İngiltere koltuk değiştirmekten yorulmadı mı?
İngiltere’nin yeni Başbakanı Andy Burnham, 10 Downing Street’e taşındı. Coğrafi ve sınıfsal bağlarıyla öne çıkan kuzeyli lider, parçalanmış merkez solu birleştirip Sir Keir Starmer’ın enkazını kaldırabilecek mi? İngiliz siyasetinin bu kronik lider krizinde dönme dolap Burnham ile duracak mı?
Londra’nın en ünlü adresi, siyah boyalı ikonik kapısıyla bilinen 10 Downing Street, son yıllarda adeta bir siyasi transit merkezine, yüksek sirkülasyonlu bir otel lobisine dönüştü. Bir dönemin “üzerinde güneş batmayan imparatorluğu”, şimdilerde başbakanlık koltuğuna oturan isimlerin bavullarını bile açmaya fırsat bulamadan yerini bir sonrakine devrettiği bir liderler geçidine sahne oluyor. İngiliz siyaseti, uzun vadeli ve köklü stratejiler üretmek yerine, durmaksızın kriz yöneten, imaj tazelemeye çalışan ve halkın sabır sınırlarını zorlayan kısa ömürlü hükûmetler tiyatrosuna dönüşmüş durumda.
Bu tiyatronun son perdesi, 20 Temmuz Pazartesi günü öğlen saatlerinde bir kez daha açıldı. Siyasi kulislerde aylardır konuşulan senaryo gerçek oldu: Sir Keir Starmer, başbakanlık konutunun anahtarlarını, buranın daimî ve belki de en istikrarlı sakini olan kedi Larry’yi ve arkasında pek de parlak olmayan bir siyasi mirası bırakarak taşındı. Konutun yeni sahibi ise eski Büyük Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham oldu. İşçi Partisi milletvekilleri, Sir Keir’in yerine bu karizmatik ve kuzeyli ismi seçerek, iktidarda geçirdikleri sorunlu, çalkantılı ve hayal kırıklıklarıyla dolu iki yılın ardından temiz bir sayfa açabileceklerini umuyorlar.
Peki, İngiltere’deki bu kronik “başbakan beğenememe” hastalığı ve bitmek bilmeyen koltuk değişimleri neyin nesi? Sistem mi tıkandı, yoksa seçmenin siyasetçiye olan güveni mi tamamen buharlaştı? Daha da önemlisi, çiçeği burnunda Başbakan Andy Burnham, seleflerinin düştüğü tuzaklardan kaçınarak İşçi Partisi’ni ve ülkeyi gerçekten canlandırabilir mi?
Siyasi sermayeyi hızla tüketen bir sistem ve Starmer’ın mirası
Modern dünyada seçmen davranışı radikal bir şekilde değişti. Artık liderlere yıllarca sürecek krediler tanınmıyor; aksine sandıktan çıkan sonucun hemen ertesi günü verilen vaatlerin faiziyle tahsil edilmesi bekleniyor. Sir Keir Starmer da bu acımasız gerçekle en sert şekilde yüzleşen liderlerden biri oldu. İki yıl önce büyük umutlarla, Muhafazakâr Parti’nin yarattığı tahribatı onarma vaadiyle iktidara gelen Starmer, İngiliz kamuoyunun en çok nefret ettiği siyasi reflekslerden birine sığındı: Sürekli geri dönüşler, u dönüşleri ve kendini durmadan yeniden icat etme çabaları.
Starmer, partinin sol kanadının oylarıyla liderliğe seçilmişti ancak muhalefetteyken ve ardından hükûmete geldiğinde, merkezin ve sağ eğilimli seçmenlerin de güvenini kazanmak adına radikal bir dönüşüm geçirmeye çalıştı. Bu durum, onun ilkeli bir devlet adamından ziyade, rüzgâra göre yön değiştiren bir figür olarak algılanmasına yol açtı. Kendisini ılımlı olarak sunarken sağlam bir merkez sol gündemi izleme yaklaşımı, ne yazık ki hem solundaki hem de sağındaki seçmenleri yabancılaştırdı ve kimseyi memnun edemedi. Sonuç ise kaçınılmazdı; Mayıs 2026’ya gelindiğinde, yapılan kamuoyu yoklamaları İngiliz halkının neredeyse dörtte üçünün başbakanı “kararsız ve omurgasız” olarak nitelendirdiğini gösteriyordu. Sahip olduğu muazzam siyasi sermayeyi şaşırtıcı bir hızla tüketen Starmer, koltuğu devrederken İşçi Partisi’ni popülarite anlamında ciddi bir darboğaza sokmuştu.
Andy Burnham siyasetin geometrisini değiştirebilir mi?
İşte tam bu noktada, İngiltere’nin kronikleşen lider krizine ve İşçi Partisi’nin kimlik karmaşasına bir ilaç olması umuduyla Andy Burnham sahneye çıkıyor. Burnham’ın gelişi, sıradan bir kabine revizyonu ya da isim değişikliği değil; İngiliz siyasetinin coğrafi, sınıfsal ve sosyolojik kodlarının yeniden yazılması anlamına gelebilir. Çünkü Burnham’ın arkasındaki destek tabanı, Sir Keir’in ultra-Londralı, bürokratik ve elitist tabanına kıyasla çok daha kuzeyli, çok daha işçi sınıfı odaklı ve çok daha çevreci.
The Economist’in anket şirketi Stack Data Strategy ile 7-14 Temmuz tarihleri arasında 5.070 İngiliz vatandaşı üzerinde yaptığı kapsamlı analiz, Burnham’ın partinin başına geçmesinin yarattığı ilk dalgayı net bir şekilde ortaya koyuyor. Katılımcılara yöneltilen “Yarın bir seçim olsa kime oy verirsiniz?” ve “Eğer partinin başında Andy Burnham olsaydı tercihiniz ne olurdu?” soruları, İşçi Partisi’nin oy oranında genel olarak 2,1 puanlık net bir artış sağlandığını gösteriyor. Bu ilk bakışta küçük bir oran gibi görünse de İngiltere’nin mevcut siyasi dengelerinde hükûmet kurma çoğunluğunu belirleyecek kadar anlamlı bir kırılmadır.
Coğrafyanın gücü ve kuzey duvarı
Yeni başbakan, tüm siyasi kariyerini ve kimliğini İngiltere’nin ihmal edilmiş, sanayisizleşmiş ve Londra elitlerine öfkeli olan kuzey bölgeleriyle özdeşleştirdi. Kuzeyliler bu aidiyeti karşılıksız bırakmadı. Anket verilerine göre, Burnham liderliğindeki bir İşçi Partisi, İngiltere’nin kuzey genelinde oy oranını yaklaşık 6 puan artırıyor. Manchester ve çevresindeki kendi kalesinde ise bu artış neredeyse 10 puana ulaşıyor.
Bu çarpıcı coğrafi etki, seçmen gruplarının genel eğilimlerinde de net bir şekilde kendini gösteriyor. Sir Keir Starmer döneminde İşçi Partisi'ne karşı mesafeli ya da güvensiz duran kesimler, Burnham’ın gelişiyle birlikte yön değiştiriyor. Örneğin, işçi sınıfı meslek grupları arasında Starmer için “bizden biri” algısı sadece %14 seviyesindeyken, Burnham'ın liderliği bu gruptaki İşçi Partisi oylarında 3,6 puanlık doğrudan bir artış sağlıyor. Benzer şekilde, sol blokun diğer renklerinde de radikal bir değişim söz konusu. Starmer döneminde Yeşiller Partisi seçmenleri arasında -47, Liberal Demokratlar arasında ise -14 net beğenilirlik puanıyla adeta bir çöküş yaşayan İşçi Partisi; Burnham ile bu makası tamamen kapatıyor. Burnham, Yeşiller destekçileri arasında +20, Liberal Demokratlar arasında ise +21 net beğenilirlik puanına ulaşarak partiye kayda değer bir sempati dalgası kazandırıyor.
İngiltere parlamentosundaki sandalyelerin sadece %26'sı coğrafi olarak kuzeyde bulunuyor olabilir ancak bu istatistik aldatıcıdır. Son on yılda, Brexit süreciyle birlikte Britanya siyasetinin kalbi bu bölgelerde atmaya başladı. Seçim modelleri, İşçi Partisi’nin parlamentoda mutlak bir çoğunluk elde edebilmesi ve hükûmeti tek başına sürdürülebilir bir şekilde yönetebilmesi için kazanması gereken kritik, bıçak sırtı seçim bölgelerinin yaklaşık %45'inin kuzeyde olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla Burnham, partiyi tam da kalbinden, en çok ihtiyaç duyulan yerden canlandırmaya başlıyor.
Sınıf sistemi ve imaj savaşı: “Bizden biri” mi, “Londralı elit” mi?
Britanya’nın köklü, gergin ve yüzeyin hemen altında her an patlamaya hazır bekleyen sınıf sistemi, siyasetçilerin kaderini tayin etmeye devam ediyor. Sir Keir Starmer, her fırsatta bir alet yapımcısının oğlu olduğunu vurgulasa da halkın gözünde sadece %14’lük bir kesim onun “işçi sınıfından”olduğuna inandı. Benzer şekilde, Doğu Londra’daki bir belediye konutunda tek başına bir anne tarafından büyütülen eski Sağlık Bakanı Wes Streeting bile halk nezdinde %18’lik bir işçi sınıfı algısına ulaşabildi.
Buna karşılık Andy Burnham, nispeten rahat bir çocukluk geçirmiş olmasına (babası bir telekomünikasyon mühendisi, annesi ise doktor resepsiyonistiydi) ve prestijli Cambridge Üniversitesi'nde eğitim görmüş olmasına rağmen, Britanyalıların %46'sı tarafından tereddütsüz bir şekilde “işçi sınıfından” kabul ediliyor. Bu, modern siyasette parayla satın alınamayacak bir algı zaferidir. Burnham’ın konuşma tarzı, meselelere yaklaşımı ve Manchester belediye başkanlığı döneminde yerel halkın sorunlarına getirdiği doğrudan çözümler, onu elitist Westminster koridorlarının dışındaki halkın gözünde “bizden biri” konumuna getirdi. Stack’in verileri, Burnham’ın gelişiyle birlikte orta sınıf meslek gruplarındaki oyların sabit kaldığını ancak en alt ve en dinamik işçi sınıfı meslek gruplarında oy oranının doğrudan 3,6 puan arttığını gösteriyor.
Bazı siyasi analistler, Burnham’ın bu kuzeyli ve işçi sınıfı kimliği nedeniyle popülist sağcı Reform UK Partisi’nin seçmenlerini kolayca İşçi Partisi’ne çekebileceğini iddia ediyor. Ancak veriler bu tezi çürütüyor. Burnham lider olduğunda Reform UK destekçilerinin sadece %2'si İşçi Partisi'ne geçiş yapıyor. Burnham’ın asıl gücü sağ popülizmde değil, sol ve merkez sol bloğun birleştirilmesinde yatıyor.
Kazanma taktikleri: Sola kaymanın riskleri ve fırsatları
Bu net kanıtlar ve anket sonuçları karşısında yeni Başbakan Andy Burnham, Britanya’nın genel olarak sol eğilimli, çevreci ve sosyal demokrat blokunu tek bir çatı altında birleştirmek amacıyla politikasını sola doğru kırmaya teşvik edilebilir. YouGov verileri de bu stratejiyi destekler nitelikte. Burnham’ın Yeşiller Partisi destekçileri arasındaki net beğenilirlik oranı +20 puan, Liberal Demokratlar arasında ise +21 puan seviyesinde. Sir Keir için bu rakamların sırasıyla -47 ve -14 gibi felaket düzeylerde olduğunu hatırlarsak, Burnham’ın sol blokta ne kadar büyük bir sempati topladığı açıkça görülür.
Ancak bu sol yönelim, içinde çok ciddi iki büyük riski barındırıyor:
- Coğrafi yoğunlaşma tuzağı: Sol, çevreci ve ilerici seçmenler, İngiltere’nin genelinde homojen bir şekilde dağılmamıştır. Aksine büyük üniversite şehirlerinde ve belirli metropol bölgelerinde yoğunlaşma eğilimindedirler. Mevcut seçim sisteminde (First-Past-The-Post), oyların belirli bölgelerde aşırı yığılması genel toplamda milletvekili sayısını artırmaya yetmez. Şu anki haritaya göre, pek çok İşçi Partisi milletvekili kendi seçim bölgesinde Yeşillerle değil, Reform UK veya Muhafazakârlarla kafa kafaya yarışıyor. Bu kritik bölgelerde, sağ partilerden İşçi Partisi'ne kazandırılacak tek bir oy, sol bloktan gelecek üç oydan daha değerlidir.
- Sol seçmenin sadakatsizliği: İkinci ve daha yapısal risk ise solcu seçmenlerin doğasıyla ilgilidir. Sol seçmen, liderleri ideolojik olarak ödüllendirmek konusunda oldukça cimridir. Sir Keir’in geçmişte partinin sol kanadını memnun etmek adına attığı adımların ona kalıcı bir dost kazandırmadığı görüldü. Sol yönelimli politikalar merkezin kaçmasına neden olurken, sol tabanı da tam anlamıyla tatmin etmeye yetmeyebilir.
Bununla birlikte Burnham, selefine kıyasla Downing Street’e çok daha temiz bir sicille adım atıyor. Starmer, parti içi hiziplerle savaşmak, sol kanadı tasfiye etmek ya da onlara şirin görünmek arasında sıkışmış ve bu ani ideolojik zikzaklar halk nezdinde onun inandırıcılığını yok etmişti. Seçmenler ise Andy Burnham’ın ulusal düzeyde neyi tam olarak savunacağını, başbakanlık koltuğunda nasıl bir vizyon ortaya koyacağını öğrenmeye hâlâ açıklar. Onun hakkındaki hüküm henüz kesinleşmiş değil.
İlk seçim sınavı: Manchester’da esen rüzgârlar
Andy Burnham için balayı dönemi oldukça kısa sürecek. Diğer seleflerinin aksine, halkın ve kendi partisinin ona olan güvenini sınayacak ilk büyük seçim sınavı, göreve gelişinden sadece on gün sonra, 30 Temmuz’da kapısını çalacak. Manchester halkı, Burnham’dan boşalan belediye başkanlığı koltuğu için sandık başına gidecek.
Geçtiğimiz Mayıs ayındaki yerel seçimlerde sağ popülist Reform Partisi bu bölgede sürpriz bir çıkış yakalamış ve İşçi Partisi’ne ciddi bir uyarı fişeği göndermişti. Ancak Burnham’ın başbakanlık koltuğuna oturmasıyla birlikte esen yeni rüzgâr, anketlere göre İşçi Partisi’nin adayını (ve Burnham’ın yakın müttefikini) rahat bir zafere doğru taşıyor. 30 Temmuz’da Manchester’da elde edilecek net bir zafer, yeni hükûmetin arkasındaki halk desteğini meşrulaştırmak ve Westminster’daki muhaliflerin sesini kesmek adına hayati bir başlangıç olacaktır.
İngiltere, liderlerin durmadan değiştiği, politikacıların vizyonsuz vaatlerle günü kurtarmaya çalıştığı, ancak ekonomik durgunluk, sağlık sistemindeki (NHS) çöküş ve toplumsal kutuplaşma gibi yapısal sorunların hep baki kaldığı bir kısır döngüden artık yorgun düştü. Halk, 10 Downing Street’in kapısında yeni bir yüz görmekten ziyade, o kapının arkasından ülkenin geleceğine dair kararlı, tutarlı ve cesur politikaların çıkmasını bekliyor.
Andy Burnham; coğrafi kökeni, sınıfsal algısı, halkla kurduğu doğrudan ve samimi teması sayesinde bu siyasi dönme dolabı durdurabilecek, merkez solu birleştirip ülkeye yeni bir dinamizm getirebilecek en güçlü figür olarak duruyor. Ancak İngiliz siyasetinin son beş yılı bize tek bir şey öğrettiyse, o da kamuoyu desteğinin ve siyasi popülaritenin ne kadar vahşi ve hızlı tüketildiğidir. Eğer Burnham, kuzeyin çevre duyarlılığı ve işçi sınıfı talepleri ile merkezin ekonomik istikrar beklentisi arasında kusursuz bir denge kuramazsa, onun da sonu selefleri gibi olacaktır.
Günler hızla akıp giderken, kedi Larry 10 Downing Street’in basamaklarında uzanmış, yeni sahibinin bu koltukta ne kadar süre tutunabileceğini ve bu dönen kapıların bir kez daha ne zaman döneceğini kendi bilge sessizliğiyle izlemeye devam ediyor.

Olmak ya da Olmamak - Tiyatro, Hayat ve İnsan
Sanatın 6. dalı tiyatro, sahnede sadece bir oyun sunmuyor aynı zamanda hayatı ve insanı da anlatıyor. Dünyaca ünlü yazar William Sheakspeare’nin “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu” sözünden ilham aldığımız podcast serimizde; tiyatroyu, alanının uzman isimleriyle konuşuyoruz..

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.