Fransa-Yunanistan hattında kalıcı savunma ekseni
Fransa-Yunanistan savunma anlaşmasının uzatılması, geçici bir iş birliğinden kurumsallaşmış bir ortaklığa geçişi simgeliyor. Bu adım, Doğu Akdeniz’i aşan bir ölçekte, güvenliğin aktör temelli ve çok katmanlı biçimde yeniden tanımlandığını ortaya koyuyor.
2021 yılında imzalanan Fransa-Yunanistan savunma ve güvenlik anlaşması; iki ülke arasında askerî iş birliğini derinleştiren ve Avrupa güvenlik mimarisinde aktör temelli ve daha bağlayıcı bir güvenlik yaklaşımın ortaya çıkışını temsil eden stratejik bir ortaklık olarak ortaya çıkmıştı. Anlaşmanın merkezinde yer alan karşılıklı savunma maddesi, tarafların birine yönelik silahlı bir saldırı durumunda diğer tarafın tüm imkânlarıyla destek vermesini öngören NATO’nun kolektif savunma ilkesine benzer bir güvenlik taahhüdü sunuyor. Bunun yanı sıra Yunanistan’ın Fransa’dan savaş uçakları ve fırkateyn tedarikini kapsayan savunma sanayi boyutunu içeren anlaşma, yalnızca bir güvenlik garantisi değil; aynı zamanda uzun vadeli askerî bir entegrasyon ve kapasite inşası olarak kurgulandı. Beş yıllık süreyle imzalanan bu anlaşma, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 24-25 Nisan 2026 tarihli Atina ziyareti sırasında beş yıl daha uzatılması ve otomatik yenileme hükmünün eklenmesi planlanıyor. Uzatma kararı, söz konusu iş birliğinin geçici bir güvenlik düzenlemesinden, kurumsallaşmış bir ortaklığa evrildiğine işaret ediyor. Bu bağlamda uzatma kararının yalnızca 2021 yılında tesis edilen güvenlik ilişkisinin rutin devamı mı, yoksa değişen jeopolitik koşullar doğrultusunda anlaşmanın yeniden işlevselleştirilmesi mi sorusu öne çıkıyor. Söz konusu sorunun yanıtlanması ise 2021 yılında tarafları anlaşmaya yönelten temel motivasyonların ve bu motivasyonların günümüzde nasıl dönüştüğünün anlaşılmasıyla mümkün.
Bu doğrultuda Fransa-Yunanistan savunma anlaşmasının ortaya çıktığı koşullar hatırlanacak olursa, Doğu Akdeniz’de yaşanan gerilimler ve bu gerilimlerin Batı’nın mevcut güvenlik mekanizmalarıyla tam anlamıyla yönetilememesi olduğu görülür. 2021 yılında NATO ittifak içi ihtilaf söz konusu olduğunda kolektif savunma ilkesini otomatik ve bağlayıcı biçimde işletmekte zorlanan bir yapı olarak algılanırken; Avrupa Birliği ise güçlü söylemlerine rağmen sahada etkili bir güvenlik üreticisi olamadı. Bu boşlukta Fransa-Yunanistan anlaşması, güvenliği daha dar fakat daha bağlayıcı bir şekilde yeniden tanımlayan kendi lehlerine bir çözüm olarak ortaya çıktı. Yunanistan açısından bu, belirsiz kolektif güvenlik mekanizmalarına karşı daha öngörülebilir bir güvenlik garantisi anlamına gelmekle birlikte hem dış politikada manevra alanı kazandırıyor hem de Avrupa’nın güneydoğu cephesinde rolünü güçlendiren bir girişim olarak değerlendirildi. Fransa açısından ise anlaşma Avrupa güvenliğinde fiili güvenlik sağlayıcı rolünün inşasına hizmet etti.
Kolektif güvenlikten hibrit caydırıcılığa geçiş
Aradan geçen zamanda Doğu Akdeniz’de rekabet tamamen sona ermedi; sadece daha düşük yoğunluklu istikrarsızlığa evrildi. NATO’nun varlığı ortadan kalkmadı fakat özellikle Trump döneminde dile getirilen söylemlerle birlikte kolektif savunma ilkesinin koşulsuzluğu sorgulanır hâle geldi. ABD’nin güvenlik taahhütlerini mali yük paylaşımı ve siyasi uyum gibi değişkenlere bağlayan yaklaşımı, Avrupa başkentlerinde güvenliğin yalnızca NATO üzerinden kurgulanmasının risk oluşturduğu yönünde kalıcı bir farkındalık oluşturdu. Bu durum NATO’yu işlevsizleştirmedi ancak tek başına yeterli olmaktan uzaklaştırdı. Avrupa Birliği ise her ne kadar güvenlik üretme iddiasını terk etmese de bunu gerçekleştirecek kurumsal kapasiteyi hâlâ oluşturamadı.
Bu noktada güvenliğin üretim mantığında bir kayma yaşandığına dikkat çekmek gerekiyor. Güvenlik artık merkezî ve kolektif bir yapı tarafından sağlanan bir düzen olmaktan uzaklaşarak; devletlerin kendi aralarında kurduğu daha esnek, çok katmanlı ve bağlayıcı değişkenler üzerinden şekillenmeye başlıyor. Zira Fransa-Yunanistan anlaşması bu dönüşümün somut bir örneğidir. Bu anlaşma, NATO’nun geniş fakat esnek yapısı ile Avrupa Birliği’nin normatif fakat sınırlı kapasitesi arasında konumlanan, daha dar ve daha bağlayıcı bir güvenlik aracı oluşturuyor. Dolayısıyla bu anlaşma ile klasik bir ittifaktan ziyade, kolektif güvenlik ile aktör temelli caydırıcılık arasında yer alan hibrit bir güvenlik mekanizması meydana geldiği ifade edilmelidir. Dolayısıyla bu yeni güvenlik mantığıyla birlikte tarafların stratejik niyetleri de yeniden okunmalıdır.
Stratejik özerklik ve liderlik arayışının kesişimi
Yunanistan açısından söz konusu anlaşma, yalnızca dış bir tehdide karşı korunma aracı değil; aynı zamanda güvenliğini çeşitlendirme ve güvenliği çok katmanlı bir boyuta taşıma stratejine hizmet ediyor. Atina, NATO ve ABD ile ilişkilerini sürdürürken, Fransa ile daha bağlayıcı bir güvenlik hattı oluşturarak tek bir güvenlik sağlayıcısına bağımlı kalmama fırsatı elde ediyor. Bu yaklaşım Yunanistan’ı Avrupa güvenliğinin güneydoğu kanadında konumlanan bir aktöre dönüştürmektedir.
Fransa açısında ise bu anlaşma, Avrupa güvenliğinde liderlik iddiasının somut bir tezahürüdür. Zira Paris, güvenliğin yalnızca kolektif mekanizmalar aracılığıyla değil, kapasite sahibi devletler aracılığıyla üretileceği varsayımıyla hareket ediyor. Bu bağlamda Fransa, yalnızca güvenlik sağlayan değil, güvenliğin nasıl tanımlanacağını ve hangi araçlarla uygulanacağını belirleyen bir aktör olmayı hedefliyor. Yunanistan ile kurulan bu ilişki Fransa’nın Doğu Akdeniz’de kalıcı bir jeopolitik aktör hâline gelmesini sağlarken, aynı zamanda savunma sanayi üzerinden uzun dönemli stratejik nüfuz kurma imkânı sunuyor.
Tabii bu hedefler anlaşmanın bugün neden uzatıldığını açıklamak için yeterli parametreleri oluşturmuyor. Zira 2026 yılına gelindiğinde güvenliğin coğrafi ve stratejik boyutunun genişlediği aşikâr. 2021 yılında söz konusu anlaşma ağırlıklı olarak Doğu Akdeniz’deki gerilimler üzerinden anlam kazanırken; bugün aynı anlaşma daha geniş bir kriz coğrafyası doğrultusunda yeniden konumlandırılıyor. Orta Doğu’da yaşanan kriz, enerji hatlarının kırılganlığı ve deniz ticaret yollarının güvenliği, Akdeniz’i yalnızca bölgesel bir rekabet alanı olmaktan çıkararak küresel güvenlik zincirinin bir halkası hâline getiriyor. Bu durum Fransa- Yunanistan ortaklığını da daha geniş bir stratejik bağlama taşındığına işaret ediyor. Dolayısıyla anlaşmanın uzatılması, yalnızca geçmişteki tehdit algılarının devamına verilen bir yanıt değil; aynı zamanda gelecekteki belirsizliklere karşı bir konumlanmadır. Yunanistan bu yeni bağlamda deniz güvenliği ağının önemli bir ayağı hâline gelmeye çalışırken; Fransa bu ağı şekillendiren aktör olmayı hedefliyor. Dolayısıyla anlaşma artık bölgesel denge aracı değil, Akdeniz güvenlik mimarisinin dizaynında etkin olmak isteyen iki aktörün ortaklığı olarak değerlendirilmesi gerekiyor.
Türkiye için değişen denklem: Çok aktörlü güvenlik sahası
Türkiye açısından da ortaya çıkan tablo önemlidir. Anlaşmanın uzatılması Türkiye için doğrudan askerî bir tehdit oluşturmamakla birlikte, krizlerin artık daha geniş aktör ağı ile yönetileceği bir güvenlik ortamına geçiş yapıldığını gösteriyor. Dolayısıyla bu durum Türkiye’nin özellikle Ege ve Doğu Akdeniz’de uzun süredir tercih ettiği esnek ve düşük yoğunluklu stratejisinin maliyetini arttırabilir. Zira bu alan söz konusu anlaşmanın uzatılması ve otomatik uzatma hükmünün varlığıyla birlikte artık Ankara ile Atina arasında ikili bir denklem sahası söz konusu değil. Denkleme Fransa gibi askerî kapasitesi güçlü bir aktör dahil oldu. Bu durum sahada yaşanan krizlerin daha hızlı uluslararasılaştırılmasına ve siyasi sonuçlarının ağırlaştırılmasına neden olabilir. Diğer yandan anlaşma metinsel olarak güçlü bir bağlayıcı güvenlik taahhüdü sunsa da, bu taahhüdün hangi koşullarda ve ne ölçüde devreye gireceği hususunda belirsizlik dikkate alındığında Türkiye’yi doğrudan sınırlandırmayacağı ancak Türkiye’nin kriz ve risk değerlendirilmesinde önemsemesi gereken yeni bir güç çarpanının ortaya çıktığını gösteriyor.
Sonuç olarak Fransa-Yunanistan savunma anlaşmasının uzatılması, ne yalnızca geçmişteki tehditlerin devamına verilen yanıt ne de yeni bir stratejik yönelimin başlangıcını ifade etmektedir. Bu karar, değişmeyen bölgesel gerilimler ile genişleyen jeopolitik belirsizliklerin kesişiminde ortaya çıkan yeniden konumlanma hamlesi olarak değerlendirilebilir. Bununla beraber anlaşmayı uzatma kararı yalnızca iki ülke arasında savunma iş birliğini temsil etmemekte; aynı zamanda güvenliğin merkezsizleştiği, aktör merkezli bir anlayışla yeniden üretildiği yeni bir paradigmanın somut örneğini oluşturmaktadır.

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.