Samuel Shepard'ın Melekler Şehri
Amerika'nın önde gelen yazarlarından olan Samuel Shepard Rogers III, "Melekler Şehri" eserinde postmodern öğeler, gerçeküstücülük ve eleştirel yaklaşımı ustaca kullanıyor. Toplumun en küçük yapı taşı olan insanın kendine yabancılaşmasını ve değişim kavramını irdeliyor.
Melekler Şehri, 1967 ve 1976 yılları arasında Amerikalı oyun yazarı Samuel Shepard Rogers’in yazdığı iki perdelik oyundur. Oyun doğrudan içinde bulunduğumuz kapitalist sistemi sorgular. Sam Shepard’ın oyunu, size bazen bütün bu gerçekliği dışarıdan izeleyen Lanx ve Bayan Scoons gibi, bazen dolandırıcı olarak işe başlayan Rabbit gibi hissettirecek. Bunların yanında otorite ve güç odaklı yaklaşım bağlamında Wheeler ya da doğru ritmi arayan Tympani yerine koyacaksınız kendinizi. Melekler Şehri duygular arasında savrularak kendinizi sorgulayacağınız cinsten bir oyun.
Tympani’nin belirttiği gibi ortadan bölünerek ayrışma; modernleşme ve popüler kültürün getirisi olarak günümüzde kaçınılmaz bir sondur. İnsanlar okulda, işte, hatta evde ailesi ya da partneriyle ile birlikte vakit geçirirken birbirinden çok farklı kişiliklere börünebilir, kendi benliklerini kaybederek aslında kim olduklarını unutabilir. Bu durum toplumsal rollerin, statünün ve normların bir getirisi olarak karşımıza çıkar. Kendine yabancılaşan insan; diğer insanlara, dolayısıyla dışarıdaki şehre, hatta dünyaya yabancılaşır. Dış dünya, yani oyun kişilerinin izlediği şehir canlı bir organizmadır. İnsan gibi doğar, büyür, gelişir, bölünür, parçalanır, küllerinden doğar ve en nihayatinde ölür.
Perdeden perdeye
Darwin’ci bir yaklaşımla insanların günümüzde hâlâ doğal seçilim içerisinde varolma mücadelesi verdikleri gördüğümüz Melekler Şehri oyununda, oyun kişilerinden Rabbit ilk perdenin başlarında işe kabul edilmiş normal bir insandır. [1] Rabbit, Lanx ile olan ilk sayfalardaki (1170) konuşmasının aralarında seyirciye kendi geçmişini anlatmaya başlayarak ilk düzlemdeki gerçekliğinden kopuyor ve bir anlatıcıya dönüşüyor. Bu sayede biz Rabbit’in gerçekten (Rabbit’e göre) orada olma nedenini, yani insanlara yalan söyleyip kolay para ve çabuk yükselmek isteyen bir dolandırıcı olduğunu göstergelerle yakalıyoruz. Rabbit’in, Tympani ile olan konuşmasında gerçek düzlem bir defa daha yıkılarak değişiyor ve oyun içinde oyun tekniğiyle seslerini değiştirerek haber sunmaya başladıklarını görüyoruz.
İkinci perdede istediğini almaya çalışan bir insana dönüşen Rabbit’in ruhsal dönüşümü oyunun sonunda dış görünüşündeki değişiklik ile desteklenir. Sadece Rabbit değil, bütün oyun kişileri ilk perde ve ikinci perde arasında keskin değişimler yaşar. Birinci perdede seksi bir sekreter olarak karakterize edilen Bayan Scoons, ritim eşliğinde kendini kaybeder ve ilahi bir kişiğe dönüşür. Öyle ki oyunun ikinci perdesinde kendisini bir rahibe olarak görürüz. Scoons cazibeli bir sekreter ve ruhani bir rahibe gibi iki zıt kutbun arasında bölünür. Diğer imgelemler gibi bu imgeleminde yıkılarak dışına çıkılır, bir bölümde Scoons’un bir savaşçı olup Lanx ile olan düellosunu izleriz. Yine ilk perde de davulunu çalan Tympani’nin ikinci perdeyle beraber üzerine bir aşçı imgelemi yüklense de tam anlamıyla özünden kopmayarak mutfak aletleriyle “mükemmel ritmini” arar. Bu göstergeden yola çıkarak Tympani’ye bir ritim avcısı demek yanlış olmaz.
Oyunun ilk bölümünde Wheeler bir iş adamı edasındadır ancak daha sonraki bölümlerde haberciden (Lanx’dan) aldığımız bilgilerle kendisinin değişmeye başladığını öğreniriz. İkinci kısımla beraber sahnede Wheeler yoktur, onun yerine derisi yeşile dönmüş canavarımsı bir varlık oturmaktadır. Burada yazar modern mitolojik ögelerden yararlanır. Yeşil renk, pisliğin ve kötülüğün göstergesi olarak yorumlanabilir. Oyunun başlarında avcı olan Wheeler’in oyunun sonlarında bir ava dönüşmesini ve kabul etmek istememesine rağmen bir film karakteri olduğunu kabul etmesini görürüz. Diğer yandan Lanx ilk perde de yapımcılardan biri gibi gösterilirken ikinci perdeyle beraber onunda bir çalışan olduğunu anlarız. Bayan Scoons ile beraber oyunun sonunda sinemaya gitmiş bir çift olduklarını anladığımız Lanx, tıpkı film karakterlerinin pencereden dışarıyı izlemesi (röntgenlemesi) gibi kendiside beyaz perde de olup bitenleri röntgenler.
Röntgencilik
Röntgencilik insan doğasının vazgeçilmez bir parçası olup Laura Mulvey, “Sinemayı, görsel zevkin röntgencilik boyutu olarak görmekteyim” der. [2] Onu kavramsal olarak narsist özdeşleşme ile ilişkilendirir. Sinema, insanda narsisizm yapılarını öykü-imgeyle birleştirerek bakma arzusunu uyandırır. Karakter ile izleyici arasında narsisist özdeşleşme yaratılır. Toplumsal olarak oluşturulan cinsel farklılıklar, imgeleri, imgelere bakışı ve gösteriyi düzenler; filmin biçimini oluşturur.
Özellikle Hollywood sinemasında ideal kadınlık üzerinden yaratılan mitler, kapitalist sistem dolayısıyla kapitalist ekonomi ile ilişki içindedir. Artık sinema, yalnızca estetiğin/sanatın ifadesi ve eğlencenin merkezi olarak görülmez. Modern yaşamla beraber sinema evrimleşerek cinsiyet politikasının, toplumsal rollerin, yaşam biçimlerinin yeniden üretildiği ve toplumsallaştırıldığı bir alan hâline gelir. Sinema beyaz perdedeki kişileri röntgenlediğin bir anlayışa sahiptir, aynı şekilde tiyatroda belirli bir çerçevenin içindeki kişileri röngenlemeye dayalıdır. Bu iki göstergeden yola çıkarak oyunun birinci düzleminde sinema oyuncularına bir eleştiri var diyebilirim. Oyunun ikinci düzleminde ise gerçek yaşantı içerisindeki bize bir eleştiri sunuyor yazar. Aslında o projeksiyondan yansıyandan fazlası olmadığımızı defalarca yüzümüze yüzümüze vuruyor. Oyuncular gibi yaşam içerisindeki insanlar da şan, şöhret, para, mevki gibi şeylerin peşinden koşarak kendilerini, yani özlerini yitiriyorlar. Bölünerek hatta evrim geçirip başkalaşarak gerçek benliklerini unutuyorlar. Bu bağlamda oyun kapitalist düzene ve çağdaş toplum anlayışına büyük eleştiriler sunuyor.
Değişim bile değişir
Oyun kişilerinin değişmesi gibi oyundaki müzik de bir bölünme, değişme, çeşitlenme hâlinde. Bu durum karakterlerin farklılığıyla senkronize bir şekilde ilerliyor. Bu bölümü oyun kişilerinin iç sesinin (özünün) değişmesinin bir göstergesi olarak yorumladım. Onların içsel geçişleri seyirciye müzik aracılığı ile yansıtılıyor. Oyunda çokça mitolojiden yararlanılıyor; bunlardan en belirgini Amerikan mitinin en bilinenlerinden biri olan uzaylıdır. Bunun yanında oyunda film yıldızları, müzisyenler, çılgın bilm adamları, büyücüler gibi mitolojik öğeler de çokça bulunuyor. Oyunun sonunda açılan kutunun içinden yeşil sıvının yayılması Yunan mitolojisindeki Pandora’nın Kutusu’nu anımsatır. [3] Oyunda yapısöküm tekniği kullanılarak oda da bulunan döner koltuğa bir güç imgesi yüklenmiştir. Bunu sadece o koltuğa gücü, otoriteyi elinde tutanın oturması göstergesi doğrular. Bunun dışında; Lanx ve Scoond’un dövüşü sırasında sopa, yastık gibi nesneler yapısöküme uğratılarak işlevleri dışında kullanılır. Oyun içerisinde yapısökümcülüğe çeşitli yerlerde rastlamak mümkündür. Bu tarz durumlara belirli seviyelerde caz müziği de eklemek doğru olabilir. Çünkü müzik asıl işlevinden uzaklaşarak karakterlerin duygu belirteci olarak, hatta ve hatta ekstra başka bir oyun kişisi olarak sahne üzerindedir. Çalınan her nota, atılan her solo o karakterin söylediği bir söz attığı bir tirattır.
Sorgu vakti
Sinamayı sorgulatırken kendi hayatımızıda sorgulatan bu oyun kafamda siyah insanın gözünden beyaz insanın dünyasını anlattığı Erich Scheurmann’ın Göğü Delen Adam isimli kitabıyla bağdaştı. Kitap siyahi kabile şefinin sinemaya yalancı duygular dünyası demesiyle hafızama kazınmıştı. Çünkü ortada (sinemada) gerçekten ağlamayı gerektirecek şekilde birileri ölmez ama beyaz insan buna inanma koşuluyla oraya gider ve yalandan ağlayıp, gülerek belki kendi hayatının ufak bir bölümünü izler. Melekler Şehri’nde de Scoons ve Lanx’ın izlediği film belki kendi hayatlarıdır ya da belki birileri onları izliyordur kim bilir. Neticede dramatik yapı içinde çokça bahsedilen bir imge olan felaket oyunun sonunda (gerçek başında) yaşanır ve kötülük kazanır.
Notlar
[1] Doğal seçilim, belirli bir türde dış çevreye uyum konusunda daha elverişli özelliklere sahip organizmaların, bu elverişli özelliklere sahip olmayan diğer bireylere göre yaşama ve üreme şanslarının daha yüksek olması ve bunun sonucu olarak genlerini yeni kuşaklara aktarabilmeleri yoluyla işleyen evrimsel mekanizma.
[2] Laura Mulvey (d. 15 Ağustos 1941) İngiliz feminist film kuramcısıdır.
[3] Pandora'nın Kutusu, Antik Yunan efsanelerinde geçen ve içinde kötülüklerin bulunduğuna inanılan sihirli kutu.

Olmak ya da Olmamak - Tiyatro, Hayat ve İnsan
Sanatın 6. dalı tiyatro, sahnede sadece bir oyun sunmuyor aynı zamanda hayatı ve insanı da anlatıyor. Dünyaca ünlü yazar William Sheakspeare’nin “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu” sözünden ilham aldığımız podcast serimizde; tiyatroyu, alanının uzman isimleriyle konuşuyoruz..

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.