16 Temmuz 2026

Güç, protesto ve demokrasi: Doğu Afrika’da kontrol siyaseti

Uganda, Kenya ve Tanzanya’da artan siyasi gerilim, demokratik alanın daraldığına ilişkin tartışmaları derinleştiriyor. Bölgenin demokrasi sınavı gerek iç siyaseti gerekse yatırım ortamını, bölgesel iş birliğini ve küresel konumunu da etkiliyor.

Kampala, Nairobi ve Darüsselam’da şafak sökerken, yeni bir gün daha o bildik manzaralarla başlıyor: Yoğun güvenlik önlemleri altında konuşlandırılmış kolluk kuvvetleri, hukuki mücadeleler içinde yolunu bulmaya çalışan muhalif siyasetçiler, daha fazla özgürlük talep eden aktivistler ve ülkelerindeki demokrasinin sağlığını giderek daha çok sorgulayan yurttaşlar.

Bir zamanlar Afrika’nın ekonomik açıdan en hızlı büyüyen bölgelerinden biri olarak övülen Doğu Afrika, şimdilerde farklı bir nedenden dolayı; demokratik alanın kademeli olarak daralmasıyla uluslararası kamuoyunun dikkatini çekiyor. Uganda, Kenya ve Tanzanya’nın her birinin kendine özgü siyasi geçmişleri olsa da son dönemde yaşadıkları deneyimler ortak bir bölgesel anlatıyı gözler önüne seriyor: İstikrarı korumaya ve kontrollerini ellerinde tutmaya kararlı hükûmetler, daha fazla demokratik özgürlük talep eden yurttaşlarla giderek daha sık karşı karşıya geliyor.

Akademisyenler bunun artık sadece içsel bir mesele olmadığı konusunda uyarıyor. Bir Doğu Afrika başkentinde yaşananlar artık tüm bölgede yankı buluyor; diplomatik ilişkileri, yatırımcı güvenini, bölgesel entegrasyonu ve Doğu Afrika’nın küresel ilişkilerdeki konumunu etkiliyor.

Bu hikâye, belki de en net biçimde, Cumhurbaşkanı Yoweri Museveni’nin kırk yılı aşkın süredir iktidarda olduğu Uganda’da görülüyor. Hükûmeti; yıllar süren çatışmaların ardından istikrarı yeniden tesis etmek, altyapıyı genişletmek ve ekonomik büyümeyi sürdürmekle övünüyor. Ancak muhalifler, bu siyasi istikrarın giderek artan bir şekilde demokratik özgürlükler pahasına sağlandığını savunuyor.

Doğu Afrika'da demokrasinin zor sınavı

2021 ve 2026 cumhurbaşkanlığı seçimleri dönüm noktası niteliğinde bir an oldu. Halk arasında "Bobi Wine" olarak bilinen muhalefet lideri Robert Kyagulanyi, siyasi değişim isteyen genç bir Ugandalı kuşağı harekete geçirdi. Buna karşılık seçim kampanyası dönemi; gözdağı verme iddiaları, muhalefet destekçilerinin tutuklanması, siyasi faaliyetlere yönelik kısıtlamalar ve seçim sürecindeki internet kesintileriyle gölgelendi. Yetkililer bu önlemleri barışı korumak ve şiddeti önlemek için gerekli adımlar olarak savunurken, bunların aslında muhalefetin giderek bir güvenlik sorunu olarak görüldüğü ve daralan bir demokratik alanı yansıttığı iddia ediliyor. Bugün, dört kez cumhurbaşkanı adayı olan Dr. Kizza Besigye ve avukatı, Uganda’da istikrarsızlığa yol açma girişimleri suçlamasıyla hâlâ tutuklu bulunup yargılanmayı beklerken, Robert ise zorunlu sürgünde hayatını sürdürüyor.

Uganda’da alevlenen bu tartışma ülke sınırlarında kalmadı; kısa sürede komşu Kenya’da da karşılık buldu. Afrika’nın en rekabetçi demokrasilerinden biri olarak kabul edilen Kenya, canlı medyası, bağımsız yargısı ve düzenli seçimleriyle uzun süredir takdir topluyordu. Ancak son yıllar, köklü demokratik kurumların bile baskı altında kalabileceğini gösterdi. Vergi artışlarına ve yükselen yaşam maliyetlerine karşı bir tepki olarak başlayan gösteriler, zamanla hükûmetin hesap verebilirliği, seçim reformları ve kurumsal şeffaflık yönünde daha geniş çağrılara dönüştü.

Devletin buna verdiği yanıt, Kampala’dakine benzer tanıdık bir bölgesel kalıbı bir kez daha tekrarladı. Güvenlik güçleri yoğun şekilde sahaya sürüldü, protestocular tutuklandı ve göstericiler ile polis arasındaki çatışmalar uluslararası manşetleri meşgul etti. Hükûmet, önceliğinin kamu düzenini yeniden tesis etmek ve altyapıyı şiddetten korumak olduğunu savundu. Ancak insan hakları örgütleri, verilen bu tepkinin güvenliği sağlama sınırı ile anayasal olarak korunan özgürlükleri bastırma arasındaki çizgiyi aşıp aşmadığını sorguladı.

Nairobi’deki huzursuzluk görüntüleri küresel medyaya yayılırken, dikkatler daha güneye; başlangıçta pek çok kişinin farklı bir demokrasi hikâyesinin yazılmakta olduğunu umduğu Tanzanya’ya kaydı. Cumhurbaşkanı Samia Suluhu Hassan 2021’de göreve geldiğinde, yönetimi siyasi diyaloğu yeniden başlattı, medyanın belirli kesimleri üzerindeki kısıtlamaları hafifletti ve muhalefet partileriyle ilişki kurma niyetinde olduğuna dair sinyaller verdi. Bu reformlar, Tanzanya’nın daha açık bir siyasi ortamı benimsediğinin bir kanıtı olarak hem Afrika’da hem de uluslararası alanda memnuniyetle karşılandı. Ancak bu iyimserlik, son zamanlarda muhalefet liderlerinin tutuklandığına dair raporlar, siyasi faaliyetlere yönelik yasal kısıtlamalar ve seçim reformlarına ilişkin süregelen endişelerle giderek gölgelendi. Tanzanya şimdi kendisini, komşularının da karşı karşıya olduğu o zorlu dengede gezinirken buluyor: Devlet kontrolünü ve kamu düzenini korurken, bir yandan da siyasi özgürlükleri genişletmek.

Demokrasi tartışmasının bölgesel ve küresel yansımaları

Tek tek ele alındığında bu gelişmeler her ülkeye özgü görünebilir. Ancak birlikte değerlendirildiğinde, daha geniş bir bölgesel hikâye anlatıyorlar. Uganda, Kenya ve Tanzanya genelinde hükûmetler; ekonomik baskılar, terör tehditleri ve siyasi kutuplaşmayla karşı karşıya kalan toplumlarda istikrarı korumak için güçlü güvenlik önlemlerinin gerekli olduğunu tutarlı bir şekilde savundu. Aynı zamanda muhalefet partileri, sivil toplum kuruluşları ve uluslararası gözlemciler; ifade özgürlüğü, barışçıl toplanma ve siyasi rekabete getirilen kısıtlamaların demokratik kurumları zayıflatma ve halkın güvenini sarsma riski taşıdığı konusunda uyarılarını sürdürüyor.

Bunun sonuçları Doğu Afrika sınırlarının çok ötesine uzanıyor. Uluslararası yatırımcılar, ekonomik göstergelerin yanı sıra yönetişim durumunu da giderek daha fazla değerlendirmeye alıyor. Siyasi istikrarsızlık, tartışmalı seçimler ve tekrarlayan protestolar Doğu Afrika’nın risk algısı endeksini her zaman yükseltmiş; bu durum şirketlerin yatırım kararlarını yeniden gözden geçirmesine veya bölgedeki büyüme planlarını ertelemesine neden oldu.

Diplomatik açıdan bakıldığında, demokratik performans; Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık gibi nüfuzlu ortaklarla olan ilişkileri de şekillendiriyor. Yönetişim, seçim dürüstlüğü ve insan haklarına saygı; dış politika, kalkınma iş birliği ve uluslararası ortaklıklarda temel kriterler hâline geldi. Batılı demokrasilerin denetimi arttıkça, Doğu Afrika hükûmetleri eş zamanlı olarak; dış politika yaklaşımları genellikle iç siyasi reformlar yerine egemenlik ve iç işlerine karışmama ilkelerini vurgulayan Çin, Rusya ve Körfez ülkeleri gibi devletlerle ilişkilerini güçlendirdi. Bu gelişen jeopolitik denge, ittifakları yeniden şekillendirme ve Afrika’nın stratejik ortaklıklarını yeniden tanımlama potansiyeline sahip.

Bölgesel entegrasyon da ciddi zorluklarla karşılaşabilir. Doğu Afrika Topluluğu; siyasi istikrara, karşılıklı güvene ve ortak demokratik ilkelere bağlılığa dayanır. Siyasi anlaşmazlıklar sokaklara taştığında, ekonomik entegrasyonu yavaşlatma, bölgesel iş birliğini zayıflatma ve güvenlik ile kalkınma sorunlarına yönelik ortak yanıtları zorlaştırma riski taşır.

Genç kuşak demokrasiyi yeniden tanımlıyor

Tüm bu endişelere rağmen, bölgeyi birleştirmeye devam eden güçlü bir güç var: Gençlik. Kampala, Nairobi ve Darüsselam genelinde yeni bir nesil; sosyal medya, sivil aktivizm ve barışçıl protestolar yoluyla siyasi katılımı yeniden şekillendiriyor. Gençler daha fazla hesap verebilirlik, şeffaflık, ekonomik fırsat ve anayasal özgürlüklere saygı talep ediyor. Onların sesleri, münferit ulusal şikâyetleri demokrasinin geleceğine dair bölgesel bir tartışmaya dönüştürdü. Kampala’da gençlerin hesap verebilirlik talebi, Uganda’nın eski Parlamento Başkanı Sayın Anita Among hakkında yolsuzluk iddialarıyla soruşturma açılmasına yol açtı; Among'un bir dönem daha görev yapma hedefi suya düşerken, suç ortaklarının yargılanması ise hâlen sürüyor.

Ancak açık olan şu ki; hükûmetlerin bu taleplere nasıl yanıt vermeye devam edeceği, Doğu Afrika’nın demokratik kurumlarını güçlendirip güçlendirmeyeceğini mi, yoksa giderek artan siyasi kısıtlamaların olduğu bir yolda devam edip etmeyeceğini mi belirleyecek. Kampala’da yapılan seçimler Nairobi’deki tartışmaları etkileyecek. Nairobi’de alınan kararlar Darüsselam’da yakından izlenecek. Aynı şekilde Tanzanya’nın demokratik reformları ya da bu yoldaki geri adımları bölgedeki beklentileri şekillendirecek. Doğu Afrika’da demokrasi artık birbirinden bağımsız üç ulusal hikâye olarak ilerlemiyor; birbirine bağlı tek bir bölgesel anlatı hâline gelmiş durumda. Bunun bir örneği, Ugandalı aktivist Agatha ve Kenyalı meslektaşının, Tanzanyalı muhalefet liderinin serbest bırakılmasını talep ederken Tanzanya’da tutuklanmasıdır.

Milyonlarca Doğu Afrikalı için demokrasi, artık sadece birkaç yılda bir yapılan seçimlerle ölçülmüyor. Vatandaşların özgürce konuşup konuşamadığı, barışçıl bir şekilde örgütlenip örgütlenemediği, iktidardakilere korkusuzca meydan okuyup okuyamadığı ve kendilerini yöneten kurumlara güvenip güvenemediği ile ölçülüyor.

Dünya olup bitenleri izliyor. Çünkü Doğu Afrika sadece Afrika’nın en hızlı büyüyen ekonomilerinden ve stratejik açıdan en önemli bölgelerinden biri olduğu için değil; Kampala, Nairobi ve Darüsselam’daki demokrasinin geleceği, Doğu Afrika’nın önümüzdeki on yıllarda uluslararası ilişkilerdeki yerini tanımlamaya yardımcı olacağı için de bu takip büyük önem taşıyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...