Avrupa’nın onurunu kurtaran lider: Pedro Sánchez
İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Trump’ın İran ve ticaret tehditlerine karşı Avrupa’nın sessizliğini bozan tek lider oldu. Madrid’in “savaşa hayır” mirasını savunan Sánchez, diplomatik baskılara boyun eğmeyerek Avrupa’nın siyasi onurunu ve stratejik özerkliğini koruyan bir direnişin simgesi oldu.
Tarihin tozlu sayfalarında, büyük imparatorlukların ve küresel güçlerin gölgesinde verilen bazı kararlar, bir dönemin siyasetini değil, bir kıtanın haysiyetini de tayin eder. 1940’ların karanlığında, Avrupa’nın büyük bir kısmı diz çökmüşken Londra’nın sisli sokaklarından yükselen o inatçı ses nasıl ki bir direnişin simgesiyse, bugün Madrid’in güneşli meydanlarından yükselen ses de benzer bir ahlaki pusulanın varlığını hatırlatıyor.
Dünya, devlerin satranç tahtasında yeni bir “İran krizi” ile sarsılırken, okyanusun öte yanından gelen gümrük vergisi tehditleri ve askerî üs talepleri karşısında Avrupa başkentlerinde derin bir sessizlik hâkim. Paris pragmatizmle boğuşuyor, Berlin “stratejik sabır” maskesi altında geri çekiliyor, Roma ise denge oyunları peşinde koşuyor. Ancak bir isim, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, elindeki sınırlı ekonomik ve askerî güce rağmen, tarihin tekerrür etmesine izin vermeyeceğini ilan ederek öne çıkıyor. Bu, dış politika tercihinin ötesinde Avrupa’nın kaybettiği iddia edilen o kadim onurunu kurtarma mücadelesi.
Sánchez’in bugünkü duruşunu anlamak için 2003 yılının Madrid’ine, Aznar hükûmetinin Irak işgaline verdiği desteğin yarattığı toplumsal travmaya bakmak gerekir. O dönemde “Üçlü ittifak” fotoğraflarında yer alan İspanya, halkının %90'ından fazlasının karşı çıkmasına rağmen bir felaketin parçası olmuştu. Sánchez, Çarşamba sabahı televizyon karşısına geçtiğinde Donald Trump ile birlikte kendi ülkesinin bu karanlık geçmişine de meydan okuyordu.
Sánchez’in kurumsal bildirisinde kullandığı, “Dünya hastane inşa etmeyi bırakıp füze üretmeye başladığında kâr edenler yalnızca o seçkin azınlıktır” cümlesi, savaş karşıtlığıyla beraber neoliberal küresel düzenin savaş ekonomisine yönelik sert bir ideolojik eleştiriydi. Bu cümle, 1961 yılında Dwight D. Eisenhower’ın veda konuşmasında yaptığı “askerî-endüstriyel kompleks” uyarısının modern ve sivil bir yankısını andırıyordu.
Berlin ve Paris neden sessiz?
Avrupa’nın geleneksel lokomotifleri olan Almanya ve Fransa’nın bugün içine düştüğü durum, kıtanın stratejik özerklik idealinin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in, Trump ile “açık sahnede” ters düşmemek adına takındığı uzlaşmacı tavır, bir zamanlar “Avrupa’nın vicdanı” olarak görülen Almanya’nın, ekonomik kaygılar ve aşırı sağın yükselişiyle nasıl felç olduğunu kanıtlıyor.
Merz’in, Washington’a gitmeden önce sarf ettiği, “Ortaklarımıza ders verme zamanı değil” sözleri, aslında bir teslimiyet belgesi. İspanya’nın NATO harcamaları üzerinden Trump tarafından hedef alınmasına sessiz kalması, Avrupa dayanışmasının kâğıt üzerinde kaldığının en acı göstergesidir. Öte yandan Emmanuel Macron, her ne kadar “Avrupa dayanışması” adına Sánchez’e telefon açsa da Charles de Gaulle uçak gemisini Doğu Akdeniz’e göndererek aslında klasik bir Fransız ikilemini yaşıyor: Bir yandan hukuku savunmak, diğer yandan “masada kalmak” adına askerî varlık göstermek. Ancak Sánchez, Macron’un aksine, “masada kalmanın” bedelinin “suça ortak olmak” olduğunu savunuyor.
“Kölece itaat liderlik değildir”
Sánchez’in konuşmasındaki en çarpıcı ve belki de en ağır bölüm, liderlik tanımı üzerineydi:
“Körü körüne ve kölece itaat etmenin bir liderlik biçimi olduğunu düşünmek saflıktır… Dünyaya zararlı olan bir şeye, sırf birilerinden gelecek misilleme korkusuyla ortak olmayacağız.” Bu satırlar, Beyaz Saray’ın ötesinde Brüksel’deki meslektaşlarına yönelik bir aynaydı. Sánchez, Avrupa Birliği’nin kurucu değerlerinin ticaret savaşları veya savunma bütçeleriyle takas edilemeyecek kadar kıymetli olduğunu hatırlattı. Donald Trump’ın, İspanya’nın Endülüs’teki üslerini kullanmasına izin vermemesi üzerine ticareti kesmekle tehdit etmesi, aslında modern dünyada "zorbalık diplomasisinin" zirve noktası. Ancak Sánchez’in bu tehdit karşısında geri adım atmak yerine, halkının %85’inin Trump’a olumsuz baktığı bir ortamda tabanını arkasına alması, demokratik meşruiyetin en güçlü savunma silahı olduğunu gösteriyor.
Şu an için Sánchez, Avrupa’nın büyük güçleri arasında “yalnız” görünebilir. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’in Grönland krizindeki çıkışı bir dönem parlamış olsa da Sánchez’in İran savaşı konusundaki duruşu çok daha derin bir etik zemine oturuyor. İtalya’da Giorgia Meloni’nin “bir ayağı Washington’da, diğeri Avrupa’da” olan denge oyunu, aslında hiçbir yerde sağlam basamadığının kanıtı. Savunma Bakanı Crosetto’nun savaşın hukuk dışı olduğunu itiraf etmesi, ancak hükûmetin hâlâ “talep gelirse değerlendiririz” demesi, İtalya’nın tarihsel belirsizlik politikasının bir devamı. Sánchez ise bu belirsizliğe yer bırakmıyor. Dışişleri Bakanı José Manuel Albares’in, Beyaz Saray’ın “İspanya ikna edildi” yönündeki dezenformasyonuna verdiği, “Beyaz Saray sözcüsü olabilir ama ben de İspanya Dışişleri Bakanıyım” yanıtı, diplomatik nezaketin ötesinde bir egemenlik ilanı.
Avrupa’nın pusulası
Avrupa, 21. yüzyılın en büyük kimlik krizlerinden birini yaşıyor. Bir yanda ekonomik çıkarlar ve savunma bağımlılığı, diğer yanda ise insan hakları, uluslararası hukuk ve barış idealleri... Çoğu lider bu iki kutup arasında sıkışıp kalmışken, Pedro Sánchez “onurlu bir yalnızlığı” tercih ederek aslında Avrupa’nın unutmaya yüz tuttuğu o "ahlaki üstünlüğü" yeniden canlandırıyor.
İspanyol şair Federico García Lorca’nın dediği gibi: “Dünyada hiçbir şey, haksızlığa karşı sessiz kalan bir vicdandan daha ağır değildir.” Sánchez, bugün Madrid’den yükselttiği sesle, sadece İspanya’nın değil, tüm Avrupa’nın vicdanındaki o yükü hafifletmeye çalışıyor. Tarih, bu dönemi yazdığında; büyük ekonomik güçlerin sustuğu, güçlü liderlerin ticaret savaşlarından korkup saklandığı bir zamanda, Akdeniz’in kıyısından bir liderin çıkıp “Savaşa hayır” dediğini ve bir imparatorluğun tehditlerine boyun eğmediğini kaydedecek. Ve belki de o zaman, Avrupa’nın onurunun Berlin veya Paris’teki kasalarda değil, Madrid’deki bu cesur duruşta korunduğu anlaşılacak.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.