan’da kurulacak bir Müslüman üniversitesinin (Jamia-ı Mıllia) temellerini atacak bir kampanyaya katılarak Hindistan'a gitmiş, Yeni Delhi Müslüman Üniversitesi’nde misafir profesör olarak çalışmıştır. Kalküta ve Benares Hint üniversitelerinde; Haydarabat, Aligar Lahur, Peşaver Müslüman üniversitelerinde konferanslar vermiştir. [3]

“Yeni Turan” tartışmaları ve çok katmanlı bir kimliğin inşası

Yazının başında belirttiğimiz Halide Edip’in Yeni Turan romanı tamamen herkes tarafından beğeni sağlamış diyemeyiz. Yahya Kemal, Halide Edip’in Yeni Turan romanını değerlendirmiş ve onun, İstanbul’un bütün kasap dükkânlarına isim anası olduğunu kaydetmiştir. Halide Edip, ünlü şairin bu tenkidini yerinde bulmamıştır. Dahası hafife alınmış bir tenkit anlayışı diye nitelendirmiştir. Yahya Kemal’in bu tenkidini gülünecek bir tenkit gibi gören Halide Edip ileri fikirleriyle de övünür: “Ben daha o romanımda kadınlara oy hakkı tanımıştım.” 1910 veya 1911 yılında böyle düşünen Halide Edip, kadınların gri çarşaflarıyla sosyal yaşayışa ve siyaset hayatına katılmasını istemiştir.

Halide Edip, “Turan”ı elbette uzak hayal olarak görür. Onun asıl niyeti batan bir imparatorlukta Türklüğü savunmaktır. Duyguları son derece taşkındır ama tenkitler de acımasızdır. Onun için Turancı, ırkçı Halide, Amerikan mandacısı Halide gibi suçlamalarla karşılaşır. Bunların hepsi gün gelir unutulur. Kitapları, hayatı, hakkında yazılanlar geride kalır. Kendi kendine düşünürken o da şaşırır. Ne çok Halide Edip vardır ve kendisinin hangisi olduğunu bilemez. Birden çocukluk günleri aklına gelir. Şık elbiseler, incik cıncık, renkli taşlar... Sultan Hamit devridir. Rumların ve Ermenilerin devam ettiği çalgılı gazinolar gözünün önüne gelir. Bu çalgılı gazino, babasının ikinci evinin de bulunduğu Ihlamur’dadır. Edip Bey, İngiliz terbiyesine düşkündür. Rum madamın hususi mektebinden sonra Amerikan Koleji’ne gider. Babası küçük Halide ile çok ilgilidir. O kadar ki kızının çoraplarına kadar her şeyi o seçer. Edip Bey, ikinci kere evlenmiştir. Bu sırada Halide Edip’in üzerinde iki etkiden bahsedilebilir. İlki Mevlevi bir hanım olan anneannesinin etkisidir. O, “Halide! Sakın geceleri dualarını etmeyi unutma” şeklinde sıkı sıkı tembihlerde bulunur. Etkilendiği öteki kişi de ilk eşi Salih Zeki’dir. Ünlü bir matematikçi olan Salih Zeki, Halide’ye biraz Emile Zola okumasını telkin eder. “Edebiyat da matematik gibi müspet bir ilimdir” der.

Öte yandan Halide Edip anne olmak ister. Fakat bunun da vakti vardır. Doktorların anne olması için koyduğu bitip tükenmek bilmeyen iki yıllık süre canını sıkar. Halide Edip ise anne olmak için son derece kararlıdır. Nitekim anne olur ve oğlunun adını Ayet koyar. Anne olur ama rahat değildir. Sürüp giden bu sıkıntıların, onun müspet bilimlerle kaynaşamamış olmasından ileri geldiğini düşünür. Bu arada Emile Zola hakkında fikirlerini söyler. Ona göre Emile Zola’nın romanlarında hep iğrenç, hep çirkin yönler ağır basar. Shakespeare’de ise hep erkeksi bir ton vardır. Oysa o “kadınsı sezgileri olan yazarları” daha çok sevecektir.

Halide Edip’in eşi Salih Zeki, insanların yalnızca bilim adamları sayesinde vahşetten kurtulabileceklerine inanır. Politikaya sıcak bakmaz, politikayla ilgilenmez. Babası ise İttihat ve Terakki üyesidir. İkinci oğlu Hikmet’i de dünyaya getiren Halide Edip, halkın yeniliklere yabancı kaldığından yakınır. Onun gözünde tek bir umut vardır. O da İttihat ve Terakki’dir. Hükûmet, otuz yıldır ülkenin refah ve huzuru için yapılması şart hiçbir ödevini yapmamış, durmadan toprak kaybetmiş, insanlarımız sefalete düşmüş, hırsızlıklar artmış, suiistimaller almış yürümüştür. Ortaya çıkan bu acı tabloya hiçbir vicdanın dayanmayacağını düşünen Halide Edip son derece umutsuzdur. Böyle bir ortamda II. Meşrutiyet’in ilan edilmesi kitleleri harekete geçirmiş, insanlar sokaklarda coşkulu gösteriler yapmıştır. Halide Edip, Meşrutiyet idaresinin gelmesini mucize gibi karşılar. Salih Zeki de başka çare kalmadığını, dini, milliyeti ne olursa olsun bütün Osmanlıların İttihat ve Terakki çatısı altında toplanması gerektiğini düşünür.

Yaşadıklarına inanamayan Halide Edip, bir ara gelişmelerden şüphelenir, bunların tuzak olmasından korkar. Henüz daha korkularından arınmayı öğrenememiştir. Sokaklarda söylev verenleri izler. Konuşmacılardan birisi de hayranı olduğu hocası filozof Rıza Tevfik’tir. Ülkedeki bu genel havadan onun etkilendiğini görüyoruz. Bu etkiyledir ki Halide Edip, Tanin gazetesinin yazı kadrosunda yer alır. Sürekli yazmaya çalışır, yazdıkça da korkuları dağılır. Ne var ki onu bu iyimser duygulardan koparan, bir bakıma kendine gelmesini sağlayan, daha gerçekçi değerlendirmelere yönelten 31 Mart Olayı’na tanık olacak ve tehditler almaya başlayacaktır. Gerçi evinden pek dışarı çıkmaz. Fikir hayatını takip etmeye çalışır. Ne var ki kendi köşesindeyken bile karşılaştığı bu tehditlere aldırmaz. Her yazarın bu çeşit aptalca tehditlerle karşılaşabileceğini düşünür. Fakat asıl sıkıntısı kocasından yanadır. Zira Salih Zeki’nin eve ikinci bir kadın getireceğini öğrenince, imzasız tehdit mektuplarından çok daha fazla gönlü yaralanmıştır. Dolayısıyla bundan böyle yazdıklarında sadece baba adını kullanmaya karar verir. Bütün bu olaylar ona artık sokaktan korkmamayı ve ayakları üzerinde durmayı öğretecektir. [4]

Notlar

[1] İnci Enginün, Ziya Gökalp ve Halide Edip Adıvar, Ziya Gökalp, Ankara, Ziya Gökalp Derneği, 1978, cilt: III, sayı:10, s. 134.

[2] İnci Enginün, Halide Edip Adıvar, TDV İslam Ansiklopedisi, 1988, İstanbul, 1. cilt, s. 376.

[3] Leylâ Kaplan, Halide Edip Adıvar, Kurtuluş Savaşına Yön Verenler: Cumhuriyet’in Kuruluşunun 70. Armağanı, Ankara, Gazi Üniversitesi, 1994, s. 187-189

[4] Mustafa Özcan, Tiyatro Eserlerinde Halide Edip Adıvar = Halide Edip Adıvar in Dramatic Works, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Konya, Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, 2005, sayı: 17, s. 171, 179-180.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...