30 Mart 2026

Hürmüz yeni Çanakkale olabilir mi?

Hürmüz, 1915 Çanakkale’si gibi dar boğazda kıyı savunmalarının deniz üstünlüğünü etkisiz kıldığı bir stratejik dönüm noktası. Petrol fiyatları 150 doları aşarken “Gelibolu Hayaleti”, dar su yollarının büyük donanmalar karşısındaki ezeli üstünlüğünü gösteriyor.

Basra Körfezi'nin sıcak suları üzerinde süzülen USS Gerald R. Ford uçak gemisinin devasa gölgesi, Amerikan askerî gücünün zirvesiyle birlikte tarihin en inatçı hayaletlerinden birini de peşinde sürüklüyor: Gelibolu Hayaleti. Bir asır önce Çanakkale Boğazı’nın serin sularında, dönemin en büyük donanmasının “yenilmez” zırhlılarını yutan o meşum sessizlik, bugün Hürmüz Boğazı'nın dar gırtlağında yeniden yankılanıyor. Modern teknoloji, görünmez uçaklar ve hassas güdümlü mühimmatlar, 1915'in kömür dumanlı zırhlılarından çok farklı görünse de dar bir su yolunun kontrolü söz konusu olduğunda coğrafyanın ve asimetrik direncin yasaları değişmiyor.

Hürmüz Boğazı'ndaki güncel kriz, bir enerji lojistiği sorunun ötesinde küresel güç projeksiyonunun sınırlarını belirleyen stratejik bir kırılma noktası. “Hürmüz yeni Çanakkale olabilir mi?" sorusu ise bugün yalnızca askerî tarihçilerin bir fantezisi değil, Pentagon’un savaş odalarında ve enerji piyasalarının kalbinde yankılanan, cevabı milyarlarca dolarlık ve milyonlarca varillik riskler barındıran bir gerçeklik.

Deniz stratejisi tarihinde dar su yolları, her zaman büyük güçlerin kibrinin sınandığı yerler olmuştur. 1915'te Dardanel (Çanakkale) neyse, 2026'da Hürmüz odur. Her iki coğrafya da “açık deniz” doktrini üzerine kurulu dev donanmaları, kıyıya bağımlı, manevra alanı kısıtlı ve her türlü "ucuz" tehdide açık birer hedef hâline getirir.

Hürmüz Boğazı, Umman Körfezi ile Basra Körfezi'ni birbirine bağlayan, en dar yerinde sadece 39 kilometre genişliğinde olan bir hayat damarıdır. Ancak bu coğrafi darlık, askerî açıdan çok daha karmaşık bir derinlik sunar. İran'ın kontrolündeki 150 kilometreyi aşan kıyı şeridi, Keşm Adası'ndan Bandar Abbas'a, oradan Ku Mübarek'e kadar uzanan bir “deniz kalesi” niteliğindedir. Bu hattın savunulması, 1915'te Osmanlıların Çanakkale'nin her iki yakasına yerleştirdiği tabyaların ve seyyar obüslerin modern, dijital ve çok daha ölümcül bir versiyonudur.

Çanakkale'de müttefik armadası, boğazın dar koridorlarında manevra yapmaya çalışırken akıntılar ve kıyı bataryalarıyla boğuşuyordu. Hürmüz'de ise modern Amerikan savaş gemileri, çok daha geniş bir alana yayılmış olsa da saptanması imkânsız mobil füze bataryaları ve binlerce küçük sürat teknesinden oluşan bir “asimetrik orman” içinde hareket etmek zorunda. Bu durum, deniz gücünün niteliksel üstünlüğünü, savunmacının "kitlesel" ve "ucuz" niceliği karşısında anlamsızlaştırır. Philip Radford'un "Gelibolu Hayaleti" makalesinde belirttiği gibi, “Aptal kütle, keskin kaliteyi yener”.

Epic Fury Operasyonu: 21. yüzyılın deniz savaşı

28 Şubat 2026 tarihinde, ABD Başkanı Donald Trump'ın emriyle başlatılan "Epic Fury Operasyonu", İran'ın nükleer programını ve askerî altyapısını ortadan kaldırmayı hedefleyen devasa bir hava ve deniz kampanyası olarak sahneye çıktı. Operasyonun ilk aşamaları, Pentagon'un on yıllardır üzerinde çalıştığı “teknolojik üstünlük” paradigmasının bir şovu niteliğindeydi. B-2 bombardıman uçakları, F-35 görünmez jetler ve yüzlerce Tomahawk füzesi, İran'ın komuta kontrol merkezlerini, füze üretim tesislerini ve deniz üslerini hedef aldı.

CENTCOM verilerine göre, operasyonun ilk dört haftasında 10.000'den fazla hedef vuruldu ve İran donanmasının yüzey varlığının %92'si (yaklaşık 120 gemi) yok edildi. Ancak bu istatistiksel zafer, Hürmüz Boğazı'ndaki gerçek durumu yansıtmaktan uzak duruyor. Tıpkı 1915'te müttefiklerin Çanakkale'nin dış tabyalarını susturup boğaza girdiklerinde her şeyin bittiğini sanmaları gibi, Amerikan donanması da İran'ın yüzey gemilerini batırdığında boğazın kontrolünü ele geçirdiğini düşünmüştü. Oysa gerçek savaş, dalgaların altında ve kıyıdaki kayalıkların derinliklerinde henüz yeni başlıyordu. Epic Fury Operasyonu'nun en kritik zayıf noktası, maliyet ve envanter sürdürülebilirliğidir. Amerikan muhripleri, İran'ın birkaç bin dolarlık “kamikaze” dronlarını ve ucuz füzelerini durdurmak için milyonlarca dolarlık önleyici füzeler (SM-2, SM-6, ESSM) kullanıyorlar. CSIS analizleri, sadece Tomahawk harcamasının ABD'nin bölgedeki tüm fırlatıcı kapasitesinin yarısını tükettiğini ve bu mühimmatların denizde yeniden doldurulamayacağını vurguluyor. Gemiler mühimmat tazelemek için limana dönmek zorundayken, İran kıyı şeridindeki mobil üretim ve fırlatma hücreleri, Rusya'nın Hazar Denizi üzerinden sağladığı sürekli ikmal hattıyla canlı kalıyor. Bu, 1915'te Osmanlıların cephanesi biterken Alman yardımıyla ayakta kalmasına benzer bir lojistik direnç.

18 Mart'ın gölgesinde: Mayınlar ve görünmez tehditler

18 Mart 1915'te müttefik donanmasını felç eden şey, büyük zırhlıların topları değil, Nusret mayın gemisinin karanlıkta döşediği 26 adet mayındı. Bugün Hürmüz'de aynı rolü, İran'ın “akıllı” deniz mayınları, saptanması zor midget (cüce) denizaltıları ve kıyıdan fırlatılan gemisavar füzeleri oynuyor.

İran, Hürmüz Boğazı'nın güçlü gelgitlerini kullanarak, mayın döşeme gemilerine ihtiyaç duymadan kıyıdan suya “yüzen” mayınlar bırakabiliyorlar. ABD'nin İran mayın gemilerinin çoğunu batırmış olması bu nedenle stratejik bir anlam ifade etmez. 1915'teki müttefik amirallerin “mayın tarama gemilerimiz her şeyi temizledi” yanılgısı, 2026'da “Aegis sistemimiz her füzeyi durdurur” inancıyla yer değiştirdi. Ancak tek bir modern mayının bir uçak gemisine veya bir muhribe isabet etmesi, müttefiklerin Bouvet veya Ocean zırhlılarını kaybetmesinden çok daha büyük bir stratejik ve siyasi felaket yaratacak.

1915'te Seyit Onbaşı'nın insanüstü bir çabayla topa sürdüğü mermi, Ocean zırhlısının kaderini değiştirmişti. 2026'da bu “kahramanlık ve azim” unsuru, İran'ın “yeraltı füze şehirlerinde” teknolojik bir form kazandı. Keşm Adası (Qeshm), 1.445 kilometrekarelik yüzölçümüyle Hürmüz'ün ağzında devasa bir “kara kalesi” olarak duruyor. Adanın altındaki tünel ağları, binlerce mobil fırlatıcıyı Amerikan uydularından ve hava saldırılarından koruyor.

Hasan Ali Marwan gibi komutanların liderliğindeki “İmam Hüseyin Tümeni” gibi asimetrik birimler, düzenli bir ordu gibi değil, bir “direniş şebekesi” gibi hareket ederek ABD'nin konvansiyonel vuruş gücünü boşa çıkarıyorlar. İsrail ve ABD'nin bu liderleri hedef alan suikastları (Marwan'ın göreve geldikten üç gün sonra öldürülmesi gibi), örgüt yapısının yataylığı nedeniyle operasyonel duraksamaya yol açmıyor.

Gelibolu hayaleti: Neden donanma tek başına yetmez?

Philip Radford'un analizinde kullandığı “Gelibolu Hayaleti” terimi, deniz gücünün karasal bir kütleyi kontrol etmedeki yetersizliğine işaret ediyor. 1915'te İngiliz ve Fransız donanması boğazı geçemeyince, tek çare olarak karaya asker çıkarma (Gelibolu harekâtı) kararı alınmıştı. Ancak 150 kilometrelik İran kıyı şeridini işgal etmek, Gelibolu yarımadasını ele geçirmeye çalışmakla kıyaslanamaz bile.

Analistler, Hürmüz kıyılarını kontrol altına almanın “Gelibolu'nun on katı” büyüklüğünde bir kara savaşı gerektireceğini ve ABD'nin böyle bir harekât için ne yeterli askerî güce ne de siyasi iradeye sahip olduğunu belirtiyorlar. İran ordusu, iç hatlara çekilerek Amerikan çıkarma birliklerini bitmek bilmeyen bir yıpratma savaşına sokabilir. Bu durum, 1915'te Anzak ve İngiliz birliklerinin kıyıdaki dar plajlara sıkışıp kalmasına benzer bir “stratejik kilitlenme” yaratacak. Askerî doktrinde “deniz hâkimiyeti” (sea command) ve “deniz kontrolü” (sea control) arasında hayati bir fark vardır. ABD, Hürmüz sularında deniz hâkimiyetine sahip olabilir; yani İran donanmasının serbestçe dolaşmasını engelleyebilir. Ancak bu, “deniz kontrolü” sağlandığı anlamına gelmez. Deniz kontrolü, ticari gemilerin güvenli bir şekilde boğazdan geçebilmesidir. İran, kıyıdan fırlattığı tek bir füze veya suya bıraktığı tek bir mayınla bu kontrolü imkânsız hâle getirebilir. Radford'un belirttiği gibi, “Savaş ABD bombalamayı bıraktığında değil, İran geçişe izin verdiğinde bitecektir”.

Ekonomik bir silah olarak Hürmüz: Küresel enerji çöküşü

Çanakkale 1915'te stratejik bir düğümdü, ancak Hürmüz 2026'da küresel ekonominin “boyun toplardamarı” konumunda. Boğazın fiilen kapanmasıyla birlikte dünya, 1970'lerdeki petrol krizlerini gölgede bırakan bir sarsıntı yaşıyor. Petrol fiyatlarının 150 doların üzerine çıkma riski, bir piyasa tahminin ötesinde küresel sanayi üretiminin durma noktasına gelmesi demek.

Özellikle Asya ve Avrupa ekonomileri, Hürmüz üzerinden gelen enerjiye göbekten bağlı. Avustralya örneğinde olduğu gibi, yakıt tedarik zinciri o kadar kırılgandır ki, Hürmüz'deki bir haftalık aksama Singapur ve Güney Kore'deki rafinerileri felç ederek kıtada fiziksel yakıt kıtlığına yol açabiliyor. Bu, modern savaşın cephe ile birlikte benzin istasyonlarında ve market raflarında kazanıldığı bir çağın gerçeği gibi görünüyor. Tüm bunlar, Hürmüz'ün neden “Yeni Çanakkale” olduğunu kanıtlıyor. 1915'te Çanakkale'yi geçemeyen müttefikler Rusya'nın çöküşünü izlemişti; 2026'da Hürmüz'ü açamayan bir ABD, müttefiklerinin ekonomik çöküşünü ve küresel tedarik zincirlerinin parçalanmasını izlemek zorunda kalabilir.

1915'te Rusya, müttefiklerin yardım beklediği taraftı. 2026'da ise Rusya, krizin sürmesinden en çok kazanç sağlayan ve İran'ın direncini besleyen stratejik aktör konumunda. Moskova'nın çıkarları Hürmüz'ün kapalı kalmasıyla doğrudan örtüşüyor. Birincisi, petrol fiyatlarındaki her dolarlık artış Rus savaş kasasını dolduruyor. İkincisi, ABD'nin Ortadoğu'da derin bir bataklığa saplanması, Ukrayna ve Doğu Avrupa'daki Rus hareket alanı üzerindeki baskıyı azaltıyor.

Hazar Denizi, bu krizin “görünmez” lojistik koridoru. Rusya, kendi topraklarında ürettiği ve modernize ettiği “Shahed” tipi dronları ve mühimmatları Hazar üzerinden İran limanlarına ulaştırıyor. İsrail'in Bender Enzeli'ye düzenlediği hava saldırısı, bu “Kuzey Hattı”nı hedef alsa da, Hazar'ın kapalı bir deniz olması ve Rus askerî varlığı, bu hattı tamamen kesmeyi imkânsız kılıyor. Bu da İran'ın "Epic Fury" altındaki dayanıklılığını artıran en büyük dış faktör.

Bilgi savaşı ve anlatıların çatışması

Hürmüz krizi, askerî bir çatışmadan ziyade "anlatı savaşı"nın ta kendisi. İran, kendisini sömürgeci güçlere direnen bir “kale” olarak sunarak, İslam dünyasında ve küresel Güney'de bir meşruiyet devşiriyor. 1915'teki Türk savunmasının yarattığı “mazlum milletlerin uyanışı” efsanesine benzer bir retorik, bugün Tahran tarafından profesyonelce kullanılıyor. Öte yandan, ABD ve İsrail, operasyonu “küresel terörizmi ve nükleer tehdidi durdurma” görevi olarak tanımlıyorlar. Ancak, Hürmüz'den petrol geçişinin durması ve enerji fiyatlarının artması, bu anlatının sivil halklar üzerindeki etkisini zayıflatıyor. İnsanlar, nükleer tehditten ziyade benzin fiyatlarını ve ısınma maliyetlerini önemiyorlar. Bu noktada, İran'ın asimetrik stratejisi, Amerikan gemileriyle birlikte Amerikan kamuoyunun ve müttefiklerin sabrını da hedef alıyor.

İran'ın askerî doktrininde “şehadet kültürü” ve “asimetrik direniş”, mühimmat sayısından daha önemli bir güç çarpanı olarak görülüyor. 1915'te Mustafa Kemal'in “Size ölmeyi emrediyorum” sözüyle vücut bulan o sarsılmaz irade, bugün İran Devrim Muhafızları'nın (IRGC) Hürmüz'deki küçük bot mürettebatlarında ve füze operatörlerinde bir karşılık buluyor. Pentagon'un teknokratik savaş planlaması, bu tür bir ideolojik ve yerel motivasyonun yarattığı “belirsizlik” faktörünü hesaplamakta zorlanıyor.

"Hürmüz yeni Çanakkale olabilir mi?" sorusunun cevabı, 2026 yılının Mart ayında ortaya çıkan stratejik tabloda netleşiyor: Evet, Hürmüz, 21. yüzyılın Çanakkale'si. Ancak bu benzerlik, askerî kahramanlıklar veya trajedilerle sınırlı değildir; bu, deniz gücünün karasal ve asimetrik direnç karşısındaki ontolojik sınırı. Hürmüz Boğazı'nın üzerinde dolaşan “Gelibolu Hayaleti”, modern dünyaya çok eski bir dersi yeniden fısıldıyor: Dar su yolları, üzerindeki gemilere değil, kıyısındaki halklara aittir. Eğer bir çözüm bulunamazsa, 2026 yılı, bölgesel savaş ile değil küresel güç dengelerinin Hürmüz'ün karanlık sularına gömüldüğü yıl olarak hatırlanacak. Tıpkı 1915'te Çanakkale önlerinde batan o “yenilmez” armadanın, bir imparatorluğun ve bir çağın sonunu haber vermesi gibi…

Kaynaklar

Ghost of Gallipoli: US warships cannot control the Strait of Hormuz | The Strategist, erişim tarihi Mart 30, 2026, https://www.aspistrategist.org.au/ghost-of-gallipoli-us-warships-cannot-control-the-strait-of-hormuz/

Hormuz crisis carries echoes of Gallipoli-1915 - The Tribune, erişim tarihi Mart 30, 2026, https://www.tribuneindia.com/news/comment/hormuz-crisis-carries-echoes-of-gallipoli-1915/

A Strait Comparison: Lessons from the Dardanelles for a Strait of ..., erişim tarihi Mart 30, 2026, https://warontherocks.com/2025/06/a-strait-comparison-lessons-from-the-dardanelles-for-a-strait-of-hormuz-closure/

Iran war shows the strategic limits of tactical strikes - Defense One, erişim tarihi Mart 30, 2026, https://www.defenseone.com/ideas/2026/03/strategic-limits-tactical-strikes/412326/

Iran War: Strait of Hormuz — The U.S. and NATO Disconnect | William Keenan - The Blogs, erişim tarihi Mart 30, 2026, https://blogs.timesofisrael.com/iran-war-strait-of-hormuz-the-u-s-and-nato-disconnect/

The Strait of Hormuz: The Military, Energy, and Economic Challenges - FDD, erişim tarihi Mart 30, 2026, https://www.fdd.org/analysis/2026/03/27/the-strait-of-hormuz-the-military-energy-and-economic-challenges/

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...