Türk edebiyatının kaptanı: Attila İlhan
Attila İlhan’ın düşünce dünyası, Batılılaşma ile çağdaşlaşma arasındaki gerilimi sorgulayan bir arayışın ürünüdür. Şair; tarih, kültür ve ekonomi ekseninde geliştirdiği “ulusal sol” yaklaşımıyla, Türkiye’nin bağımsızlık ve kalkınma meselesine özgün bir perspektif sunar.
“Ufak ufak, Osmanlı mülkünü adına 'Batıcılık' denilen bir belanın batırdığını seziyor, ilericilik ve toplumculuk diye, yine Batılılaşmadan yana oluşumuzu doğrusu açıklayamıyordum. Çağdaşlaşmayla Batılılaşma arasındaki farkı henüz bulamamış da olsam, Atatürk'ün yaptıklarıyla, Tanzimat ve Meşrutiyet Paşalarının yaptıkları arasında önemli bir ayrılık, ayrılık ne laf, önemli bir karşıtlık olması gerektiğini aklım kesiyordu. Kesiyordu ama bütün yaşıtlarım gibi iki yanlı koşullandırılmış olduğumdan durumu bir türlü gereğince değerlendiremiyor, bir türlü işin içinden çıkamıyordum.
'İki yanlı koşullandırma”'dedim, doğrudur: Atatürkçü olarak, okul boyunca, bir Atatürk sonrası Atatürkçülüğünün kalıbına sokmuşlardı beni; çağdaşlaşma sorununu, çağdaş yöntemlerle ulusal uygarlık bileşimi yapmak diye değil, Batılı kapitalist ülkelere benzemek diye anlatmışlardı. Bu yüzden geçmişimize burun kıvırıyor, kendimizden olanı küçümsüyor, Batıcılığı herkes gibi ben de Batılılara öykünmek diye alıyordum.” [1]
Bu sözlerin yazarı olan Attila İlhan bir nesle Batılı olmanın nasıl özendirildiğini kısaca anlatmıştır.
Attila İlhan 15 Haziran 1925’te Menemen’de doğmuştur. Büyükbabası Mehmed Hamdi Efendi çeşitli Anadolu kasabalarında kadılık yapmış, babası Muharrem Bedrettin Bey ise İzmir vali muavinliği görevinde bulunmuştur. İzmir’de başladığı öğrenimini katıldığı bazı olaylar sebebiyle İstanbul’da Işık Lisesi’nde tamamlayabildi (1946). Bir süre İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne devam ettiyse de ikinci sınıfta iken Paris’e gidince tahsili yarıda kaldı, Paris’ten dönünce Türkiye Sosyalist Partisi’nin yayın organı Gerçek’te gazeteciliğe başladı (1950). Ardından birkaç defa daha Paris’e gitti, oradaki sanat ve kültür hayatını yakından tanıma fırsatı buldu. Sonraki yıllarda çeşitli aralıklarla Vatan, Demokrat İzmir, Yeni Ulus, Yeni Ortam, Dünya, Milliyet, Güneş, Meydan ve Cumhuriyet gazetelerinde yazılar yazdı. Yelken, Sanat Olayı ve Cönk dergilerini yönetti. 1959-1962 yılları arasında senaryo yazarlığı ve rejisörlük yaptı. Ali Kaptanoğlu takma adıyla yazdığı, aralarında “Yalnızlar Rıhtımı”, “Dişi Kurt”, “Şoför Nebahat”, “Ver Elini İstanbul” gibi ünlü filmlerin de bulunduğu on beş kadar senaryosu filme alındı. 1974’te Ankara’da Bilgi Yayınevi’ne yayın danışmanı oldu. 1981’de İstanbul’a yerleşti. “Kartallar Yüksek Uçar”, “Yarın Artık Bugündür” ve “Kurtlar Sofrası” gibi senaryoları TRT’de dizi film olarak gösterildi. Yeni romanlar kaleme alırken eski romanları da yeniden yayımlandı. 15 Ekim 2005’te İstanbul’da vefat etti. [2]
Şiirde sentez arayışı: Tarih, toplum ve romantizm ekseninde Attila İlhan
Attila İlhan'ın şairliği; romancı, eleştirmen, denemeci kimliğini fazlasıyla aşar. Onun şiiri bütün bu edebi çalışmaların bir çeşit zirvesi, toplamı gibidir. Gazelden destana, halk duyarlılığından klasik müziğe; temaları, teknik arayışları itibarıyla gösterdiği çeşitlilik büyük bir genişliğin içinde olduğunu gösterir. Attila İlhan’daki tarih düşüncesi de bir genişliğin, sentezin ifadesidir. Bu sentez kendi sosyolojisi kadar bütün bir tarih, gelenek zemininde çatışmasızlığıyla okuru şaşırtacak cinstendir. Diyalektik ve sosyal realizm vurgularıyla birlikte onun şiirinin atmosferi gerilim odaklı bir romantizmdir.
Hasan Bülent Kahraman'ın deyişiyle Türk şiirini değiştiren şairin, duyguya fazlasıyla giren imgesel zenginliği, konu ve temalarıyla sosyal realizme bağlanarak bir tarih konumlaması içerir. Bu nedenle Attila İlhan önerdiği sentezin dışında seyir izleyen Garip ve İkinci Yeni hareketlerine savaş açmıştır. O, bu şiir hareketlerini sosyal gerçekliğin engellenmesi biçiminde görmüş ve kendisinin durduğu yeri esas tutarak Osmanlı'da başlayıp Cumhuriyet'te süren bir akışı kesin doğru kabul etmiştir. Oysa kalın hatlarla Osmanlı bakiyesi ve yeni Cumhuriyet kendi içinde türlü tefsirlerle ele alınmakta ve hatta uzlaşmaz görülmektedir. Şiirinde bu sentezi rahatlıkla geliştiren Attila İlhan’ın tarih düşüncesinde odaklanırken Türk sosyalizmine kendi kulvarından bir yer gösterdiği tespit edilmektedir.
Kalkış noktası olarak onun Mavi dergisinde yayınlanan "Sosyal Realizmin Münasebetleri yahut Başlangıç" adlı yazısındaki temel vurguları dikkate almak gerekir. Ona göre, yakın tarihteki edebi oluşumlar tarihselin içinde bir sosyal realizm kuramamışlardır. Örneğin Batıcı bir Osmanlı sentezine bel bağlayan Servet-i Fünun, doğrudan Doğu'ya bağlı kalan Müslüman kafa, uzak tarihe bağlanan Turancı arayış Türk edebiyatına yön veremeyecek oluşumlardır. Onun sentezi “Batılı estetik görüşün millî şartlar içerisinde ele alınması” çerçevesindedir. Attila İlhan'daki tarih düşüncesinin başlangıcı, biyografik açıdan bakılınca bürokrat ve sanatkâr babanın divan şiiri sevgisiyle ilişkilidir. Babasına ithaf ettiği "tarz-ı kadim" şiirinde dile getirdiği eleştirel romantizm, alttan alta Osmanlı kültürü ile barışık bir dünyadır. Çünkü içselleştirilmiş bir nostaljiyle konuşur bu şiirde.
Üstüne öğrencilik yıllarında Nazım Hikmet şiiri dolayısıyla erken başlayan yasaklılık psikolojisi ve “40 Karanlığı” ile gergin ilişkisi tarihe sosyalizm dolayısıyla bakışını geliştirmiştir. Millî Şef dönemi solcu tevkifatı yine romantik bir yakın tarih kurmasına yol açar. Eğitim yıllarındaki kesinti, gazetecilik, senaryo yazarlığı ve bunların hepsinin önünde gelen erken yaşta şair olmak şöhreti adeta onun sınırlarını belirler. Aslında şiirindeki tarih de bu biyografiden ve Cumhuriyet tarihinden beslenir. Geniş bir son dönem Osmanlı antolojisi, İttihat ve Terakki gerilimi, Cumhuriyet ve Gazi Paşa kültürü, şiirindeki tarihin kabartmalı taraflarını oluşturur. Bunlara eklenecek en önemli öğe ise Türk sosyalizmi düşüncesine bağlı bakışıdır ve bu da şiirinin Nazım Hikmet etkisindeki gelişimidir. Aslında bütün bir özet mahiyetinde “kim kaldı” şiiri, şairin tarihi sorunsuz kabulünün güzel bir çerçeve örneğidir. Şiirde, İttihat ve Terakki, Müdafaa-i Hukuk, İştirakiyyun arasında çok rahat bir geçiş bulması bunu gösterir. İlgili şiirdeki:
“kim kaldı
müdafaa-i hukuk cemiyeti'nden
avcı ceketi
körüklü çizme
astragan kalpak
bazen 'ittihatçı'
hafif ‘iştirakiyun’”
dizeleri her şeyi birbirine öyle bitiştirir ki üstüne sorulacak sorular ancak derinlikli ayrımlarla ortaya konabilir hâle gelir. [3]
Düşünsel arayıştan ulusal sola
Attila İlhan kendi yaşam serüveninde bir ayağı Batı'da bir ayağı Anadolu'da olan bir Türk aydınıdır. Düşüncelerinin filizlendiği dönem olan 1940'larda bir yandan Marksizm eksenli Batı düşüncesini tanımış öte yandan yaşadığı toplumun kültürüyle tanışmıştır. İlhan'ın düşünsel gelişimindeki rehberleri (Kemalizm anlayışındaki fikir babası Niyazi Berkes olmakla birlikte) Nazım Hikmet, Kemal Tahir, Esat Adil, Hikmet Kıvılcımlı, Behice Boran gibi sol entelektüellerdir. Bu etkileşim bürokrat bir ailenin çocuğu olarak büyüyen İlhan'ın salt kültür meselelerini değil ekonomik meseleleri de toplum hayatının başat unsuru saymasına yol açmıştır.
1940'larda başladığı yazı hayatında Marksist tezlerin etkisinde eşitsizlik meselesini sorun etmiştir. 1930'larda Anadolu'yu tanıyan İlhan 1940'ların sonunda Avrupa'ya gitmiş ve Batı uygarlığını bizzat gözlemiştir. Gözlemlerini Marksist düşüncenin etkisi altında sentezci ve diyalektik bir yöntemle geliştiren İlhan için Batı, emperyalizmle anlam bulurken Kemalizm ve sosyalizm ulusal bağımsızlığın ve ulusal kalkınmanın referanslarına dönüşmüştür. İlhan'ın zihnindeki temel çelişki, gelişmiş kapitalist ülkeler ile geri bırakılmış ülkeler arasında belirlenmiş ekonomi eksenli bir karşıtlıktır. Geri kalmışlığın sebebi kültür ve ideoloji değildir İlhan'a göre, tarihsel süreçte gerçekleşen iktisadi bağımlılıktır.
Ancak yine de bağımsızlık ve kalkınma için ideolojinin yani düşünsel zeminin öneminin farkındaydı İlhan. O da diğerleri gibi hangi yolun çare olduğuna kafa yoruyordu: İslamcılık, Türkçülük, sosyalizm, Batıcılık. Hangisi Türkiye'nin yolunu aydınlatabilirdi? Denemelerinin başlığını oluşturan "Hangi?" sorusu, onun arayış içinde olduğunun göstergesiydi. Eserlerinde daima bir kök arayışı, bir kültürel ve iktisadi dayanak bulma çabası söz konusuydu. Tıpkı Şevket Süreyya Aydemir gibi özünü, can suyunu arıyordu. Vardığı noktada bulduğu şey bir sentezin ürünüydü: Ulusal sol.
Ulusal sol perspektifinde Kemalizm, bağımsızlık ve kalkınma anlayışı
Ulusal sol düşünce İlhan'ın Kemalizm, sosyalizm ve ulusalcılık anlayışının bir sentezi olarak gelişmiştir. Kemalizm düşüncesi Millî Mücadele döneminin ruhuyla anlam bulurken, emperyalizme karşı mazlum milletlerin kurtuluşunu ifade etmiştir. Bu bakımdan Türk devrimi halkın gücüne dayanarak gerçekleştirilen demokratik ve millî bir hareket, Kemalist inkılaplar ise Türk ulusunu çağdaş uygarlık düzeyine taşımayı hedefleyen girişimlerdir. Kemalizm ekonomide ve kültürde tam bağımsızlığı hedefleyen bir program iken, İnönü Atatürkçülüğü bu alanlarda bağımlılığa götürmüştür, İlhan'a göre. Bu yönüyle İnönü Atatürkçülüğü hem gerici hem taklitçidir. İlhan bu ayrımını kuvvetlendirmek için Köy Enstitüleri olayını ele almıştır. Mustafa Kemal’in öncülüğünde köyü kalkındırma ve ekonomik bağımsızlığın tabanı yapma hedefiyle, eğitimin motor gücüne inanarak başlayan hareket, İnönü döneminde köylüyü köyde tutmak ve eğitim yoluyla Batılı değerleri kırsal kesime benimsetmek üzere araçsal hâle getirilmiştir. İlhan'a göre bu tipik bir Tanzimat alafrangacılığıdır ve niteliği itibariyle çağdaş görünse de özü itibariyle gericidir.
Düşün hayatının temel meselelerine belirli ayrımlar üzerinden bakmaya başlayan İlhan, Cumhuriyet'in Osmanlı ve Batı ile ilişkisindeki ayrım noktasının bir kültür sorunu değil bir ekonomi sorunu olduğu kanısındadır. Mesele üstyapı değil altyapıdır. Osmanlı bağımsızlığını yitirmiş bir imparatorluk iken Cumhuriyet bunu yeniden tesis etmenin adı, Batı sömürüye dayalı gelişimiyle emperyalizmi temsil ederken Cumhuriyet geri bırakılmışlığın sembolüydü. Dolayısıyla temel sorun iktisadi gelişme, temel çelişki ise gelişmiş kapitalist ülkeler ile az gelişmiş ülkeler arasındaydı. Yapılması gereken ulusal bağımsızlığı ve ulusal kalkınmayı tam anlamıyla gerçekleştirmekti ve Kemalist hareket de bu hedefin bayraktarıydı. Türk aydının düşünmesi gereken esas mesele Türkiye'nin bağımsızlığıydı. Erken Cumhuriyet döneminde doğan pek çok aydının ana kaygısı da Türkiye'nin Batı hegemonyasından kurtarılmasıydı. Ekonomik prangadan kurtulmadan kültür sorunu sarahate kavuşturulamazdı. Turgut Uyar'ın deyişiyle "Büyük ev abluka"daydı. [4]
Notlar
[1] Attila İlhan, Hangi Batı, Bilgi Yayınevi, 1996, s. 11-12.
[2] Abdullah Uçman, Attila İlhan, TDV İslâm Ansiklopedisi, 2020, Ankara, (gözden geçirilmiş 2. basım) EK-1. cilt, s. 636.
[3] Ertan Örgen, Attilâ İlhan Şiirindeki Tarih, Millî Mecmûa, Ötüken Neşriyat, 2023, sayı: 33 [Attilâ İlhan], s. 61-62.
[4] Fatih Söylemez, Suyu Arayan Şair: Attilâ İlhan, Millî Mecmûa, Ötüken Neşriyat, 2023, sayı: 33 [Attilâ İlhan], s. 141-142.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.