Sermaye, siyaset ve strateji: Tom Barrack’ın Orta Doğu denklemi
Haberin Eklenme Tarihi: 12.02.2026 15:51:00 - Güncelleme Tarihi: 12.02.2026 15:54:00Soğuk Savaş sonrası dönemde sermaye, siyaset ve jeopolitiğin iç içe geçtiği yeni güç mimarisi; klasik diplomasi kalıplarını aşan aktörleri öne çıkarıyor. Bu aktörlerden biri olan Tom Barrack, iş dünyasındaki küresel etkisini siyasi nüfuzla birleştiren nadir isimlerden biri. Lübnan kökenli bir aileden gelen, Amerikan finans çevrelerinde yükselen ve Trump dönemiyle birlikte diplomatik sahnede belirleyici bir konuma yerleşen Barrack, Orta Doğu’nun yeniden kurgulanan denkleminde hem sermayenin hem stratejinin temsilcisi olarak dikkat çekiyor.
Onun kariyeri yalnızca kişisel bir başarı hikâyesi değil; aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Doğu’ya bakışındaki dönüşümün de bir göstergesidir. Gayrimenkulden diplomasiye, finansal ağlardan jeopolitik kriz yönetimine uzanan bu çizgi; Barrack’ı klasik bir büyükelçinin ötesine taşıyarak yeni Amerikan perspektifinin sahadaki uygulayıcılarından biri hâline getiriyor. Peki bu nasıl mümkün oldu?
Göçmen bir ailenin oğlundan küresel siyaset ağlarına: Barrack’ın yükselişi
20. yüzyılın başlarında Lübnan’dan Amerika’ya göç eden bir ailenin evladı olarak Tom Barrack 1947’de Güney Kaliforniya'da doğdu. Lisans eğitimini Güney Kaliforniya Üniversitesi'nde, doktorasını San Diego Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. Aile bağlantıları sebebiyle Orta Doğu kültürünü ve coğrafyasını erken yaşlarda idrak etmişti. Zira Arapçaya ve bölge kültürüne hâkim olması, Barrack’ın hayatını önemli ölçüde etkileyecekti.
Eğitim hayatından sonra Barrak, gayrimenkul alanında uzmanlaşmaya başladı ve Orta Doğu, Avrupa ve Asya dahil olmak üzere dünya çapında varlıkları yöneten şimdiki adı Digital Bridge olan özel yatırım şirketi Colony Capital’i kurdu. Artık gayrimenkul yatırımcısı olan Barrack, Orta Doğu'da yüz milyonlarca dolarlık gayrimenkul ve özel sermaye varlıklarına sahip bir fonu yönetiyor. Barrack, ABD'nin en zengin 500 kişisi listesinde yer alıyor ve serveti 1 milyar doları aşıyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar ile yapılan anlaşmalar uluslararası ticaretteki önemli deneyimlerden sadece birkaçı.
1982'de Barrack, ABD Başkanı Ronald Reagan'ın İçişleri Bakan Yardımcısı olarak görev yapmaya başladı. 2016'da ise Trump'ın seçim kampanyasının kilit danışmanı ve 2017'de göreve başlama komitesinin başkanı oldu. Barrak, aynı zamanda Donald Trump'ın 30 yılı aşkın süredir tanıdığı eski bir dostudur. New York emlak piyasasının önde gelen isimleri olarak ikili arasındaki ilk iş ilişkisi, aslında 1985 yılına kadar uzanıyor. O yıl Barrack, Trump'a New York'taki bir mağazanın hisselerini satmıştı. Daha sonra Barrack, Trump'a Plaza Hotel'in tamamını satmış ve böylece ikili arasında ilişkiler daha farklı bir boyut kazanmıştı. Trump'ı finansal ve siyasi olarak desteklemiş, ilk göreve başlama töreni için milyonlarca dolar bağış toplamıştı.
Bu iş birliği neticesinde Barrak, Trump yönetimi ile Körfez monarşileriyle ve özellikle BAE arasında ilişkilerin kurulmasında aktif rol oynadı. Öyle ki Trump’ın 2020’de Başkanlık seçimini kaybetmesiyle birlikte, 2021’de Barrack Trump'ın dış politikasını etkilemek ve BAE'nin çıkarlarını savunmak amacıyla komplo kurmakla suçlandı. Hatta Trump'ın 2016’da ABD Başkanı olarak göreve başlamasından sonra, Barrak'ın Trump'ın büyükelçi ve diğer önemli pozisyonlara atamaları üzerinde etki yaratmaya çalıştığı iddia edildi. New York savcılığının iddiasına göre; Barrack’ın ABD'nin Körfez’e yönelik dış politikasını doğrudan etkilemeye çalışmıştı. Fakat Barrack, Kasım 2022'de tüm suçlamalardan beraat etti.
Jeopolitik ve jeoekonomik bir aktör olarak Barrack
14 Mayıs 2025 tarihinde ABD’nin Türkiye büyükelçisi olarak göreve başlayan Barrack, aynı zamanda ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi görevini icra ediyor. Amerikan Başkanı Trump, Barrack’ın gerekli deneyime sahip olduğunu ve hem siyasi hem de iş çevrelerinde saygı gördüğünü ve bu bağlamda Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi olarak görevlendirildiğini ifade etti.
Orta Doğu bölgesini çok iyi bilen ve bölgesel dengelerin konfigürasyonuna hâkim olan Barrack, Amerikan çıkarlarını hem jeopolitik hem de jeoekonomik boyutlarıyla ele alan bir figür... Jeopolitik boyutlara bakıldığında, bölge kültürüne hâkim olması, Amerikan stratejisini ve bölgesel menfaatlerini uygulanması kısmında büyük bir katkı sağlıyor. Zira Barrack, Orta Doğu’nun tarihini, coğrafyasını, sosyolojisini, siyasetini ve uluslararası ilişkilerini idrak eden bir arka plana sahip. Bu bağlamda Trump yönetiminin bölgesel stratejisinin hayata geçirilmesinde Barrack’ın belirleyici bir konumda olduğu muhakkak. Aynı zamanda Barrack Amerikan sermayesinin de kuvvetli bir temsilcisi. Bu özelliğini Körfez ülkeleriyle iş birliği mekanizmalarında verimli bir şekilde kullanıyor. Jeoekonomik oyun kuruculuk, Trump yönetiminin stratejik hedefleri arasında. Bu çerçevede Barrack, sermayenin temsilcisi olarak Trump’ın MAGA projesinin bölgesel uygulayıcısı konumunda yer alıyor.
Yeni Amerikan perspektifinin sınavı
Barrack bir yandan öngörülebilir bir bölgesel ekonomik düzenin inşasını, diğer yandan ise Amerikan gücünün jeopolitik çerçevesini oluşturmaya çalışıyor. Trump yönetimi Orta Doğu’yu Amerikan çıkarları açısından öngörülebilir ve yapılabilir bir kurgusal temelde ele alıyor. Barrack söz konusu öngörülebilirliğin ve yapılabilirliğin gerçekleşmesi bağlamında sermayeyi önemli bir araç olarak görüyor. Bir sermayedar olarak bölgeyi dengeler üzerinde okuyor. Dengenin tahrip olması finansın girişini ve işleyişini erozyona uğratıyor. Bu çerçevede Barrack’ın bölgeye bakışını kriz yönetimi belirliyor. Onun görevi; bölgesel düzeni finansal ve stratejik açıdan sürdürülebilir hâle getirmek ve yeni bir gelişme düzeyine ulaşmasına yardımcı olmak. Bu yaklaşımın bölgeye uzun vadeli bir sükûnet getirip getirmeyeceği ise tartışmaya açık. Mamafih, Trump yönetimindeki ABD’nin Orta Doğu politikasındaki perspektifin dönüştüğünü gözlemlemek mümkün. Bu perspektif bölgesel müttefiklerle iş birliğini yeni ve etkin mekanizmalar çerçevesinde ele almayı da kapsayabilir.
Peki, bu noktada yeni Amerikan perspektifi Türkiye’yi nasıl görüyor? Kuşkusuz Barrack, Türkiye’nin bölgesel öneminin ve belirleyiciliğinin farkında. Suriye’deki süreç bunu açık bir şekilde gösteriyor. Mamafih, genel Amerikan stratejisinin temelde Körfez ülkeleriyle İsrail’i bir araya getiren bir bakış açısına sahip olduğu da ortada. Bu bakış açısı birçok sorunu beraberinde getiriyor. Türkiye; sahip olduğu stratejik vizyonla sadece Suriye’de değil, aynı zamanda Orta Doğu’nun tamamında, Afrika, Akdeniz, Karadeniz, Hazar ve Türkistan’da belirleyici bir aktör. Dolayısıyla yeni Amerikan stratejisi, Türkiye’nin mevzu bahis havzalardaki tayin edici rolünü hesaba katmak mecburiyetinde. Bu bağlamda muayyen ve mahdut iş birliği mekanizmalarından ziyade, tenakuza mahal vermeyen çok boyutlu iş birliği mekanizmalarına ihtiyaç var. Çünkü Türkiye’nin stratejik vizyonu; istikrar sağlayıcı, yapıcı ve çözüm odaklıdır.