Kutsal Geyiğin Ölümü: Antik Yunan mitinin çağımıza yansıması
Yorgos Lanthimos, “Kutsal Geyiğin Ölümü”nde Antik Yunan mitlerini modern dünyanın karanlık yüzüyle buluşturuyor. Bilimle mistisizmin, Doğu’yla Batı’nın çatıştığı film; ahlak, otorite ve insan doğasına dair rahatsız edici ama büyüleyici bir sinema deneyimi sunuyor.
Dogtooth (2009), The Lobster (2015), The Favourite (2018) ya da Poor Things (2023) gibi filmleri duydunuz mu? Atinalı yönetmen Yorgos Lanthimos bu filmleriyle sinema dünyasında özel bir yere sahiptir. Yönetmen filmografisinde diğerleri kadar önemli bir yer kaplayan 2017 yapımı Kutsal Geyiğin Ölümü (The Killing Of A Sacred Deer) filmiyle de Antik Yunan mitini günümüze ustaca taşıyor. Kendine has üslubuyla bizi klasik algıları parçalamaya ve yeni bir deneyim elde etmeye davet ediyor. Eğer bu davete katılmayı düşünenler varsa buyurun, sizi şöyle alalım.
1973 yılında dünyaya gelen Yorgos Lanthimos’un sinemaya ilgisi çok erken yaşlarda başladı. Daha çocukluk döneminde Robert Zemeckis’in Back To The Future serisi ve Bruce Lee filmlerinin büyük bir hayranıydı. İlerleyen yıllarda Stavrakos Yunan Sinema ve Televizyon Okulu'ndaki eğitimi sırasında Andrei Tarkovsky, Robert Bresson ve John Cassavetes'in eserleriyle tanışıp onlardan çok etkilendi. Şüphesiz bu süreç yönetmenin sinema anlayışının şekillenmesinde önemli bir yer tutuyor. Temellerini çocukluk yıllarında attığı sinemasının pratiğini ise gençlik döneminde yaptı. 90’lı yıllar boyunca Yunan dans tiyatrocuları için çekilen videoları yöneten Lanthimos 1995 yılında tiyatro yapımları, televizyon reklamları, müzik videoları ve kısa filmlerle birlikte yönetmenliğe başladı. Yorgos Lanthimos, aradan geçen yıllarla beraber kendi tarzını daha fazla şekillendirdi ve ülkesinde önemli yönetmenlerden biri olarak anılır hâle geldi. 2004 yılına geldiğimizde Atina Olimpiyatları’nın açılış ve kapanış törenlerinin arkasındaki yaratıcı ekibin önemli bir parçası olarak görev aldı. Ardından 2000’lerin sonunda metaforik anlatım, minimalizm, absürtlük ve tuhaflık gibi özellikleriyle öne çıkan Yunan Yeni Dalgası akımının dünya çapında tanınmasında önde gelen isimlerden biri hâline geldi. Günümüzde Yunan sinemasının en bilindik temsilcilerinden biri olarak yönetmenlik hayatına devam ediyor.
Seçilmiş çocuk Lanthimos: Antik Yunan mitosunun peşinde
Dram, fantastik türünde olan Kutsal Geyiğin Ölümü’nde Yorgos Lanthimos tarafından bize iki saat boyunca intikam temeline dayanan bir mit anlatılıyor. Filmde usta oyuncular; Colin Farrel Steven Murphy rolüyle, Nicole Kidman ise Anna Murphy rolüyle karşımıza çıkıyor. İkilin kızları Kim Murphy’e Raffey Cassidy, oğulları Bob Murphy’e Sunny Suljic hayat veriyor. Lanthimos distopyasında Murphy ailesini canlandıran aktörler başta olmak üzere yapımdaki bütün oyuncuların oldukça iyi bir iş çıkarmış.
Film, Truva Savaşı sırasında kral Agememnon’un avladığı geyiğin tanrıça Artemis’e ait kutsal bir geyik olması üzerine şekillenen mitle kurban ritüeli üzerinden bağlantılıdır. Bahsi geçen bu anlatıda; Artemis’in Agememnon’u cezalandırmak için ordusunun ilerlemesini sağlayan rüzgârları kesmesi üzerine donanmanın tekrar ilerleyebilmesi için kral, istemeye istemeye kendi kızını kurban ediyor. Mitolojideki kral Agememnon’un yerini filmde Doktor Steven alıyor. İnsanların yaşamlarını ellerinde tutan, güçlü ve otoriter bir insan olan Steven’ın ailesinin ona karşı sergilediği davranışlar, çocuklarının hastalığı için en iyi doktorların gelmesi ve sürekli vücudundaki tüylerin vurgulanması eril iktidarın film içi göstergeleridir. Ancak bu kadar kudretli bir kişi bile farkında olmadan ilahi bir gücün alanını ihlal ettiğinde işler değişiyor. Her ne kadar izleyici olarak birebir görmesek dahi tanrıça Artemes’in geyiğini öldüren kral gibi, doktor da kutsal geyiğin film içi simgesi olan Martin’in babasının ölümünden (arkadaşı Matthew’in da belirttiği üzere) alkollü girdiği ameliyat sonucu sorumlu tutuluyor. Film izleği içerisinde Steven, dış tahakkümünü aynı Agememnon gibi başlarda kabullenmese de kendisinden daha büyük olan bu güce zamanla boyun eğmek zorunda kalıyor. Sinemasal anlatı içine miti oldukça güzel yerleştiren yönetmen filmde Kim’in Iphigenia Tragedyası üzerine yazı yazmış olmasıyla bize de direkt Yunan mitolojisini işaret ediyor.
Doğu ve Batı’nın bitmek bilmeyen mutlak savaşı
Lanthimos’un filmi açık açık Batılı modernist akla bir saldırı niteliğinde diyebilirim. Öyle ki yönetmen Batılı klasik bir aile yaşantısı içine doğaüstü güçleri bulunan, Doğu mistisizminin bir temsilcisi olan Martin’i sokarak çatışmayı sağlıyor. Filmdeki kilit adamımız; Martin’in davranışları garip, gittiği yerlerin yabancısı olduğu, hâl ve hareketinden bellidir. Onun farklı bir kültürden geldiğini açıkça gösteren bu gizemli ve mistik tavırları Martin’i Doğu toplumu ile eşleştirmemizi sağlıyor. Öte yandan Murphy ailesinin yaşayışları ve bilime olan adanmışlıkları onları Batı toplumu ile eşleştirmemize sebep oluyor. Filmde Doğulu toplumlarda tabu olarak görülen regl gibi konuların rahatça konuşulması, doktorun kızı Kim’in yabancı bir erkek olan Martin’le baş başa dolaşmaya çıkabilmesi Batılılığın göstergesi olarak sunuluyor.
Batı ile Doğu’nun kesiştiği noktadaysa Batı’nın temsilci Murphy ailesinin evlerine gelen Martin üzerinden Doğu’nun gizemli ve mistik tavırlarına hayran kaldıklarını görüyoruz. Dr. Steven’ın çocukları, hatta eşi Anna’nın bile Martin’i ilk gördüğü anda büyülenmiş gibi bakmaları Doğu’nun çekiciliğini gözler önüne seriyor. Doktorun oğlu Bob’un Martin’i ailenin reisi olan babasıyla kıyaslaması yine bu hayranlığın film içi belirtileri olarak yorumlanabilir. Ayrıca Martin’in okulda olduğunu belirtmesine karşın Steven’ın arabasının yanında görülmesi, yürüyemeyen Kim’in bir anda Martin’in isteği doğrultusunda yürümesi, Kim ve Anna’nın hastane camından bakarken izleyici olarak bizim gördüğümüz Martin’i görmemesi Martin’in doğaüstü güçlerinin film içerisindeki yansımaları olarak karşımıza çıkıyor.
Mistik davranışlarıyla başından beri olacakları belli eden Martin karşısında Dr. Steven ve oftalmolog eşi tıp eğitimlerine başvurarak bilimden çocuklarının hastalıklarını çözmeyi umuyorlar. Ancak Martin’in söylediği şeylerde haklı çıkması bilimin her zaman mutlak doğruyu bizlere sunmadığını, sürekli değiştiğini ve yenilebildiğini vurguluyor. Neticede Batılı akılcılık karşısında Doğu’nun mistisizmi galip geliyor. Anna’nın, Martin’in ayaklarını öptükten sonra önünde diz çökerek sanki ibadet eder gibi oturması bir tesadüf değil; aksine bize açık bir biçimde Doğu-Batı çatışmasının galibinin Doğu olduğunu gösteriyor. Bu açıdan bakıldığında ailenin ölüm karşısındaki tutumları Batılı üst sınıf toplumlardaki ahlaki çözülmenin film içi göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. Anna’nın, Martin’in evine giderek kocasının hatasının bedelini neden onların ödediğini sorması ölüm karşısında nafile bir çıkış yolu aramaktan ileriye gidemiyor. Anna’nın çocukları için kendini öne sürmemesi, hatta yatakta Steven’ı etkilemeye çalışarak çocuklardan birini kurban ettikten sonra eğer isterlerse yeni çocuk yapabileceklerini vurgulaması ahlaki çöküşü gözler önüne seren diğer önemli göstergelerdir. Aynı şekilde babasının isteklerini reddeden Bob’un bir anda babasının istediği gibi saçını kesmesi, normalde çiçekleri sulamak istemezken sürünerek çiçekleri sulamaya gitmeye çalışması ve annesinin mesleğine yönelmekten vazgeçerek babasının mesleğini yapmak istemesi kendini kurban edilmekten korumak içindir. Diğer taraftan farklı bir strateji izleyen Kim’in ters psikoloji uygulayarak babasına sen üzülme diye kendimi feda edebilirim temalı konuşması da kaçınılmaz olan ölümden kurtulmak adınadır. Bunlara karşılık seçici konumundaki Steven’ın bir yetenek yarışması seçmelerinde gibi çocuklarının okullarına giderek, başarılarına ve usluluklarına göre bir tercihte bulunmaya çalışması Batılı ahlak anlayışına saldırı niteliğindedir. Ayrıca hemen ikinci sahnede ameliyattan çıktıktan sonra bile saat konuşan Steven ve Matthew üzerinden Batı yaşayış biçimi için dünyevi zamanın ne kadar önemli olduğu vurgulanıyor. Martin üzerindense özellikle hâl, hareket ve tavırlarıyla Doğulu toplum için bir eve ilk gittiğinde hediye almak, hasta olan birini ziyaret etmek gibi daha manevi şeylerin önemi vurgulanıyor.
Bir modern Yunan distopyasını irdelemek
Kutsal Geyiğin Ölümü filminde dikkat edilmesi gereken noktalardan bir diğeri de Martin’le sevişmek isteyen Kim’in anne ve babasının sevişirken yaptığı fanteziye uygun biçimde annesinin aldığı pozisyona oldukça benzer bir pozisyon almasıdır. Sahne Kim’in anne babasını sevişirken izlediğinin göstergesi olarak yorumlanabilir. Ayrıca bahsi geçen bu pozisyon Dr. Steven’ın nekrofili (ölü sevici) olduğunun da bir belirtisidir. Öte yandan çoğu sahnede vurgulanan Anna’nın oğlu Bob’a, Steven’ın kızı Kim’e olan düşkünlüğü Oedipus ve Elektra mitlerine dayanan Freud ve Carl Jung’ın görüşüne bir gönderme olarak değerlendirilebilir. Kısaca; Oedipus kompleksi erkek çocukların ilk evresinde anneye duydukları cinsel arzu ve babasını rakip olarak görmesi olarak tanımlanabilir. Elektra kompleksi ise aynı şekilde kız çocuklarının babaya duyduğu ilgi doğrultusunda anneyi rakip görmesidir diyebiliriz. Değerlendirilebilir diyorum, çünkü yönetmen bunlarla ilgili yeterli veriyi bize sunmamaktadır. Dolayısıyla Lanthimos sineması için; bir yandan olağan dışı konu ve karakterleriyle izleyiciyi düşünce dehlizlerine daldırırken diğer yandan birçok açıdan belirsizlikler içeren anlatısıyla; seyirci yorumuna açıktır demek doğru olacaktır.
İnceleme konumuz olan Kutsal Geyiğin Ölümü filminde bizlere sunulmayan bir diğer bilgiyse Martin’in, Steven’ın ailesini nasıl hasta ettiğidir. Özel güçleri mi var, yoksa bir çeşit büyü mü kullanılıyor gibi sorular kafanızda dolanadursun; kesinlikle filmi etkileyici kılan temel ögelerin başında bu soruların yanıtlarının verilmemesi geliyor. Yoksa siz jenerik girdiğinde yönetmen tarafından çoktan kafanızdaki bütün soru işaretlerinin yanıtlanmış olmasını mı istersiniz? Yorgos Lanthimos karanlık, kasvetli bir atmosfere sahip olan filmleriyle insan kusurlarını mercek altına alırken tematik olarak; ahlaki açıdan çökmüş, kötü ve yoldan çıkmış bir otoritenin altında ezilen bireylerin mücadelesini gözler önüne seriyor. Bu atmosfer ve tematik çerçeve içerisindeyse karakterlerinin gerçekçi performansları fantastik öğelerle birleşince seyirciler çelişkili duygulara itiliyor. Sonuç olarak Yorgos Lanthimos’un, Samuel Beckett absürtlüğü olarak adlandırılan simgeleştirmeleri ile kendine has bir sinema anlayışı bulunmakta demek yanlış olmaz. Tam bu noktadan hareketle çoğunlukla ana akıma saldırıda bulunan yönetmenin distopik bir anlayış içinde olduğu sonucuna da varabiliriz.
Seçilmiş kahraman Lanthimos ve gerçekleşen kehanet
Sinematografik açıdan filmde hemen her sahnede çerçeve içinde çerçeve tekniği gözümüze çarpıyor. Bu tekniğin estetik kaygı güdülerek kullanılmasının yanında film içerisinde Dr. Steven’ın sıkışmışlığını bizlere vermede de çok etkili bir yöntem olarak kullanıldığını belirtmekte fayda var. Benzer şekilde; dar hastane koridorunda konuşarak ilerleyen Anna ve Steven’ın, Bob’un hasta olmadığına inandıklarında geniş bir alana geldiklerini görüyoruz. Bu sahnede dar koridor karakterlerin psikolojik olarak sıkışmışlığının simgesiyken varılan geniş alan karakterlerin içsel olarak rahatladığının göstergesidir. Karakterlerin ruhsal durumlarını diyaloglarla bize aktaran Lathimos’un mekansal olarak da bu değişimleri desteklediğini görüyoruz.
Kamera açısının çok yüksek ya da çok alçak açıdan film kişilerini genellikle arkadan yaklaşarak takip etmesi, sanki farklı bir varlığın; bir dış gücün onları takip ettiğini bir nevi röntgenlediğini düşünmemize sebep oluyor. Bunun yanında genel plandan yakın plana, zoomdan zoom outa geçişler yine geleneksel anlayıştaki gerçekliği kırmak ve ortalama seyircinin alışkanlıklarını parçalamak için yapılan tekniklerdir. Diğer bir teknik olarak filmde sık sık yakın çekimler kullanılıyor. Gerçek bir kalp ameliyatından izin alınarak yapılan ameliyat sahnesinde olduğu gibi bu tarz yakın çekimler perdedeki özneyle izleyen arasında yakınlık kurulmasını sağlanıyor. Lakin bunları sadece birer teknik olarak değerlendirmek yanlış olur. Mesela bahsi geçen kalp ameliyatı sahnesi yaşam gücünü elinde tutan Steven’ı gösteriyor. Öyle ki daha önce bahsettiğim gibi Kutsal Geyiğin Ölümü filmi bize; Steven kadar kudretli bir kişinin bile kendisinden üstün bir güce karşı nasıl yenildiğini anlatıyor.
Finalde; onca yaşanan şeyden sonra bile hâlâ Kim ve Anna’nın gözlerini Martin’den alamadığını görüyoruz. Yorgos Lanthimos ilk sahne de olduğu gibi son sahnede de klasik müzikle perdedeki görüntüyü senkronize bir şekilde ilerleterek bizleri yolculuğumuzun sonuna getiriyor. Film izleği içerisinde görüldüğü üzere her sahnesi, her anı düşünülerek tasarlandığı belli olan Kutsal Geyiğin Ölümü yedinci sanatın sınırlarını zorlayarak izleyenlere yeni ve farklı bir deneyim sunuyor.
Kaynakça
Aras, Burak. “Kutsal Geyiğin Ölümü İncelemesi”, NoviCinema, 2020, https://www.novicinema.com/yazi/kutsal-geyigin-olumu/, Son Erişim Tarihi: 10.10.2021.
Büte, Buğra, Ekrem. “Yunan Yeni Dalgası’nın süperstarı: Yorgos Lanthimos.”, Bantmag, 2018, https://bantmag.com/yunan-yeni-dalgasinin-superstari-yorgos-lanthimos/, Son Erişim Tarihi: 27.04.2026.
Gökgöz, Yiğitcan. “Kutsal Geyiğin Ölümü: Mitler Üzerinden İkonografik Bir İnceleme”, Sineblog, 2019, http://sineblog.org/kutsal-geyigin-olumu-mitler-uzerinden-ikonografik-bir-inceleme/, Son Erişim Tarihi: 27.04.2026.
İyifilm. “Kötüden İyiye Yorgos Lanthimos Filmleri.” https://iyifilm.co/kotuden-iyiye-yorgos-lanthimos-filmleri/, İyifilm.co, 2020, Son Erişim Tarihi:27.04.2026.
RAMSAY, Jack. “All 7 Yorgos Lanthimos Movies Ranked From Worst To Best.”, Tasteofcinema, 2019, http://www.tasteofcinema.com/2019/all-7-yorgos-lanthimos-movies-ranked-from-worst-to-best/, Son Erişim Tarihi: 27.04.2026.
Yıldıran, Kağan. “Kutsal Geyiğin Ölümü | Teknik Analiz”, Sinegazete, 2018, https://www.sinegazete.net/analiz/teknik-analiz/kutsal-geyigin-olumu/, Son Erişim Tarihi: 10.10.2021.

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.