Ukrayna-Rusya çıkmazında “kilise savaşları”
Haberin Eklenme Tarihi: 27.07.2025 16:07:00 - Güncelleme Tarihi: 27.07.2025 16:10:00Ukrayna ve Rusya arasındaki derinleşen çatışma, siyasi ve askeri boyutlarının ötesinde, her iki ülkenin kimliklerinde ve jeopolitik stratejilerinde merkezî bir rol oynayan dinî alanda da şiddetli bir mücadeleye sahne olmaktadır. “Kilise savaşları” olarak adlandırdığım bu dinî çekişme, özellikle Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin Rusya bağlantılı dinî kuruluşları yasaklama kararı almasının ardından yeni bir boyut kazanmıştır. Bu yazı, çatışmanın tarihî kökenlerini, Rusya’nın Avrasyacılık ideolojisindeki kilisenin rolünü, Ukrayna’daki Ortodoks bölünmeleri ve güncel yasaklama yasasının etkilerini derinlemesine incelemektedir.
Rus Avrasyacılığının kutsal sacayağı: Slavofilizm, otokrasi ve Ortodoksluk
Rus Avrasyacılık ideolojisinin temelinde üç ana husus yatmaktadır: Slavofilizm, otokrasi ve Ortodoksluk. Başlangıçta I. Pyotr öncesi Rus kültürel kimliğini korumayı hedefleyen Slavofilizm, zamanla Pan-Slavizm’e evrilerek tüm Slav halklarını Rusya’nın liderliğinde birleştirme ülküsüne dönüşmüştür. Bu ideoloji, özellikle I. Nikolay döneminde “Ortodoksluk, otokrasi, milliyet” prensibiyle pekiştirilmiştir. Gogol’un bu prensiplere ilişkin açıklamaları, Ortodoksluğu Mesih tarafından verilen yüce bir bilgelik, otokrasiyi devlet için güçlü bir hükümdarın zorunluluğu ve milliyeti Rusya’ya duyulan derin bir sevgi olarak tanımlar. Bu doktrin, sonraki Rus liderleri, özellikle de Vladimir Putin tarafından güncellenerek ve kullanılarak, Rusya’nın jeopolitik iddialarının ve genişleme politikalarının dinî temelini oluşturmuştur. Putin, Rus Ortodoks Kilisesi'ni Rusya'nın ulusal çıkarlarını ilerletmek ve "Rus dünyası" ideolojisini yaymak için bir araç olarak görmekte, kiliseyi devletle sıkı bir bağ içinde tutmaktadır.
Ortodoksluğun ulusal karakteri ve Rusya’nın yumuşak güç stratejisi
Doğu Avrupa’daki Ortodoks kiliselerinin büyük ölçüde ulusal bir karaktere sahip olması ve bağımsız yapılar olarak varlıklarını sürdürmeleri, Ortodoksluk içinde bir parçalanma riski taşımaktadır. Rusya, bu durumu Slav-Ortodoks birliğini teşvik etmek için bir yumuşak güç aracı olarak kullanırken, tarihî olarak Moskova Knezliği ile sorunlar yaşayan Kiev Knezliği, bunu kendi bağımsızlığı için temel bir güç olarak görmektedir.
Ukrayna ve Rus Ortodoks Kiliseleri arasındaki ilişki, 1686’da Ukrayna’nın Fener Rum Kilisesi ile yaptığı bir anlaşma aracılığıyla Rus Ortodoks Kilisesi’ne bağlanmasıyla şekillenmiştir. Ancak 2019’da Kiev Patrikhanesi (UOC KP), Fener Rum Patrikhanesi’nden aldığı izin ile Moskova’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etmiş ve "Ukrayna Ortodoks Kilisesi" (OCU) kurulmuştur. Bu "Uniat Kilisesi" olarak da adlandırılan yapı, Papalık üstünlüğünü tanıyan Katolik Kilisesi ile karıştırılmamalıdır; burada kastedilen Ukrayna'da Moskova'dan bağımsızlaşan Ortodoks Kilisesi'dir. Bu ayrılık, bir Ukraynalı yetkilinin de belirttiği gibi Rus propagandasını engellemek amacıyla atılan önemli bir adım olmuştur. Rus Ortodoks Kilisesi, Fener Patrikhanesi ile bu nedenle ilişkilerini tek taraflı olarak kesmiştir.
Zelenski’nin yasağı ve hukuki tartışmalar
Ukrayna'da “kilise savaşı”, özellikle 2024 yılının Ağustos ayında Ukrayna parlamentosunun (Verkhovna Rada) "Dinî Kuruluşların Faaliyetleri Alanında Anayasal Düzenin Korunması Hakkında Kanun"u kabul etmesiyle yeniden alevlenmiştir. Bu yasa, Rusya ile bağlantılı dinî kuruluşların Ukrayna topraklarında faaliyet göstermesini imkânsız hâle getirmeyi amaçlamaktadır. Yasa, Ukrayna Ortodoks Kilisesi'nin (UOC) ulusal güvenliği baltaladığı, Rus propagandasını yaydığı ve yetkililerinin Rusya ile bağlarını sürdürdüğü endişeleriyle gerekçelendirilmiştir. Devlet Başkanı Volodymyr Zelenski, 24 Ağustos 2024'te bu yasayı imzalayarak, Ukrayna'nın "ruhsal bağımsızlığını güçlendirmeyi" ve "Moskova'dan Ukrayna Kilisesi üzerinde hiçbir manipülasyonun olmayacağını" garanti etmeyi hedeflediğini belirtmiştir.
Bu yasa, uluslararası alanda da tartışmalara yol açmıştır. İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), yasanın çok geniş kapsamlı olduğunu ve Ukraynalıların dinî özgürlük hakları üzerinde geniş kapsamlı sonuçları olabileceği endişesini dile getirmiştir. Rusya Dışişleri Bakanlığı ise Ukrayna’nın bu adımlarını "yasa dışı" olarak nitelendirmiş ve Ukrayna’daki inananlara yönelik zulüm iddialarını uluslararası kuruluşlara taşımıştır. Rusya, bu kararı "tüm Ortodoksluğa karşı güçlü bir darbe" olarak kınamıştır.
Ukrayna Ortodoks Kilisesi (UOC) ise Şubat 2022’deki tam ölçekli Rus işgalinin ardından Moskova ile tüm bağlarını kestiğini iddia etmektedir. UOC Sözcüsü Metropolit Klyment, kilisenin "yabancı merkezlerle" hiçbir idari bağı olmadığını yinelemiş ve yasayı kilisenin mülkiyetini hedef aldığı için eleştirmiştir. Ancak Ukraynalı yetkililer, bu iddiaları sorgulamakta ve bazı din adamlarına karşı vatana ihanet de dâhil olmak üzere düzinelerce cezai işlem başlatmıştır. Ukrayna Etnik Politika ve Vicdan Özgürlüğü Devlet Hizmeti, Ocak 2023’te UOC'nin Rus Ortodoks Kilisesi'nin yapısal bir alt bölümü olarak statüsünün değişmediğini belirtmiştir.
Kamuoyu değişimleri ve kilise mülkiyetinin akıbeti
Ukrayna'daki kamuoyu, bu dinî çatışmada önemli bir dönüşüm geçirmiştir. Anketler, Ukrayna’da Ortodoks olarak tanımlayan ve UOC’ye bağlı olan kişi sayısında önemli bir düşüş olduğunu göstermektedir; 2021’de %22 iken 2022’de %8’e gerilemiştir. Mayıs 2024’te yapılan bir anket ise katılımcıların yaklaşık %82’sinin UOC’ye güvenmediğini ve %63’ünün tamamen yasaklanması gerektiğini düşündüğünü ortaya koymuştur. Bu veriler, halkın büyük bir kesiminin Rusya ile bağlantılı kiliselere karşı net bir duruş sergilediğini göstermektedir.
Yeni yasa aynı zamanda kilise mülkiyetinin geleceği üzerinde de büyük bir etkiye sahiptir. Yasa, Rus Ortodoks Kilisesi ile bağlantılı olduğu kanıtlanan UOC mülklerinin tasfiye edilmesine ve müsadere edilmesine olanak tanımaktadır. Yasa, dinî topluluklara Rusya bağlantılı kuruluşlarla bağlarını kesmeleri için dokuz aylık bir süre tanımaktadır. Bu süreçte, bazı din adamları kilise mülkiyeti üzerinde çirkin sahnelerin yaşanabileceği korkusuyla itidal çağrısı yapmaktadır.
Rusya’nın “Üçüncü Roma” iddiasının riskli dönemi
Rusya’nın “Üçüncü Roma” iddiası ve Moskova Patrikhanesi’nin gücünü gösterme arzusu, savaşla birlikte riskli bir döneme girmiştir. Tarihsel olarak Rusya, Ukrayna’yı “Küçük Rusya” ve merkezî bir nokta olarak görmüş, onu kendisine bağımlı kılmayı hedeflemiştir. Fener Rum Patrikhanesi ve Ukrayna Ortodoks Kilisesi ile gerginleşen ilişkiler, Rusya’nın “Üçüncü Roma” davasını daha da yoğunlaştırmaktadır.
Zelenski’nin imzaladığı yasa, kamuoyunda küçük bir takipçi kitlesine sahip olan UOC’yi etkili bir şekilde etkisiz hâle getirmekte ve dolaylı olarak Rusya'nın nüfuzunu zayıflatmaktadır. Bu durum, Rusya'nın Ukrayna'daki mülkünü ve siyasi etkisini kaybettiği ve etki alanının daraldığı şeklinde yorumlanabilir. Rus Ortodoks Kilisesi’nin uluslararası kuruluşlara yaptığı zulüm iddialarıyla ilgili başvurular, bu dini mücadelenin uluslararası boyutunu gözler önüne sermektedir.
Savaşın dinî boyutu ve gelecek
Ukrayna’daki savaş, dinin siyaset üzerindeki pratik etkisini ve dinî kavramların uluslararası askerî saldırganlığı meşrulaştırmak için nasıl kullanılabileceğini açıkça göstermiştir. Ukrayna’nın dinî bağımsızlık arayışı, ülkenin Batı ile daha yakın ilişkiler kurma ve Avrupa Birliği ile NATO’ya entegre olma arzusunun bir parçası olarak da görülebilir. Rus Ortodoks Kilisesi’nin savaşa verdiği destek, diğer Ortodoks kiliseleri arasında da tartışmalara ve bölünmelere yol açmış, birçok kilise Rusya'nın eylemlerini gayrimeşru olarak görmüştür. Bu da dinî faktörün çatışmanın çözümünde ne kadar kritik bir rol oynadığını göstermektedir.
Ukrayna-Rusya çatışmasındaki "kilise savaşları", sadece iki ülke arasındaki siyasi ve askerî gerilimi yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda dinî kimliğin, ulusal egemenliğin ve jeopolitik stratejilerin iç içe geçtiği karmaşık bir mücadeleyi de ortaya koyuyor. Ukrayna'nın attığı adımlar, Rusya'nın geleneksel etki alanını daraltırken, Ortodoks dünyasında da önemli değişimlere yol açmaktadır. Bu dinî çatışmanın nihai sonucu; yalnızca Ukrayna'nın geleceğini değil, aynı zamanda Doğu Avrupa'daki Ortodoksluğun ve uluslararası ilişkilerin geleceğini de şekillendirecektir.