28 Şubat’ın anatomisi: Hafıza, hukuk ve zihniyetle yüzleşme
KADEM’in İstanbul Üniversitesi’nde düzenlediği panelde 28 Şubat süreci; hukuk, medya, akademi ve İslamofobi bağlamında çok yönlü biçimde ele alındı. Konuşmacılar, süreci mümkün kılan zihniyeti analiz ederek yüzleşmenin ve ortak hukuk bilincinin önemini vurguladı.
27 Şubat 2026 tarihinde, 28 Şubat sürecinin 29. yılı dolayısıyla Kadın ve Demokrasi Vakfı (KADEM) tarafından İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binası’nda “28 Şubat: Çağdışı Sürecin Anatomisi Paneli” gerçekleştirildi. 28 Şubat 1997’de alınan Millî Güvenlik Kurulu kararlarıyla başlayan ve yıllarca etkisini sürdüren “postmodern darbe” süreci; siyasal alanın yeniden dizayn edilmesi, temel hak ve özgürlüklerin idari ve yargısal mekanizmalarla sınırlandırılması ve özellikle dindar kesimlerin kamusal alandan dışlanması gibi uygulamalarla hafızalara kazınmıştı. Panel, bu süreci yalnızca bir mağduriyet anlatısı olarak değil; hukuk, medya, akademi ve zihniyet dünyası bağlamında çok katmanlı biçimde analiz etmeyi amaçladı.
KADEM Mütevelli Heyet Başkanı Sümeyye Erdoğan Bayraktar, bazı milletvekilleri, öğretim üyeleri ve çok sayıda kişi katıldığı panelin açılış konuşmalarını İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar ile KADEM Yönetim Kurulu Başkanı Av. Dr. Canan Sarı gerçekleştirdi. Prof. Dr. Zülfikar konuşmasına şu sözlerle başladı: “İyiliği sonsuz, ikramı bol olan Rabbimize hamd ediyoruz. 28 Şubat’ı başka bir günde değil; bugün, bu mekânda, bu tarihî zeminde, olayın başka bir boyutunu konuşma ve değerlendirme fırsatı verdiği için şükrediyoruz” 28 Şubat’ın “uzun ve ağır bir süreç” olduğunu vurgulayan Zülfikar, bu dönemi mümkün kılan zihniyet dünyasının ve kurumsallaşmış ayrımcılık mekanizmalarının doğru okunması gerektiğini belirtti.
Zülfikar, “28 Şubat, yurttaşlık hakkını eşitlik temelinde değil, ideolojik kabuller temelinde değerlendiren bir süreçti” diyerek, özellikle dindar kadınların kamusal varlığının bir hak meselesi olmaktan çıkarılıp denetim konusu hâline getirildiğini ifade etti. Üniversitenin tarihsel sorumluluğuna dikkat çekerek, “Üniversiteler insan yetiştirmek için kurulmuştur; başka bir önceliği yoktur. Temel önceliği insandır” dedi ve bilimin susmasının en büyük felaket olacağını vurguladı.
Canan Sarı ise panelin amacını şu sözlerle ortaya koydu: “Bu paneli düzenlerken amacımız, 28 Şubat’ı yalnızca yaşanan mağduriyetler üzerinden değil; eğitim, siyaset, hukuk, medya ve akademi ekseninde nasıl inşa edildiğini ve nasıl meşrulaştırıldığını analiz etmektir” 28 Şubat’ı “milyonlarca insanın hayatını etkileyen bir baskı ve ayrımcılık dönemi” olarak nitelendiren Sarı, özellikle kadınların eğitim ve çalışma haklarından mahrum bırakılmasının altını çizdi.
Panelin moderatörlüğünü FSMVÜ’den ve KADEM Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Zeynep Kevser Şerefoğlu Danış üstlendi. Danış, açılışta şu vurguyu yaptı: “Bugün burada bir mağduriyet yarıştırmak için bulunmuyoruz” Asıl meselenin, “hesabını kapatamamış bir zihniyeti konuşmak” olduğunu belirterek, 28 Şubat’ı mümkün kılan tehdit algısının ve korku siyasetinin sorgulanması gerektiğini ifade etti.
İlk oturum: “Hakların Askıya Alınması ve Meşrulaştırma Mekanizması”
Panelin ilk sunumunda 25. ve 26. Dönem Milletvekili Av. Dr. Fatma Benli Yalçın, 28 Şubat’ı hukuk devleti perspektifinden ele aldı. Konuşmasına şu soruyla başladı: “Belki de bugün kendimize sormamız gereken temel soru şu: Neden hâlâ başörtüsünü konuşuyoruz? Neden hâlâ 28 Şubat’ı konuşuyoruz?” Bu sorunun cevabını, geçmişte kaldığı sanılan uygulamaların farklı biçimlerde devam etmesinde aradı.
Benli, 28 Şubat’ın yalnızca bir günle sınırlı olmadığını belirterek, “28 Şubat 1997’de alınan Millî Güvenlik Kurulu kararları, fiilen yıllarca sürdü. Sadece bir günün, bir toplantının kararı değildi; yaklaşık on üç yıl boyunca etkisini hissettiren bir dönemdi” dedi. Anayasa ve yasalar değişmeden uygulamanın değiştiğini, genelgelerle temel hakların fiilen ortadan kaldırıldığını vurguladı. “Bu nedenle mesele yalnızca bir kıyafet meselesi değildi” diyen Benli, süreci “Hukukun üstünlüğü yerine, idarenin üstünlüğünün ikame edilmesi” olarak tanımladı. 28 Şubat yargılamalarını takip ettiğini belirterek, “En çok beklenen şey, ‘Yanlış yaptık’ denilmesiydi” sözleriyle yüzleşme ve özrün toplumsal iyileşme açısından önemine dikkat çekti.
İkinci oturum: “Medya, 28 Şubat ve İslamofobi”
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. İsmail Çağlar, 28 Şubat sürecini medya ve ulus-devlet tartışmaları çerçevesinde analiz etti. 28 Şubat belgelerindeki “Yürürlükteki kanunlara uyulsun, yürürlükteki kanunlar işletilsin” ifadesine dikkat çekerek, kanunun bir araç olduğunu ve zihniyete göre şekillendiğini vurguladı.
Çağlar’a göre Türkiye’de darbeleri üreten temel mesele, devlet ile toplum arasındaki uyumsuzluktur. “Türkiye bir ulus devlettir ama tanımladığı anlamda bir ulusu yoktur” diyerek, devletin tanımladığı ulus ile toplumsal gerçeklik arasındaki mesafeye işaret etti. Ona göre askeri müdahaleler, bu farkı zorla kapatma girişimiydi.
28 Şubat’ta medyanın rolünü ise şöyle özetledi: “Medya hem bir araçtı hem de o zümrenin bir unsuruydu.” Dindar kesimin “din istismarcısı”, “tehdit” ya da “şiddet eğilimli” olarak kodlandığını belirterek, “’Müslümanlara karşı darbe’ söylemi destek bulmaz; ama ‘din istismarcılarına karşı müdahale’ söylemi belli ölçüde destek üretebilir” sözleriyle meşrulaştırma stratejisini açıkladı.
Üçüncü oturum: “28 Şubat ve İslamofobi: Failin Zihniyet Dünyası”
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Doç. Dr. Güllüşan Göcen, 28 Şubat’ı failin zihniyet dünyası üzerinden değerlendirdi. “Oysa bu zararı üreten özneyi, yani faili; onun hangi saiklerle hareket ettiğini… anlamadan süreci tam olarak kavrayamayız” diyerek, epistemik arka planın önemini vurguladı.
Göcen, İslamofobi kavramının ürettiği stereotiplere dikkat çekerek, 28 Şubat sürecindeki “irtica tehdidi”, “çağ dışılık” gibi söylemlerle paralellik kurdu. “Bu söylem, müdahaleyi meşrulaştıran epistemik zemini oluşturdu” ifadesiyle akademi, medya ve bürokraside oluşan ortak bilgi çerçevesine işaret etti.
“Eğer bir dünya görüşü kendisini tek ve mutlak doğru olarak konumlandırırsa, diğer dünya görüşlerini tehdit olarak algılama eğilimi güçlenir” diyen Göcen, 28 Şubat’ı bir toplumsal mühendislik örneği olarak okudu ve kalıcı barış için yüzleşmenin şart olduğunu vurguladı.
Dördüncü oturum: “İslamofobi ve Görünür Müslümanlık: Fransa ve Türkiye’de Epistemik Dışlama”
Gazeteci ve KADEM Yönetim Kurulu Üyesi Sena Polat, 28 Şubat’ı küresel İslamofobi bağlamında ele aldı. “28 Şubat geçmişte kalmış bir tarih değildir; yalnızca bir dönem değil, bir zihniyettir” diyerek konuşmasına başladı ve zihniyet dönüşmeden sürecin tamamen geride kalmayacağını ifade etti.
Fransa örneği üzerinden laiklik uygulamalarını analiz eden Polat, 1905 yasasına ve 2004’teki dini sembol yasağına atıf yaparak Müslüman görünürlüğünün düzenlenmesini eleştirdi. “İslam yaşayan, gündelik hayatta görünür olan bir din” diyerek, görünürlüğün neden hedef hâline geldiğini açıkladı.
Türkiye bağlamında ise başörtülü kadınların hem fiziksel hem epistemik dışlanmaya maruz kaldığını belirtti: “’Senin bilgin geçerli değil, senin deneyimin hakikat değil’ deniliyor” Kamusal görünürlüğün kriminalize edilmesine dikkat çekerek, unutmaya karşı direnmenin gerekliliğini vurguladı.
Dünü anlamak, yarını inşa etmek
“28 Şubat: Çağdışı Sürecin Anatomisi Paneli”, 28 Şubat’ı yalnızca geçmişte kalmış bir askeri müdahale olarak değil; hukuk düzeninin kırılganlığını, medyanın meşrulaştırıcı gücünü, akademinin epistemik rolünü ve zihniyet dünyasının belirleyiciliğini ortaya koyan çok boyutlu bir süreç olarak ele aldı. Konuşmacılar, farklı disiplinlerden bakarak aynı soruya odaklandı: Bu süreç nasıl mümkün oldu?
Panel boyunca öne çıkan ortak vurgu, 28 Şubat’ın bir “kıyafet meselesi” değil; eşit yurttaşlık, hukuk devleti ve insan onuru meselesi olduğuydu. İdarenin hukukun önüne geçtiği, medyanın tehdit dili ürettiği, akademinin tekçi bilgi modelini meşrulaştırdığı bir zeminde hak ihlallerinin nasıl kurumsallaştığı detaylı biçimde analiz edildi.
Sonuç olarak panel, geçmişi canlı tutmak için değil; yüzleşerek daha adil bir gelecek inşa etmek için hafızayı diri tutmanın gerekliliğini ortaya koydu. 28 Şubat’ın yıldönümünde yapılan bu buluşma, üniversite zemininde gerçekleşmesi itibarıyla da sembolik bir anlam taşıdı: Bilim konuştuğunda, toplum kendisiyle yüzleşme cesareti bulabilir.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.