22 Ocak 2026

Edebiyatımızdaki güneş: Karacaoğlan

Karacaoğlan’ın dizeleri yüzyıllar sonra bile türkü olarak yaşamaya devam ediyor. Kimliği, yaşadığı dönem ve coğrafyası hâlâ tartışmalı olan bu büyük ozanın izleri; cönklerden arşiv belgelerine, Anadolu’dan Rumeli’ye uzanan şiirler ve sosyolojik okumalarla sürülüyor.

Benim ilk olarak Fikret Kızılok’tan dinlediğim Güzel, Ne Güzel Olmuşsun şarkısının güftesi Karacaoğlan’a ait. Kaç yüzyıl öncesinin ozanını günümüze taşımak ne kadar değerli. Peki kimdir bu Karacaoğlan?

Karacaoğlan, Türk halk (âşık) edebiyatının yetiştirdiği en önemli isimlerdendir. Halk şairleri arasında hakkında en çok araştırma ve yayın yapılmasına rağmen doğum tarihi bilinmemekte, yaşadığı dönem yüzyıl olarak bile tahmin edilememekte, ihtimaller 15. yüzyıl sonları ile 18. yüzyıl başları arasında iki yüzyıldan fazla bir zamanı içine almaktadır. Latîfî’nin 1546’da tamamlanan Tezkire’sinde bir manzum parçaya, III. Murad devrindeki bir düğünü (1582) tasvir eden Surnâme-i Hümâyun’daki ibarelere, Âlî Mustafa Efendi’nin 16. yüzyıl sonlarında yazdığı Mevâidü’n-nefâis fî kavâidi’l-mecâlis’inde zikrettiklerine göre 16. yüzyıl, hatta belki de 15. yüzyılın sonlarında yaşadığının ileri sürülmesine karşılık Karacaoğlan’a ait şiirlerin en eski örneklerine 17. yüzyıl cönklerinde rastlandığını, bu şiirlerde geçen olay ve kişilerin 17. yüzyıla ait olduğu, şiirlerinin dilinin de bu dönemin özelliklerini taşıdığı sanılarak şairin yaşadığı dönemin 17. yüzyıldan daha önce olamayacağı görüşü benimsenmiştir. Daha yakın yıllara ait yayınlarda ise ortaya konan delillerin telif edilerek şiirlerde bahsedilen olay ve kişilerin 17. yüzyılda bulunabileceği kadar 18. yüzyılda da olabileceği, başka ipuçları da dikkate alınarak Karacaoğlan adında belki birden fazla şairin yaşamış olabileceği ileri sürülmüştür.

Şiirlerindeki yer adları oldukça geniş bir coğrafyayı kapsayan Karacaoğlan’ın doğduğu ve yaşadığı yer de kesin olarak belli değildir. Araştırmacıların büyük çoğunluğu Toroslar ve Güney Anadolu’da, özellikle Maraş-Antep dolaylarında yaşadığını belirtmekle beraber Kırşehirli, Kilis, Rumeli ve Belgradlı olduğunu söyleyenler de vardır. Karacaoğlan’ın memleketi hakkında yapılan son ve ciddi bir araştırmada ise şairin Maraş yöresinden olabileceği ileri sürülmüştür. Karacaoğlan’ın nerede öldüğü ve mezarının nerede olduğu da belli değildir. Mezarının bulunduğu yerler arasında Mersin, Adana, Maraş ve Erzurum zikredilmekle beraber bunların hiçbirinin kesin olduğu söylenemez.

Halk şiirinde başlı başına bir ekol olan Karacaoğlan 17. yüzyıl şairlerinden Âşık Ömer, Kayıkçı Kul Mustafa ve Gevherî, daha sonraki yüzyıllarda Dadaloğlu, Ruhsatî, Dertli, Bayburtlu Zihnî ve Seyrânî başta olmak üzere pek çok şairi etkilemiş ve bu şairler tarafından taklit edilmiştir. Daha yakın devirde ise Rıza Tevfik Bölükbaşı, Faruk Nafiz Çamlıbel, Necip Fazıl Kısakürek ve Cahit Külebi’nin bazı şiirlerinde Karacaoğlan’ın etkisi görülür. [1]

Cönklerin ışığında Karacaoğlan: Yeni belgeler, yeni tartışmalar

Karacaoğlan konusundaki uzmanlardan biri olan merhum Cahit Öztelli, Karacaoğlan’ın köyüne giden ve anılarını yazan başka bir ozanın defterini bulmuştur. Karacaoğlan'ın, Sultan VI. Murad'ın Bağdat seferine katıldığını ve Genç Osman'ın bu kuşatmada Bağdat surları önünde şehitlik şerbetini içişinin ozanımız tarafın­dan söylenen destanını bulmuştur. Bursa'ya yaptığı gezide Bursa için söylediği türküsünü Öztelli yayımlamıştır. Öztelli daha buna benzer birçok yeni bilgi ve belgeler yanında cönklerden derlediği otuz kadar yeni şiirini yayımlamıştır. Elinde bulunan yüzlerce cönkte şimdiye dek bulunmayan şiirleri de var. Yapılan araştırmalarda bu büyük ozan için karanlık kalmış yerler vardır. Bunlardan birisi Karacaoğlan'ın İstanbul'a gitmediği, büyük şehirlerde tanınmadığı, aşiret ve köy çevrelerinde tanındığı ve oralarda gezdiği, ününü bu çevrelerde sağladığı görüş ve inancıdır. Oysa Karacaoğlan'ın hiç de sanıldığı gibi yalnız köy ve aşiret çevrelerinde yaşamadığını, büyük şehirlere de uğradığını, gezilerini ta Tuna boylarına kadar sürdürdüğünü gösteren şiirleri Öztelli’de mevcuttur. [2]

Bir Anadolu şairi olarak bilinen Karacaoğlan'ın 17. yüzyılda yaşadığı ve eserlerini verdiği genel kabul gören bir görüştü. Bu dönemde bir tek Karacaoğlan bulunduğu ve bu mahlası kullanmış olan başka bir şairin bulunmadığı düşünülüyordu. Ancak Fuat Köprülü ile Saadettin Nüzhet, "bu adı kullanan başka şairlerin yaşamış olmasının ihtimal dahilinde bulunduğuna" dikkat çekmişlerdir. Şükrü Elçin'in de belirttiği üzere Ahmet Kutsi Tecer ve Raif Yelkenci daha sonra yaptıkları araştırmalarla Karacaoğlan'ın 16. yüzyılda yaşadığı sonucuna varmışlardır. Köprülü de 1599 tarihli bir eserde Karacaoğlan'ın adının geçtiğine işaret ederek bu tartışmalara yeni bir boyut katmıştır. Bu tartışma sürüp giderken Elçin'in Viyana Millî Kütüphanesi’nde bulduğu bir belge konuya açıklık getirmiş ve Elçin burada bulduğu Karacaoğlan'a ait "Alaman dağları türküsü" adlı şiirden hareketle "Karacaoğlan'ın 15. asrın sonunda veya 16. asrın başında" doğduğuna, Kanuni ve II. Selim devirlerini idrak ettiğine kani olmuştur. Bu türkü Karacaoğlan'ın bir ordu şairi olduğunu ve uzun süre Rumeli'de yaşadığını göstermektedir. Bektaşi meşrep bir şair olan Karacaoğlan'ın orduyu coşturucu ve bütünleştirici bir etki yaratacak şiirler yazdığı sanılmaktadır.

Edebiyat alanının bize sağladığı bu malzemeler elbette ki ham madde niteliğindedir. Bizim açımızdan önemli olan, bu olgulardan çıkarılabilecek sosyolojik sonuçlardır. İşte Osmanlı İmparatorluğu döneminde farklı bölgelerde aynı adı kullanarak kahramanlık ve aşk türküleri yazan birden fazla şairin yetişmiş olması da bunların, toplumun bu döneme has bazı ihtiyaçlarını karşıladıklarını göstermektedir. Bir başka deyişle, toplumun temel değerleri onun bütün hayat alanlarına olduğu gibi, sanat eserlerine de yansımaktadır. Osmanlı toplumunda kahramanlık, fedakârlık, toplum için yaşama ve kendini topluma feda etme değerleri egemen olduğu için kahramanlık türküleri ortaya çıkmıştır.

Bir isim, birden çok ses: Karacaoğlan’ın Balkanlar ve Anadolu’daki izleri

Anadolu ve Balkanlar'daki Karacaoğlan'ların sosyolojik karşılaştırması, Osmanlı İmparatorluğu döneminde farklı bölgelerde aynı adı kullanarak kahramanlık ve aşk türküleri söyleyen birden fazla şairin yetişmiş olduğunu göstermektedir. Bugünkü toplum yapımız ise maddeci değerler üzerine kurulu olduğu için edebiyat ve sanat alanlarında oluşan değerlerdir. Ancak şurası unutulmamalıdır ki, maddeci toplumlar, Roma ve Bizans İmparatorluklarında da görüldüğü gibi, çökmeye ve yerlerini dinamik, bütünleşmiş ve fedakârlık ile yaratıcılık temeline dayanan toplumlara bırakmaya mahkûmdur. [3]

Rumeli halkı ilginç bir alınyazının ürettiği özlemli bir topluluktur. Rumeli'de yaşayan Türklerin türkülerinde, özellikle “aşk ve duygu türkülerinde özlem, acı, gurbet, ayrılık dile gelir.” Kimileri ise “sitem ve yergi konularıyla yüklüdür”. Yugoslavya'da yaşayan Türklerde bu özellikleri bulmak çok kolaydır. Karacaoğlan ise bir aşk şairi, aynı zamanda da bir özlem ozanıdır.

Karacaoğlan bir Türkmen de olabilir. Rumeli'yi de dolaştığı söylenceler arasındadır. Türkmenlerin folklorunu ebedileştirmiştir şiirlerinde. Yugoslavya'da yaşayan Türklerin folkloru ile Türkmenlerin folkloru arasında ise birçok benzerlikler ve özdeşlikler vardır. Demek oluyor ki, Karacaoğlan bugün bile şiirleriyle ve şiirlerine Yugoslavya Türk halkına mensup besteci Hüseyin Kazaz tarafından yapılan bestelerle Yugoslavya'da, her şeyden önce Türk halkı arasında yaşamakta, bu halkla 17. yüzyıl şiir anlayışını, güzel mısralarını, Çukurova havasını güzel bir Türkçe ile getirmekte, Yugoslavya'da yaşayan Türklerin müzik ve kültür yaşamını zenginleştirmekte, onlara umutlu, Türkçeli yarınları muştulamaktadır. [4]

Cahit Öztelli bir Karacaoğlan âşıkıdır. Bu konuda en güvenilir araştırmaları o yapmıştır denilebilir. Merhumla birçok noktalarda uygunluk gösteren ve bazı hususlarda ayrılan çalışmaları olan Sadi Yaver Ataman konuyu açıklığa kavuşturmakta yararlı bulduğu hususlar vardır. Bütün bunları eleştiri süzgecinden geçirmek, elbette edebiyat tarihi araştırıcılarına aittir. Merhumla aynı paralelde görüşleri kısaca şöyledir:

Karacaoğlan'ın diye toplanan ve yayınlanan deyişlerin çoğu ağızdan toplanmıştır. Böyle olunca da onun olmayan birtakım deyişler, türküler ona mal edilmiştir. Onun olanlar da başkaları adına kaydedilmiştir. Burada önemli bir nokta ağızdan ve hafızalardan aktarılanlardan kesin sonuçlar elde etmek ne kadar doğru değilse, cönklerde, suparalarda, ne kadar eski olursa olsun, yazılanlarda bile hatalar bulunabileceği unutulmamalıdır. Zira bunları yazanlar da çoğunlukla kulaktan ve hafızalardan aktarmışlar, kendi zevk ve hayallerinin zenginliği nispetinde katmalar, uydurmalar yapmışlardır. Özellikle tahmin ve faraziyelere yer verilmiş olması pek mümkündür.

Ağızdan ve cönklerden yapılan derlemelerde, çoğu toplayıcıların kendilerine ve zevklerine göre düzeltmeler, katmalar yaptıkları, özellikle yeni belgeler bulmuş olmak gayreti ve hevesiyle kendi yazdıklarını halk ozanlarına, bu arada Karacaoğlan'a yakıştırdıkları çok görülmüştür.

Değişik rivayet ve söylentiler, ozanımızın hayatı ve kişiliği hakkında ister istemez bir güvensizlik ve kuşku uyandırmaktadır.

Karacaoğlan bir rivayete göre 1009 da doğmuş, 1094'de ölmüş. Başka bir rivayete göre 1606 veya 1689 da ölmüştür. Bir kere tarih farkları arasında araştırma disiplini olmadığı gibi, bu tarihlere göre her ikisi arasında bir bağlantı kurarak sonuca varmak da mümkün değildir.

Merhum folklorcu Ali Rıza Yalgın “Cenupta Türkmen Oymakları” adlı kitabında, Toroslarda Bozburun çiftliğinde, İbrahim Efendi adında birinden naklen, vaktiyle husule gelen bir kıran (öldürücü hastalık) hakkında, Silifkeli küçük Karacaoğlan tarafından söylendiğini tespit ettiği bir türküden söz ederek: “Bize bu yeni Karacaoğlan, cenupta mühim bir hastalığı öğretmekle beraber, halk şairlerinin tarihe ne suretle faydalı olduklarını göstermiş oluyor” demektedir. [5]

Karacaoğlan şarkı ve türküleri güfteleri ile güzelleştirmiştir. Ancak asıl Karacaoğlan hangi Karacaoğlan’dır işte orası meçhul.

Notlar

[1] Nurettin Albayrak, Karacaoğlan, İslam Ansiklopedisi, 2001, İstanbul, 24. cilt, s. 377-378.

[2] Cahit Öztelli, Ali Ufki, Karacaoğlan ve İstanbul, İstanbul, 1969, Türk Folklor Araştırmaları, XII. cilt, 239. sayı, s. 5308.

[3] Muzaffer Tufan, Anadolu ve Balkanlar'daki Karacaoğlanlar'ın Sosyolojik Bir Karşılaştırması, Adana, 1993. II. Uluslararası Karacaoğlan - Çukurova Halk Kültürü Sempozyumu, s. 173-174, 177-178

[4] İskender Muzbeg Şefikoğlu, Bir Yugoslav Türk'ünün Karacaoğlan'ın Yer Alan Şiirleri Üzerine, Adana, 1993, II. Uluslararası Karacaoğlan - Çukurova Halk Kültürü Sempozyumu, s. 190.

[5] Sadi Yaver Ataman, Cahit Öztelli ve Karacaoğlan, Sivas, 1978, Sivas Folkloru, VI. cilt, 71. sayı, 3-4.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...