Sağlıklı bir toplum: Sağlıklı bir aile

Haberin Eklenme Tarihi: 21.02.2025 13:22:00 - Güncelleme Tarihi: 21.02.2025 13:34:00

Beşerî hayatın temel unsuru insandır. İnsan da erkek ve kadın olmak üzere iki cinse ayrılmakta, bunların bir hedef ve amaç doğrultusunda birleşmelerinden de aile oluşmaktadır. Aile toplumsal yapının en küçük unsuru olmakla birlikte İslami toplum yapısının da temel taşıdır. Toplumsal yapının gelişip ilerlemesi de, zayıflayıp gerilemesi de aile yapısıyla doğrudan ilgilidir. Bu sebeple İslamiyet, ailenin oluşumunu sağlam ve sarsılmaz temellere dayandırmış, bu şekilde onun korunmasını toplumun korunması olarak kabul etmiştir. Bununla da kalmamış, aileye yatırımı insanlığa yatırım olarak değerlendirmiştir. [1] Çünkü insanın gelecek nesillerine bırakabileceği en değerli mirasıdır.

Bir toplumun sağlıklı olabilmesi için aile kavramının belirli perspektiflerle kurulması gerekir. Hâlbuki son zamanlarda yaşanan hızlı değişim, birçok sahada olduğu gibi aile konusunda da yerleşmiş değer ve normları aşındırıp devre dışı bırakırken, büyük ölçüde doğru ve faydalı kültürel zenginliklerimizi de yok etmektedir. Bu tahrip ve bozulmanın önüne geçmek için bugün yapılması gereken şey; geçmişle bağını koparmadan, günümüz algısına ve yaşam pratiklerine uygun bir şekilde bu kavramların yeniden tanımlanmasıdır.

Kentleşmenin, eğitimin, sanayileşmenin, sosyoekonomik gelişmenin meydana getirdiği "bireyleşme" sürecindeki günümüz gençleri, her zamankinden daha hızlı bir biçimde manevi ve kültürel değerlerinden uzaklaşmakta ve yaşadığı hayatı anlamlandırma zorluğuyla karşılaşmaktadır. Bunların en önemlisi ise dinî duygu ve dinî hayatın yaşanan güncel hayattan uzaklaşması, yerine dinî ve millî duyarlılığı hesaba katmayan pozitivist, materyalist ve eyyamcı bir dünya görüşünün ikame edilmeye çalışılmasıdır. Bu açmazdan ancak Müslüman bireylerin rehberinin hayatı anlamlandırışını ve algılayışını yeniden iyice öğrenerek içselleştirmemizle ve kendi hayatımıza yansıtmamızla çıkabiliriz. Allah’ın insanlığa son elçisi Hz. Muhammed (sav); yaşadığı çağın insanına her yönden güzel bir örnek olmuş, onları ilkel ve iğreti bir yaşam biçiminden bireyleri mutlu, refah ve huzur içerisinde yaşayan, birbirleriyle sosyoekonomik, sosyokültürel dayanışma içerisinde olan bir toplum düzenine ulaştırmıştır. Onun örnekliği ve rehberliği toplumsal dinamikleri olumlu istikamette etkileyiciliği ve geliştiriciliği bilinen bir gerçektir. Günümüz Müslüman bireylere düşen onun bu duruşundan yüksek düzeyde yararlanmanın yollarını bulmaktır.

Aile kurumunun temel amacı nedir?

Allah’ın insanlığa son elçisi Hz. Muhammed (sav); hayatın bütün yönlerinde genelde insanlığa, özelde ise inananlara “üsve-i hasene” olduğu gibi aile hayatı ve ona verdiği değer ile de bütün müminlere örnek teşkil etmiştir. Onun hayat anlayışı ve düşünce dünyasında aile, toplumun temel taşı olmakla birlikte sağlıklı toplumların meydana gelmesinde de merkezî unsurdur. Çünkü insan yavrusunun kimlik ve kişilik edinmesi ve gelişmesi aile kurumu içerisinde başlar. [2] Bunlara ilaveten inançlar, değerler, gelenek ve göreneklerle iyi ve yararlı alışkanlıklar ilk ve en sağlıklı bir biçimde aile kurumu içerisinde kazanılır.

Aile; inanç ve ibadetlerin, ahlaki davranışların, yardımlaşma, dayanışma ve paylaşma gibi etik değerlerin tecrübeyle öğrenildiği sosyal ortamın adıdır. Sağlıklı bir aile ortamında yetişen genç; güzel ahlakı oluşturan sabır, iffet, cesaret ve adalet sahibi, nezaketli, iyimser ve ümitli, mütevazı, ileriye bakan, tarzı ve davranışları düzgün, eylem ve davranışlarında bilinçli ve uyanık olur. Aile ocağının en belirgin özelliği, sevgi ve saygı odaklı bir ilişkiler dünyası olmasıdır. [3] Bu nedenle Hz. Peygamber, mutlu ve erdemli toplum düzeni oluşturmak için insanlar arasında selamı yaygınlaştırmaya çalıştığı gibi [4] evlenip aile kurmayı kolaylaştırmış, insanları özellikle gençleri aile kurmaya teşvik etmiştir. Bir hadisinde “Evlenen dininin yarısını kurtarmıştır, diğer yarısı için ise Allah’tan korksun” [5] buyurmuşlardır. Başka bir hadisinde de nikâhlı olarak cinsi ihtiyacını gidermenin bireye sevap kazandıracağını belirterek insanları cinsi ihtiyaçlarını evlilik yoluyla karşılamaya teşvik ve özendirmiş olmaktadır. [6] Çünkü diğer varlıklardan farklı olarak insanoğlu tarih boyunca cinsel ihtiyaçlarını, bilerek ve amaçlı olarak kurdukları aile düzeni ve disiplini içerisinde karşılamıştır.

Son ilahi din olan İslam’ın kutsal kitabı Kur’an’ın farklı ayetlerinde belirtildiği gibi evlilik veya aile kurmanın en temel amacı; ailenin huzur ve mutluluğunu sağlamak, bedenen ve aklen/zihnen sağlıklı nesiller yetiştirmek suretiyle insan soyunun devam etmesine katkıda bulunmaktır. [7] Sağlıklı ve iyi nesiller yetiştirmek ve devamını sağlamak da ancak aile ocağında gerçekleştirilebilmektedir: [8] “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir” (en-Nisâ 4/1).

İslamiyet, aileyi ve aile hayatını dolayısıyla da toplumun geleceğini sağlam ve sarsılmaz ilke ve normlara bağlamak için meşru olmayan (gayrimeşru) birleşmeleri yasaklamış, bunun için cezai yaptırımlar tesis etmiş, [9] bugünkü meşru nikâh tarzının dışındaki nikâh biçimlerini uygulamadan kaldırmıştır. Aileyi oluşturan iki unsurdan biri olan kadın, eskiden ancak çocuk doğurduktan sonra aileye dâhil edilirken, Hz. Peygamber’in uygulamasıyla nikâhla birlikte aileye dâhil edilmiştir.

Aile kurumu reisliği

Aileyi oluşturan anne baba hakları ile anne babanın çocukla ilgili hak ve görevleri belirlenmiş ve uygulamaya konmuştur. İslam dini, aile içinde hem anne babaya hem de çocuklara birtakım haklar verdiği gibi belli başlı sorumluluklar da yüklemiştir. Zira toplum içinde olduğu gibi aile içinde de sorumlulukların yerine getirilmesi için belli bir düzen ve disiplinin kurulmasına aile bireylerinin rollerinin tespitine gereksinim vardır. Bu açıdan İslam dini ve onun temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim, aile reisliği yetki ve sorumluluğunu, belirlediği genel ahlak ve adalet ilkeleri çerçevesinde erkeğe başka bir ifade ile babaya vermiştir. [10]

Yine erkeğin, yani babanın aileyi idare edip yönetme ve aile bireylerine rehberlik edip yol gösterme, iyiliği emredip kötülüklerden uzaklaştırma yetkisi bulunmaktadır. Bu duruma Lokman suresinde Hz. Lokman’ın oğluna şu öğüt ve tavsiyesinde işaret edilmektedir: “Yavrucuğum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir” (Lokman 31/17).

Bununla birlikte İslam’ın tamamen aile düzeninin sağlıklı işleyişini temin etmek amacıyla erkeğe vermiş olduğu aile reisliği işlevi, ona her ne suretle olursa olsun kadın üzerinde bir baskı ve zorbalık yapma yetki ve salahiyeti vermemektedir. [11] Aynı zamanda kadının kocasına saygısı da cebrî değil, ahlaki bir saygıdır. Bu saygı ve sevginin karşılıklı olduğunu da belirtmeliyiz. Kutsal kitabımız Kur’an “Kadınlarla iyi geçininiz” (en-Nisâ 4/19) buyurmak suretiyle kadınlara verilen değeri, insanlığın nazarı dikkatine sunmuştur.

Sonuç olarak İslamiyet, bireysel ve toplumsal olarak insanlığın devamı için aile kurumuna ve hayatına büyük önem atfetmiş, korunmasına yönelik ilkeler teşkil etmiştir. Bu sebeple içinde yaşadığımız yüzyılda aile politikaları, kadın-erkek eşitliği ve adalet kavramları; dinden bağımsız oluşturulamayacağı gibi, farklı kültür ve medeniyetlere saygı ile evrensel standartlara uyum konusundaki ahengi göz önünde bulundurmaksızın da oluşturulamaz kanaatindeyiz.

Notlar:

[1]   Selim Özarslan, Günümüz Kelam İnanç Problemleri (Ankara: Nobel Yayınları, 2016), 121.

[2]   Selim Özarslan, “İslam’ın Aile Hayatına Verdiği Değer”, Diyanet İlmi Dergi 40/2 (2004), 21-23. 

[3]   Özarslan, “Evlilik Yaşı ve İçerdiği Sorunlar”, 251.

[4]   “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız.” Ebu’l-Hüseyin b. Müslim b. Haccac el-Kureşi Müslim, Sahih, Îmân 93, (İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992); Süleyman b. Eşas es- Sicistânî Ebû Dâvûd, Sünen, Edeb 131, (İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992); Ebi İsa Muhammed b. İsâ b. Sevra Tirmizî, Sünen, İsti‘zân 1, (İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992); Ebi Abdullah b. Yezid el-Kazvinî İbn Mâce, Sünen, Mukaddime 6, Edeb 11, (İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992); İnsanların birbirine selam vermesinin emredilmesinin amacı, insanlar arasında dostluk, sevgi ve muhabbetin yaygınlaştırılmasıdır. Şah Veliyyullah İbni Abdurrahim ed-Dihlevî, Huccetüllahi’l-Bâliğa Thk. Muhammed Şerif Sukker, (Beyrut: Dâru İhyaü’l-Ulûm, 1413/1992), 2, 383.

[5]   Heysemi, Mecme’u’z Zevaid, H. No: 7310; İsmail b. Muhammed Aclûnî, Keşfu’l-Hafa (Beyrut: 1352/1933), 2/239.

[6]   Dihlevî, Huccetüllahi’l-Bâliğa, 1/15.

[7]   Bakara 2/ 223; Nahl 16/72.

[8]  Taşköprîzâde Ahmed Efendi, Ahlâk-ı Adudiyye Şerhi, Şerhu’l-Ahlâki’l-Adudiyye, 184; Hüsameddin Erdem, Ahlak Felsefesi (Konya: Hü-Er Yayınları, 2005), 149.

[9]   en-Nur 24/2-3.

[10] en-Nisâ, 4/ 34; Ebu’l- Fidâ İsmail İbn Kesir, Tefsiru’l-Kur’an’il-A’zim (Kahire: Mektebetu’l-Kayyime, 1414/1993), 1/ 465.

[11] Muhammed b. Ömer Zemahşerî, Tefsiru’l-Keşşâf an Hakâiki Gavâmidi’t-Tenzîli ve Uyunu’l- Ekâvîli fî Vucuhi’t-Te’vîl thk. Abdurrazzak el-Mehdi, (Beyrut: Daru’t-Türâsi’l-Arabî, 1417/ 1997), 1/ 537.