Geçmişi ihya ya da yerli kültür turizmi

Haberin Eklenme Tarihi: 27.03.2026 16:03:00 - Güncelleme Tarihi: 27.03.2026 16:13:00

2026 yılı İstanbul’unda normal bir günün normal bir sabahı. Marmaray’a biniyor ve Sirkeci durağında iniyorum. Yeryüzüne çıkış için tercihim durağın Cağaloğlu çıkışı. Gün ışığını görmemle beraber karşımızda kırmızı tuğladan yapılmış, uzun yıllardır metruk ve şimdi restorasyona alınmış bir bina, sağ tarafta çeşitli yiyecek içecek mekanları ve sol sırada belli belirsiz birkaç kırtasiye ve kitapçı. Durak Ankara Caddesi'nin, meşhur adı ile Babıali Caddesi'nin, ilk adı ile Aziziye Caddesi'nin tam ortasına çıkıyor. Caddeden yukarı doğru yürümeye başlıyoruz. Solumuzda yeni restore edilmiş Nallı Mescit var. Arkasında Vilayet.

Sağ yanımızda birkaç kitapçı, kırtasiye, küçük matbaa, davetiyeci, fotokopici mevcut. Binaların girişinde ise üst katlarda bulunan yayınevlerinin tabelaları seçiliyor. Valiliğin karşısında yepyeni bir mescit yeniden inşa edildi; Fatma Sultan Mescidi. Meşhur Şeyh Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi’nin tekkesi. Karşı köşesinde, şimdi bir sanat merkezi olan mekan eski Medrese-i Hattatîn binası. Önümüzdeki duvar ise sur içindeki tek konsolosluk binası olan İran Konsolosluğu binası. Karşı köşesinde bizi Gazeteciler Cemiyeti 1946 tabelası karşılayacak. Sola dönüyoruz. Köşede, birkaç sene önce yanan ve şimdilerde restore edilen Millî Eğitim’e ait bina var. Bu cadde bizi doğrudan Ayasofya meydanına götürecek.

Cağaloğlu’nun turistik kalabalığından yerli kültürün izlerine

Yürümeye başlıyoruz. Burada sağlı sollu kimi matbaa ve kitapçıların izleri yer alsa da artık neredeyse tamamen turistlere hitap eden dükkânlar ile karşılaşıyoruz. Tur ofisleri, alacalı bulacalı lokantalar, İngilizce ve diğer dillerde ilanlar. Sokağın kesildiği yere yani Üretmen Han’ın köşesine geldik. Burası “Cağaloğlu Cağaloğlu iken” en merkezi noktalardan bir tanesiydi. Bu geniş binanın girişinde, içinde ve civarında birkaç kitapçı ile karşılaşsak da ana omurga, sokağın atmosferi ile uyumlu olarak bir turistik mekân hâline gelmiş durumda. Eskiden sağa, yani Çatalçeşme Sokağı'na döner ve sağlı sollu kitapçıların arasından geçerek Osmanlı arşivlerine varırdık. Şimdi bu sokakta kalan birkaç kitapçının tabelası belli belirsiz seçilirken öne çıkan dükkânların neredeyse hepsi turistlere hitap eden bir takım iş yerleri olmuş durumda. Şimdi arşiv binasının olduğu yerde dev bir otel, sokakta ise çoğunluğu alkollü ve sadece turistlere hitap eden lokantalar var.

Üretmen Han’dan doğruca Ayasofya’ya da devam edebiliriz. Fakat burası da yerli birisi için çekici bir yer olmaktan çok uzak. Yolu uzatmak iyi olacak. Bu nedenle Üretmen Han’ın köşesine geldiğimizde sola, Gülhane’ye doğru iniyoruz. Burada halen bir tür matbuat kokusu alınabiliyor. Son olarak da 2025 yılı sonunda sağ yanımızda göreceğimiz Kitapçılar Sokağı açıldı. 8 kitapçı Cağaloğlu’na geri döndü. Buradan itibaren, biraz olsun ümitlenmemize imkân verecek tabelalar göreceğiz. Solumuzda Beşir Ağa Medresesi'nin duvarları var. Gayretli bir imamı, bahçesinde faaliyet gösteren bir derneği ile halen bir çekim merkezi. Peşinden sağımızda FSMVÜ Gülhane Kampüsü yer alıyor. Kampüs demek, öğrenci demek. Solumuzda Bâb-ı Âli, içinde IRCICA (ve çok güzel kütüphanesi), Gülhane Parkı karşımızda, içinde Fuat Sezgin İslam ve Bilim Müzesi var. Gülhane Parkı’na girmeyip sağa dönersek, meşhur tarihi evlerle dolu Soğukçeşme sokağı, sokak üstünde Çelik Gülersoy Vakfı ve İstanbul Kütüphanesi, biraz devamında, Ayasofya Medresesi içinde FSMVÜ Ayasofya Kampüsü.

Ayasofya Camisi yeniden restorasyona alınmış olsa da beş yıldır cami olarak kullanılması, buraya dair hafızaları ve hatıraları yeniden kurdu diyebiliriz.

Turistikleşmenin ardından yerli kültürün yeniden canlanışı umudu

2000’li yıllarda Cağaloğlu tam tekmil turistikleştirilmeye başladığında, yapılan düzenlemelerin buradaki atmosferi tamamen yok ettiği eleştirilerine karşı, yazı boyunca izlediğim bu rota izlenerek kültür muhiti olan Cağaloğlu’na rahatlıkla ulaşılabileceği, burada yayınevleri, idarehaneler ile hemhal olunabileceği hayali dile getiriliyordu. Yapılan sadece üretimin buradan çıkarılması idi, idarehanelerin yani kültür üretiminin bel kemiği burada kalacaktı. Olmadı. Tam olarak eleştirilerin öngördüğü şeyler yaşandı. Hatta daha da fazlası oldu ve Cağaloğlu, Türk vatandaşlarının, özelde Türk entelektüelinin zihnindeki gündelik hayat haritasından tamamen silindi.

Fakat alt alta yazınca, özellikle Fatma Sultan Tekkesi, yeni açılan kitapçılar sokağı, Ayasofya camisi gibi önemli restorasyon ve değişikliklerle beraber bölgenin “yerli turiste de hitap eden” bir yapıya evrilmeye başladığını söyleyebiliriz. Uzun yıllardır İstanbul’da yaşayanların zihninde “Oralar artık sadece turistlerin gittiği yerler” olarak bulunan, araba ile gidilmeyen, gidildiğinde türlü çileler çekilen, yemek yemenin bir şeyler içmenin bile işkence hâline geldiği bölgenin yeniden “kendimizi ait hissedebileceğimiz” bir forma bürüneceğini umabilir miyiz? Bunu zaman gösterecek. En azından yaygın yabancılık hissinin bir nebze olsun aşılacağı ümidindeyim.