Saraydan camiye taşan bir gelenek: Enderun usulü teravih

Haberin Eklenme Tarihi: 3.03.2026 13:29:00 - Güncelleme Tarihi: 3.03.2026 13:33:00

Ramazan ayında yatsı namazının son sünnetinden sonra yirmi rekât olarak kılınan teravih, lugat mânâsı itibariyle “rahatlamak, dinlendirmek” olan “terviha” kelimesinin çoğuludur. Hz. Ömer (ra) zamanında cemaat hâlinde kılınarak günümüze intikal eden teravih namazının Osmanlı dünyasında sanatla bezenmiş bambaşka bir yeri vardı. Büyük musiki âlimimiz Buhurizâde Mustafa Itrî Efendi’nin tertip ettiği rivayet olunan Enderun usulü teravih, ibadet ile sanatı âdeta mezcetmişti.

Osmanlı sarayında en değerli hâfız ve musikîşinasları barındıran “Enderun”dan ismini almış olan bu usul, çok rağbet görünce saray dışına taşmış; tekkelerden camilere ve konaklara kadar her yerde tatbik edilir olmuştu. Bu tertibin asıl gayesi, kametten başlayarak namazdaki kıraate, aralardaki ilâhîlerden salât-u selâmlara kadar farklı makamlar ile namazın zevkini artırmaktır. Usul sayesinde uzun vakit alan ibadet rahat bir hâl alıyor; nefis makam geçişleriyle cemaati teşvik ediyordu.

Bu usulde imam efendi ile müezzin efendiler arasındaki ahenk son derece mühimdi. Zira Enderun teravih ile kılınan her dört rekâtta bir makamlar değişmekteydi. Hakikatte makamlar okuyucuların kabiliyet ve zevkine göre farklılık arz etmekte ise de son devre gelince sabit bir usul tatbik edilegelmişti. Bu usule göre, eğer cumhur müezzinliği yapılmayacaksa yatsının farzı Isfahan makamında kılınır. Bunun sebebi de ilginç bir inanışa dayanır: Kıyametin kopmasını haber verecek olan İsrafil meleğinin sûru üflemesiyle bütün mahlûkat canlılığını kaybedecek. Ardından beşeriyetin mahşer yerinde toplanması için bir üfleme daha olacak. Hatta bu ikinci sadaya râdife denilir. İşte kadim bir kabule göre bu râdifenin makamı Isfahan olacakmış. Bu sebepten, kamet esnasında ayağa kalkılan bölüm olan “Hayyale’l-selah”da âdeta kabirden kalkışı hatırlatmak için müezzinler tarafından Isfahan makamı tercih edilmiştir.

Şayet cumhur müezzinliği yapılacaksa -ki bu usul Ramazan’ın cuma gecelerine mahsustur- o zaman mutlaka yatsının farzı Hüseynî makamında kılınır. Cumhur müezzinliği, birden fazla müezzinin hususiyetle kamet ve farz namaz kılınırken imama eşlik etmesiyle teşekkül etmiş, çok saltanatlı bir usuldür. İlâhî ve tesbihatların hep bir ağızdan yapılmasıyla ortaya çıkan coşku, bu usulden başka çok az yerde yakalanabilir cinstendir.

Makam tercihleri

Enderun usulünde yatsı namazının farzı bu şekilde eda edildikten sonra, ferdî olarak son sünnet kılınır ve mutadın aksine vitir namazı kılınmaz; teravihe geçilir. Bunu hatırlatmak için müezzinlerden biri teravihin ilk dört rekâtının kılınacağı Rast makamında bir tespih getirir. Ardından bütün cemaat ile birlikte Rast salâvat çekilip, ilk dört rekât bu makamda kılınır. İmam Efendi, bu makamda selam verdikten sonra aynı makamda bir ilâhi okunur.

İlâhiler, umumiyetle Ramazan’ın içinde bulunduğu günlere göre çeşitlilik arz ederdi. “Ramazan’ın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise Cehennemden kurtuluştur” hadis-i şerifi mucibince, güfteler üçe taksim edilen bu tasnife göre seçilirdi. Yine ilk 15 günde “Merhaba ey şehr-i Ramazan”, son 15 günde ise “Ey Ramazan, elveda” muhtevalı güfteler tercih edilirdi.

Kılınan ilk dört rekât ve ilâhinin ardından, müezzin efendi ikinci dört rekâtın makamı olan Uşşak makamında salâvat getirir ve aynı şekilde ikinci dört rekât eda edilirdi. Bu usul gereğince, üçüncü dört rekât Sabâ veya Nevâ; dördüncüsü Eviç; beşincisi ise Acemaşirân makamında kılınırdı. En son Vitir namazı da Segah makamında kılınır ve Enderun teravihine has bir tesbihat ile namaz biterdi.

Bu makamların bu tertip üzere tatbik edilmesi hiç de lâle’t-tâyin bir tercih değildi. Anlaşılan o ki vakit namazlarına göre daha yorucu ve uzun olan teravih namazına vurucu ve daha çok askerî marşlarda kullanılan makam olan Rast ile başlanılmış. Bu şevk cemaat üzerinde tesirli olunca, gayet tatlı ve yorucu olmayan Uşşak makamı peşinden işlenmiş. Daha sonra içerisinde en çok melankoliği barındıran ve dinleyenlere ölüm ötesini hatırlatan Sabâ… Artık yorulmaya başlayan cemaati, Eviç gibi tiz bir makamla canlandırmak ve enfes perdeleriyle Osmanlı’yı çok güzel anlatan makam olan Acemaşiran ile nihayet bulmak hiç de rastgele bir seçim değil, öyle değil mi?