Modi’nin İsrail ziyareti: Normatif mirastan stratejik realizme
Haberin Eklenme Tarihi: 27.02.2026 14:59:00 - Güncelleme Tarihi: 27.02.2026 15:01:00Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin, 25-26 Şubat 2026 tarihlerinde İsrail’e gerçekleştirdiği ziyaret ve Knesset’te yaptığı konuşma hem iki ülke arasındaki ilişkilerin derinliğini teyit eden diplomatik bir temas olması hem de Hindistan dış politikasındaki yönelimi göstermesi açısından önemli bir ziyarettir. Savunma ve teknoloji iş birliğinden Asya-Avrupa bağlantı hatlarına, güvenlik söyleminden normatif kimlik tartışmalarına kadar uzanan geniş bir çerçevede ele alındığında söz konusu ziyaret yapısal bir dönüşümün parçası olarak değerlendirilebilir.
Öncelikle Modi’nin Knesset’teki konuşması irdelendiğinde yalnızca diplomatik bir hitap olmadığı, güvenlik ve tarih olmak üzere iki temel eksen üzerine inşa edilmiş siyasi bir çerçeve çizdiği anlaşılıyor. Zira konuşmada Modi, terörle mücadelede İsrail ve Hindistan’ı aynı tehditle karşı karşıya kalan iki ülke olarak, çıkar ortağından ziyade ortak kadere sahip, benzer tehditlerle mücadelede benzer yöntemlere ihtiyaç duyan aktörler olarak konumlandırdı. Bu yaklaşım savunma ve teknoloji alanında iş birliğini meşru bir zemine oturtma çabası olarak görülebilir. Bu doğrultuda konuşma güvenlik diliyle sınırlı kalmadı. Modi, Yahudi toplulukların Hindistan’daki tarihsel varlığına ve Hayfa’daki Hint askerlerine yaptığı atıflarla bugünkü ortaklığı geçmişe dayandırdı. Hindistan-İsrail ortaklığını yeni bir ittifaktan ziyade tarihi bir devamlılık anlatısı üzerinden günümüz savunma iş birliği medeniyetler arası dostluk söylemiyle desteklendi ve stratejik iş birliği kültürel yakınlıkla desteklenen bir söylem benimsendi.
Modi’nin konuşmasında öne çıkan başlıklar kadar geri planda kalan konularda önemli bir ayrıntıdır. 7 Ekim 2023’te İsrail’e yönelik HAMAS’ın saldırılarını sert bir dille kınayan Modi, “Hissettiğiniz acıyı hissediyoruz, yasınızı paylaşıyoruz. Hindistan şimdi ve sonrasında da kararlılıkla İsrail’in yanındadır” ifadesini açıkça kullanırken Gazze’de yaşanan insani krize ya da Filistin meselesinin tarihsel boyutuna değinmedi. Bu durum açıkça güvenlik hususunun öncelikli konu olduğu diğer meselelerin ise bu çerçevede değerlendirildiğini gösteriyor. Oysa geçmişte Hindistan sömürgecilik karşıtı dayanışma, ahlaki liderlik dilini sıklıkla kullanırken İsrail-Filistin meselesinde Filistin’in kendi kaderini tayin hakkını savunmaktaydı. Her ne kadar çok taraflı platformlarda Hindistan, Filistin devletini tanıdığını ve iki devletli çözümü desteklediğini ifade etse de Modi’nin konuşması Hindistan’ın normatif mirastan stratejik realizme doğru bir geçişin sembolü olarak ele alınmalıdır. Bir başka deyişle günümüz Hindistan dış politikasında güvenlik, teknoloji, çıkar başlıklarının daha belirgin bir şekilde öne çıktığı anlaşılıyor.
Nitekim İsrail ile Hindistan ilişkilerinde belirleyici olan konu teknoloji ve savunma alanlarındaki ortaklıklarıdır. Zira İsrail, dünyanın en gelişmiş savunma teknolojilerine sahip ülkelerinden biridir. İnsansız hava araçları, füze savunma sistemleri, radar ve elektronik harp kapasitesi, siber güvenlik alt yapıları gibi alanlarda küresel ölçekte rekabetçi bir aktördür. Hindistan ise hem Çin ile sınır gerilimi yaşayan hem de Pakistan ile kronik güvenlik sorunu olan bir ülke olarak askerî modernizasyona önem veriyor. Son yıllarda Hindistan’ın dışa bağımlılığı azaltma hedefiyle uyumlu bir şekilde iki ülke teknoloji transferi ve ortak üretim konusunda da yakınlaştı. Bilhassa yapay zekâ, su yönetimi, tarım teknolojileri gibi alanlarda İsrail’in yeteneklerinin Hindistan’ın ekonomisine entegre edilmesiyle beraber ortaklık askerî boyutla beraber ekonomik derinlik kazanıyor. Dolayısıyla İsrail-Hindistan ilişkisini ideolojik yakınlıkla açıklamak eksik bir okuma olur. Zira iki ülkeyi birbirine bağlayan husus güvenlik kapasitesi ile teknolojik ihtiyaçların örtüşmesidir. İsrail için Hindistan, uzun vadeli ve büyük bir pazar oluştururken; Hindistan için İsrail, hızlı, esnek ve siyasi şartları sınırlı bir teknoloji sunuyor.
Bağlantısal jeopolitik ve IMEC: Asya-Orta Doğu-Avrupa hattı
Günümüz küresel rekabeti yalnızca askerî güç üzerinden gerçekleşmiyor. Limanlar, demiryolları, enerji hatları, dijital altyapılar ve ticaret koridorları da ordular kadar belirleyici hâle geldi. Artık devletler sadece sınırlarını değil bağlantı ağlarını da güvence altına almaya çalışıyorlar. Bağlantısallık olarak kavramsallaştırılan bu husus İsrail ile Hindistan’ın yakınlaşmasında da önemlidir. Zira Asya’dan Avrupa’ya uzanan yeni ticaret ve lojistik hatlarında aktif olma mücadelesi söz konusudur. Hindistan Orta Doğu üzerinden Avrupa pazarına daha hızlı ve güvenli erişim sağlamak isterken; İsrail Akdeniz’e açılan kapı olarak bu hatta kilit bir konumda bulunuyor. Tam da bu vizyonu yansıtan Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) projesi, Hindistan’dan Körfez’e oradan İsrail limanlarına ve Avrupa’ya uzanan bir hat oluşturuyor. Çin’in Kuşak Yol Girişimi’ne alternatif olarak görülen bu güzergâh, Türkiye’nin kilit aktör olduğu Orta Koridor’un yerini almak isteyen bir hat olarak da okunmalıdır. Bu bakış açısından hareketle IMEC’in yalnızca ekonomik bir proje olmadığı aynı zamanda jeopolitik dengeleme mekanizması olarak tasarlandığı anlaşılıyor. Zira hangi hattın daha güvenli, daha hızlı ve daha siyasi olarak öngörülebilir olacağı güç dengelerini doğrudan etkilemektedir. Dolayısıyla küresel ticaret yollarının dizayn edildiği bir dönemde Modi’nin İsrail ziyareti ve bu ziyarette IMEC’i vurgulayan açıklamaları Hindistan’ın hangi ağın içinde ve hangi konumda yer almak istediğini açıkça gösteren stratejik bir işarettir.
Bununla beraber Modi’nin İsrail ziyareti Türkiye-Pakistan yakınlaşması bağlamında değerlendirildiğinde, bu temas daha geniş bir jeopolitik rekabetin parçası olarak anlam kazanıyor. Türkiye, Orta Koridor üzerinden Asya-Avrupa hattında merkez olma stratejisini sürdürürken; Pakistan Çin’in Kuşak Yol Girişimi kapsamında kritik bir geçiş noktasıdır. Ayrıca Türkiye ile Pakistan arasında askerî, savunma, teknoloji paylaşımı gibi alanlarda iş birliği derinleşti. Bu iki ülkenin Mısır ve Suudi Arabistan ile iş birliği ağlarını geliştirmesiyle Asya-Orta Doğu-Avrupa üçgeninde güçlenen bir hat meydana geliyor. Tam da bu çerçeveden bakıldığında İsrail-Hindistan yakınlaşması anlam kazanıyor. Hindistan, İsrail üzerinden hem ileri savunma teknolojisine erişimi artırıyor hem de Doğu Akdeniz bağlantısıyla Avrupa’ya uzanan alternatif ticaret ve lojistik ağlarında konumunu güçlendirmeye çalışıyor.
Sonuç olarak Modi’nin İsrail ziyareti iki ülke arasında gerçekleşen diplomatik temasın ötesinde Hindistan’ın çok kutuplu uluslararası sistemde izlediği stratejik yeniden konumlanmanın göstergesi olarak değerlendirilebilir. Modi’nin güvenlik merkezli söylemi ve stratejik ortaklık vurgusunu öne çıkaran bir konuşma yapması, Hindistan’ın normatif denge politikasından kapasite artırımı, caydırıcılık, ağ kurma stratejilerine yöneldiğini gösteriyor. Bu bağlamda ziyaret iki ülke arasında savunma teknolojisi ve güvenlik iş birliğini kurumsal bir derinliğe taşırken, aynı zamanda Asya-Orta Doğu-Avrupa hattında şekillenen bağlantısal jeoekonomik mimaride Hindistan’ın merkezî bir aktör olma iddiasını güçlendirme girişimi olarak kabul edilebilir.