Bilginin yolculuğu: Lenin Kütüphanesi
Moskova’nın kalbinde yükselen Lenin Kütüphanesi, Çarlık’tan Sovyetlere uzanan bir devlet hafızasıdır. Kitaplar, mimari ve ideolojiyle örülü bu yapı, yalnızca bir kütüphane değil; insanlık bilgisinin, yasakların ve direnişin sessiz tanığıdır.
Moskova sokaklarında yürürken karşılaşacağınız yapılar sıradan binalar olmaz, Çarlık’tan Sovyetler’e ideolojinin, toplumsal hafızanın izlerini taşırlar. Kremlin’e komşu, birkaç dakikalık yürüyüş mesafesindeki Lenin Kütüphanesi bu eşsiz yapılardan birisidir. Dışarıdan bakıldığında soğuk, gri Sovyet anıtı hissi veren, içeri girildiğinde ise kitapların, koleksiyonların, yaşanmışlıkların fısıltısı ile çalışmanıza başladığınız büyülü bir yer. Burada sadece bir kütüphaneye değil, insanlık hafızasının en büyük sığınaklarından birine geldiğinizi anlıyorsunuz. Bugün resmî adıyla Rusya Devlet Kütüphanesi olan ancak halk arasında hâlâ sevgiyle ve alışkanlıkla "Leninka" olarak anılan bu yer, kitapseverler için bir mabet niteliğinde.
İmparatorluk koleksiyonundan devlet hafızasına
Lenin Kütüphanesi adından kaynaklı düşünüldüğü gibi Sovyetler ile başlayan bir hikâyeye sahip değil. Yapı Rus İmparatorluğu’nun kültürel mirasını günümüze taşıyan önemli noktalardan biridir. 19. yüzyılın başında yaşamış olan Kont Nikolay Rumyantsev, Avrupa’nın büyük kütüphanelerini örnek alarak Rusya’da kamusal bilgi erişimini savunan ender aristokratlardan biriydi. Kütüphanenin ana koleksiyonunu Rumyantsev’in ölümünden sonra bağışlanan kişisel koleksiyonu oluşturur. Bu şekilde 1862 yılında Moskova’da, Pashkov Evi’nde halka açık bir müze ve kütüphane olarak hizmet verilmeye başlandı.
Bu tarih, Rusya’da “herkes için kütüphane” fikrinin resmen doğduğu andır. Çarlık Rusyası’nda okuryazarlık hâlâ sınırlıyken, Rumyantsev Kütüphanesi hem aristokratların hem de üniversite öğrencilerinin uğrak noktası hâline geldi. Burada yalnızca Rus edebiyatı değil, Batı felsefesi, Osmanlı tarih yazımı, Doğu dilleri ve erken dönem bilimsel eserler de yer alıyordu. 1917 Devrimi’nden sonra kütüphane, yalnızca fiziksel olarak değil, ideolojik olarak da yeniden şekillendirildi. 1924’te Lenin’in ölümünün ardından, devlet bu yapıya onun adını verdi. 1930’larda başlayan devasa inşaat hamlesiyle, bugün gördüğümüz o ikonik Sovyet klasisizmi (Stalinist mimari) tarzındaki ana bina yükseldi. Mermer sütunlar, sosyalist gerçekçilik akımını yansıtan heykeller ve devasa pencerelerle bu yapı, bilginin ulaşılmaz değil, "halk için" olduğunun bir anıtı gibi tasarlandı. Bu dönemde kütüphane, aynı zamanda sansürlenmiş ya da sınırlı erişime sahip eserlerin de saklandığı bir mekândı. Yani yasaklanan bilgi de burada korunuyordu ancak herkes için değil.
Okuma salonlarında Lenin büstlerinin bulunması, duvarlarda Sovyet bilim insanlarının portrelerinin asılı olması tesadüf değildi. Burada okuma eylemi bile ideolojik bir çerçeveye oturtulmuştu: bilgi, sosyalist toplumun inşası için vardı.
Bir imparatorluk mirası: Peşkov Evi
Kütüphane kompleksinin en zarif parçası olan Paşkov Evi, Vagankovsky Tepesi'nde Kremlin’e yukarıdan bakar. Efsaneye göre binanın mimarı Vasily Bazhenov, II. Katerina tarafından saray projelerinden uzaklaştırılmasının intikamını bu binayla aldığı söylenir. Binanın cephesi kasıtlı olarak Kremlin’e arkasını döner; ancak terasından bakıldığında Kremlin’in tüm gizli bahçeleri ayaklar altına serilir. Kremlin’e girmesine izin verilmediği için bu binayı öyle bir tasarlamıştır ki Kremlin’den bakıldığında bile binanın ihtişamı sarayı gölgede bırakır. Bugün Paşkov Evi, kütüphanenin nadir el yazmaları bölümüne ev sahipliği yapar. Buraya girdiğinizde, 11. yüzyıla kadar uzanan Eski Kilise Slavcası el yazmalarının kokusunu alırsınız. İçindeki altın varaklı salonlar, araştırmacılara kendilerini 19. yüzyılın bir aristokratı gibi hissettirir. Mihail Bulgakov’un kült eserlerinden Usta ile Margarita’da Şeytan ve yardımcısı Azazello, Moskova’ya veda etmeden önce bu binanın terasında durur.
Binanın en ilgi çekici bölümlerinden biri de müzik notaları bölümüdür. Çaykovski’den Beethoven ve Mozart’a kadar müzikte çığır açmış kişilerin el yazması notları burada bulunur. Harita bölümünde Moskova’nın ve dahi Rusya’nın gelişmesini tarihsel olarak takip edebileceğiniz haritalar saklıdır.
Zal No:3 / 3 numaralı okuma salonu
Burası sıradan bir okuma salonu değildir. Burası kütüphanenin “yüzüdür” ve içeri girdiğiniz anda zaman durur. 1958 yılında açılan bu salon Sovyet döneminin “sosyalist klasisizm” anlayışının örneğidir. Salon ana binada yer alır. Yüksek tavanları sayesinde her zaman ferah bir atmosfer sunar. Masaların tamamı, raflar ve duvarlar en kaliteli meşelerle kaplanmıştır. Yeşil cam abajurlu masalarla süslüdür. Bu abajurlar altında çalışmak, Rusya’da akademik bir rütbe almak gibidir. Duvarları bilimin ve eğitimin yüceltildiği devasa freskler süsler. Marx, Engels gibi ideolojik figürlerle birlikte Lomonosov gibi Rus biliminin kurucu babalarının büstleri vardır. Gogol, Dostoyevski ve Tolstoy gibi devlerin orijinal mürekkep izlerini taşıyan elyazmaları da buradadır.
3 numaralı salon, sinema dünyası için de ilham kaynağı olmuştur. Efsanevi yönetmen Tarkovski, kült bilimkurgu filmi “Solaris”te kütüphane sahneleri için bu salonu kullanmıştır. Oscar ödüllü ünlü Sovyet filmi “Moskova Gözyaşlarına İnanmıyor”da karakterlerden birinin zengin ve entelektüel koca bulmak için gittiği yer de burasıdır.
Türk dünyası ve İslam eserleri
Lenin Kütüphanesi’nin devasa koleksiyonu içinde Türk dünyası, Osmanlı mirası ve İslam medeniyetine ait eserlerde vardır. Doğu Edebiyatı Merkezi'nde 35 bin eser yer alıyor. 13 bini Cumhuriyet, geriye kalanları da Osmanlı dönemine ait kitap, gazete, dergi ve belge olmak üzere 35 bin eser yer alıyor. Kütüphane ilk Türk matbaasını kuran İbrahim Müteferrika'nın eserlerine de ev sahipliği yapıyor. AA’nın kütüphane başkanı Gnezdilov ile röportajına göre; "İbrahim Müteferrika'nın matbaasında basılan 17 kitabın 16'sı kütüphanemizdeki Doğu Edebiyatı Merkezi'nde bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi de bu matbaada ilk basılan eser olan Vankulu Lügatı'dır."
Kütüphane 8. ve 9. yüzyıllara kadar uzanan Kufi hatla yazılmış el yazması Kur’an sayfalarına ev sahipliği yapar. İbn-i Sina,Farabi ve İbn-i Rüşd gibi dehaların eserlerinin çok eski kopyaları, üzerine elle çizilmiş anatomik ve astronomik çizimler mevcuttur. Ali Şir Nevai’nin nadir el yazmaları, Babür Şah’ın hatıratı ve Orta Asya hanlıkları ile yapılan diplomatik belgeler de bu merkezde saklanır.
Savaşın gölgesinde bilgiyi korumak
İkinci Dünya Savaşı (Büyük Anayurt Savaşı) sırasında Moskova kuşatma altındayken, kütüphane personeli birer kahraman gibi çalışmıştır. En değerli koleksiyonlar vagonlara yüklenip Ural Dağları’nın derinliklerine gönderilirken, kütüphaneciler bombalar altında binayı terk etmemiş, çatıdaki yangın bombalarını elleriyle söndürmüşlerdir. Kütüphane savaş boyunca bir gün bile kapanmamış, cepheden dönen askerlere ve bilim insanlarına hizmet vermeye devam etmiştir.
O dönemde Moskova metrosu bir sığınak olarak kullanılırken, kütüphane çalışanları metro tünelleri aracılığıyla kitapları sığınaklara anlatılır. Bombardıman sırasında yerin altında titreyen halkı kütüphanecileri Rus klasiklerini okuyarak cesaretlendirdiği söylenir. Bu dönem, kütüphanenin sadece bir bina değil, bir ulusal direniş sembolü olduğunu kanıtlamıştır.
Binanın önündeki meşhur Dostoyevski heykelinde durup kütüphaneye bakmak bir gelenektir. Heykelde yazarın o "huzursuz" ve düşünen duruşu, aslında kütüphanenin içindeki bilginin ne kadar ağır ve sarsıcı olabileceğini simgeler. Sergiler, konferanslar ve dijital arşiv çalışmalarıyla kütüphane, geçmiş ile bugünü birleştiren bir kültür merkezine dönüşmüştür. Ancak tüm modernleşmeye rağmen, bu yapının özünde hâlâ güçlü bir devlet hafızası yatar. Bir gün bu kütüphaneye yolunuz düşerse sizi karşılayan Dostoyevski’nin huzursuz ifadesinin sebebini düşünün. İçeri adımınızı attığınızda ahşabın kokusu hissedin. 3 numaralı salondaki yeşil abajurları kaç bilim insanı, düşünürle paylaştığınızı düşünüp mutlu olun. Sonrasında zamanın ve sessizliğin içinde kaybolun…

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.