01 Ekim 2026

Türkiye’de yağış bereketiyle “su yönetiminde” yeni dönem

Türkiye’de 1 Ekim’le birlikte yeni su yılı başladı. 2025’te son 52 yılın en düşük yağışının kaydedilmesinin ardından 2026 su yılında yağışlar uzun dönem ortalamasının yüzde 29 üzerine çıktı. Yeni dönem, su kaynaklarının korunması ve verimli yönetilmesine ilişkin 2035 hedeflerini de gündeme taşıyor.

Türkiye'de takvimler 1 Ekim'i gösterdiğinde yeni bir yıl daha başlıyor. Ancak söz konusu olan takvim yılından ziyade “su yılı”. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, yeni su yılının başladığını duyurarak yağışların toprağa, barajlara ve göllere hayat vereceğini belirtti. Yumaklı, suyun tarımdan sanayiye, kentlerden bireysel kullanıma kadar her alanda verimli kullanılmasına dikkat çekerken, Ulusal Su Kurulu’nun öncülüğünde su kaynaklarının stratejik yaklaşımla korunacağını ve yönetileceğini ifade etti.

Türkiye'nin su gündeminde 1 Ekim'in özel bir anlamı bulunuyor. Su yılı, hidrolojik döngü esas alınarak 1 Ekim'de başlıyor ve 30 Eylül'de sona eriyor. Bu dönem boyunca yağış, yüzey akışı, yeraltı suyu beslenimi, su seviyesi ve havzaların toplam su potansiyeli takip ediliyor. Barajların işletilmesi, su tahsisleri, kuraklık ve taşkın değerlendirmeleri de bu yıllık döngü üzerinden planlanıyor.

Yeni su yılına girilirken Türkiye'nin önünde dikkat çekici bir veri seti bulunuyor. 2025 su yılı son 52 yılın en düşük yağış seviyesine inerken, 2026 su yılının ilk 11 ayında yağışlar uzun dönem ortalamasının yüzde 29 üzerine çıktı. Böylece iki yıl arasındaki fark, su yönetiminde neden yıllık ve havza bazlı izlemenin önem taşıdığını da ortaya koydu.

Bir yıl kuraklık, sonraki yıl yüksek yağış

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün verileri, Türkiye'nin son iki su yılında birbirinden oldukça farklı yağış koşullarından geçtiğini gösteriyor. 1 Ekim 2024-30 Eylül 2025 dönemini kapsayan 2025 su yılında Türkiye genelinde ortalama 422,5 milimetre yağış ölçüldü. 1991-2020 döneminin uzun yıllar ortalaması 573,4 milimetre olurken, yağışlar normale göre yüzde 26 geriledi. Böylece 2025 su yılı, Türkiye genelinde son 52 yılın en düşük seviyesine indi.

Kurak geçen dönemin ardından 2026 su yılında yağış miktarında belirgin bir artış görüldü. MGM'nin 1 Ekim 2025-31 Ağustos 2026 dönemini kapsayan 11 aylık verilerine göre Türkiye genelinde metrekareye ortalama 709,2 milimetre yağış düştü. Aynı dönem için uzun yıllar ortalaması 548,5 milimetre, önceki su yılının aynı dönemi ise 401,1 milimetre olarak kaydedildi. Böylece 2026 su yılı yağışları normale göre yüzde 29, önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 77 arttı. MGM, 11 aylık yağış seviyesinin son 66 yılın en yüksek değerine ulaştığını bildirdi.

Ancak Türkiye ortalamasındaki yükseliş bütün bölgelerin aynı miktarda yağış aldığı anlamına gelmiyor. MGM verilerine göre 11 aylık dönemde Siirt, Şırnak ve Van çevrelerinde yağışlar normale göre yüzde 80'in üzerinde arttı. Buna karşılık Tekirdağ, Kırklareli, Bursa, Yalova, Eskişehir, Kastamonu, Çankırı, Malatya, Bayburt, Trabzon, Rize, Artvin ve Erzurum çevrelerinde yağışlar normale göre yer yer yüzde 20’ye kadar azaldı. İl bazında bakıldığındaysa 79 il normalin üzerinde veya civarında yağış alırken Bursa ve Tekirdağ normalin altında kaldı. Güneydoğu Anadolu Bölgesi yüzde 46'lık artışla bölgeler arasında en yüksek yükselişi kaydetti.

Bu nedenle su yönetiminde ülke ortalamasının yanında havza ve bölge verileri de önem taşıyor. Bir bölgede yağış miktarı yükselirken başka bir bölgede su açığı yaşanabiliyor. Ayrıca kısa süre içinde düşen yoğun yağışın tamamı barajlara veya yeraltı su kaynaklarına ulaşmıyor. Yağışın toprağa sızması, yüzey akışına dönüşmesi, depolanması ve buharlaşma kayıpları suyun kullanılabilir miktarını belirleyen unsurlar arasında yer alıyor.

Su yılı neden 1 Ekim'de başlıyor?

“Su yılı” ifadesi ilk bakışta yeni bir takvim türü gibi görünse de Türkiye'nin su kaynaklarını izleme ve planlama sisteminin teknik bir parçası. Tarım ve Orman Bakanlığı’na göre 1 Ekim tarihi, yağışlı mevsimin başlangıcıyla hidrolojik döngünün yeniden şekillenmesi nedeniyle tercih ediliyor. Sonbaharla birlikte yağışların başlaması, akışların yükselmesi ve barajların beslenmesi yeni dönemin başlangıcını doğal bir hidrolojik eşik hâline getiriyor.

Bu sistem sayesinde bir havzanın bir yıllık su potansiyeli daha anlamlı biçimde takip edilebiliyor. Yağış ölçümleri, akarsu debileri, yeraltı suyu seviyeleri ve rezervuar durumları birlikte değerlendiriliyor. Böylece tarımsal sulama, içme ve kullanma suyu, sanayi, enerji üretimi ve ekosistem ihtiyaçları için su planlaması yapılabiliyor.

Özellikle tarım açısından su yılı kritik bir gösterge oluşturuyor. Türkiye'nin tarımsal üretimi büyük ölçüde yağış rejimi ve sulama imkânlarıyla bağlantılı. Kurak geçen bir su yılı, ekim döneminden hasada kadar üretim üzerinde baskı oluşturabiliyor. Yağışların yükseldiği dönemlerde ise baraj ve göletlerin beslenmesi, toprak neminin artması ve sulama ihtiyacının değişmesi gibi sonuçlar ortaya çıkabiliyor.

Su yönetiminde bu nedenle mesele yağışın miktarı kadar zamanlaması ve mekânsal dağılımıyla da ilgili. MGM'nin 2026 su yılı verilerine göre Türkiye'de 11 aylık dönemde ortalama 111,8 yağışlı gün görüldü. 1991-2020 normali ise 95,8 gün olarak hesaplandı.

Bakan Yumaklı da suyun tarımdan sanayiye, kentsel kullanımdan bireysel alışkanlıklara kadar verimli kullanılmasının önemini vurguluyor. 1 Ekim mesajında su kaynaklarının korunması ve gelecek nesillere aktarılması için Ulusal Su Kurulu öncülüğünde çalışmaların sürdürüleceğini belirtiyor.

Yeni su yılının arkasında 2035'e uzanan plan var

1 Ekim 2026'nın önemi, yeni hidrolojik dönemin başlamasıyla sınırlı kalmıyor. Türkiye, Mart ayında yürürlüğe giren Ulusal Su Planı 2026-2035 kapsamında önümüzdeki 10 yıllık su politikasının çerçevesini de belirledi.

14 Mart 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe giren plan; 8 ana hedef, 31 strateji ve 141 eylemden oluşuyor. Planın başlıkları arasında su kaynaklarının kalite ve miktar açısından korunması, değişen iklim şartlarına uyum, su verimliliği, taşkın ve kuraklık yönetimi, dijital dönüşüm, yatırım ve finansman, su-enerji-gıda-ekosistem ilişkisi ile eğitim ve farkındalık bulunuyor.

Eylemlerin 18'i 2026-2028, 17'si 2028-2030, 106'sı ise 2030-2035 döneminde uygulanacak şekilde takvimlendirildi. Böylece su yönetimi, yıllık yağış ölçümlerinin ötesine taşınarak uzun vadeli bir planlama çerçevesine bağlandı.

Ulusal Su Kurulu; su kaynaklarının miktar ve kalitesinin korunması, su tahsislerinde arz-talep dengesinin gözetilmesi, Ulusal Su Planı ile havza ölçekli planların onaylanması ve kurumlar arasındaki koordinasyon gibi görevleri üstleniyor. Kurul, 2023'te yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle oluşturuldu ve Tarım ve Orman Bakanı başkanlığında faaliyet gösteriyor. Yapısında 11 bakanlığın bakan yardımcılarının yanı sıra çeşitli kamu kurumları, TOBB ve Türkiye Belediyeler Birliği temsilcileri bulunuyor.

Su Verimliliği Seferberliği de bu politikanın önemli başlıklarından biri. 2023'te başlatılan seferberlik kapsamında kentsel, tarımsal ve sanayi kullanımında kayıpların azaltılması, modern sulama uygulamalarının yaygınlaştırılması, yağmur suyu ve arıtılmış su gibi alternatif kaynakların kullanımının artırılması hedefleniyor. Bakanlığın verilerine göre belediyelerde su kayıp oranının 2033'e kadar yüzde 25 seviyesine indirilmesi, tarımsal sulama randımanının ise 2030'da yüzde 60, 2050'de yüzde 65 seviyesine yükseltilmesi hedefleniyor.

Yeni su yılı bu nedenle iki farklı dönemin kesiştiği bir tarihe işaret ediyor. Bir tarafta 2025'teki kuraklığın ardından gelen yüksek yağışlı 2026 su yılı bulunuyor. Diğer tarafta Türkiye'nin 2035'e kadar su kaynaklarını korumaya, verimliliği artırmaya ve iklim değişikliğinin oluşturduğu risklere uyum sağlamaya dönük uzun vadeli planı yer alıyor.

Bakan Yumaklı'nın 1 Ekim mesajındaki “Kaynaklarımızı korumaya, yönetmeye ve yarınlara taşımaya devam edeceğiz” vurgusu da bu çerçevede anlam kazanıyor. Türkiye yeni su yılına girerken ölçülen yağış miktarı kadar düşen yağışın nasıl yönetileceği, tarımdan kentlere kadar su talebinin nasıl karşılanacağı ve mevcut kaynakların gelecek yıllara nasıl aktarılacağı da gündemin merkezinde bulunuyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...