Kevser Şenel Yılmaz: "Edebiyat, tabiatı gereği çocuğu korur"
Haberin Eklenme Tarihi: 10.03.2026 13:54:00 - Güncelleme Tarihi: 10.03.2026 13:57:00Çocuk kitaplarında içerik üretirken pedagojik hassasiyet ile edebî özgünlük arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz? Editoryal sürecinizde uzman görüşlerine ne ölçüde yer veriliyor?
Öncelikle çocuğun merkezde olması gerekiyor. Çocuk merkezde olduğu müddetçe pedagojik hassasiyetin de edebî niteliğin de makul bir zemini oluşuyor. Çocuğu gözden çıkarmamak şart. Pedagojik hassasiyet derken çocuğu tamamen koruma içgüdüsüyle merkeze oturtmaktan da kaçınmalıyız. Edebiyat; pedagojiyle ya da matematiksel denklemlerle ölçülebilecek, kesin zeminler inşa edilebilecek bir alan değil. Aslında edebiyat, tabiatı gereği çocuğu zaten korur; çünkü insanın nüvesini inşa eder. Temsili tecrübeler yardımıyla çocukların yaşadıkları dünyanın güçlüklerine direnç kazanmalarını ve dünyayı tanımalarını sağlar. Bu yüzden edebiyatın zaten pedagojik olduğunu söyleyebiliriz. Bizim burada pedagoji derken kastettiğimiz şey, ekseriyetle ürettiğimiz kitabın hedef yaş grubuna gelişimsel olarak uygunluğudur; bunu mutlaka dikkate alıyoruz. Örneğin çocuk, soyut ve kavramsal meselelere dair henüz yeterli bir bilişsel kavrayışta değilse sarsıcı veya tetikleyici olabilecek konuları öteliyoruz. Diğer yandan zor konulardan bahsetmekten de vazgeçmiyoruz. Buna da edebiyatın gücünü kullanarak çocukları dünyaya hazırlamak diyebiliriz.
“Dünyanın neşeye ihtiyacı var”
Son yıllarda çocuk ve gençlik yayıncılığında öne çıkan temalar neler? Değerler eğitimi, toplumsal cinsiyet, çevre bilinci gibi başlıklar yayın politikanızı nasıl etkiliyor?
Aslında saydığınız tüm başlıklar yıllar içinde bir döngü hâlinde yineleniyor. Son zamanlarda tür olarak çizgi romanlar ve mangalar çok aktif. Konusu ne olursa olsun özellikle eğlenceli ve neşeli kitaplar öne çıkıyor, çünkü dünyanın neşeye ihtiyacı var. Son yıllarda hem dünyada hem de ülkemizde oldukça yoğun bir gündem var; bunun da neşeli kitaplara yönelik bir teveccüh oluşturduğunu düşünüyorum. Bizim de yayınevi olarak zor konuları dahi eğlenceli bir şekilde anlatan kitaplara ilgimiz var. Ancak genel olarak pazarın talep ettiği kitaplarla biz yayıncıların ve edebiyatseverlerin yöneldiği eserler farklı olabiliyor. Genel okur kitlesi biraz daha hızlı tüketilebilen ve onlara kılavuzluk sağlayan kitaplara teveccüh gösteriyor.
Peki çeviri çocuk kitapları ile yerli üretim arasında nasıl bir denge gözetiyorsunuz? Türk yazar ve çizerlerin uluslararası pazara açılma potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu özellikle çok kıymetli bir soru. Ağırlıklı olarak yerli yazarlar ve çizerlerle çalışıyoruz. Elbette çeviri kitaplarımız da var ve bu konuda iyi bir denge tutturduğumuzu, içimizin rahat olduğunu söyleyebilirim. Çeviri eserlerde şuna çok ehemmiyet gösteriyoruz: Metnin çeviri kokmaması, kültürel bir adaptasyon barındırması ve kaynak dil ile hedef dil arasında kusursuz bir uyum yakalanması. Bu konuda büyük gayret gösteriyoruz. Gerek resimli kitaplarda gerekse külliyen çocuk edebiyatında önümüzde yüzyılı aşmış köklü bir gelenek var ve biz de bu geleneği takip ediyoruz. Çeviri kitaplar vasıtasıyla dile sirayet edebilecek olumsuz çeviri etkilerinden mümkün olduğunca kaçınmaya çalışıyoruz. Eserlerimizde kültürel derinlik, kültürel aktarım, karakter derinliği ve temsil çeşitliliği gibi konulara ehemmiyet veriyoruz. Çok kültürlü ve çok milletli bir toplum yapımızın yanı sıra temel çerçevede dinî hassasiyetlerimiz de bulunuyor; yayınlarımızda tüm bunları göz önünde bulunduruyoruz.
“İllüstrasyonlar konusunda giderek daha iyiye gidiyoruz”
Görsel tasarım ve yorumlarınız var mı? Tasarım ve illüstrasyon çocuk kitaplarında temel metin kadar belirleyici. Çizer seçimi, baskı kredisi ve maliyetler yayın ekonomisine nasıl yansıyor?
Şöyle söyleyebiliriz: Son yıllarda tasarıma ve illüstrasyona biraz daha ehemmiyet veriyor gibi görünsek de tasarımın bir mesajı aktarmak için ne kadar önemli bir araç olduğunu tam olarak fark edebilmiş değiliz. Tasarım sadece göze hoş görünen bir unsur değildir; neyi vurgulamak istediğimizi ve hangi mesajın okura daha hızlı ulaşmasını hedeflediğimizi belirleyen unsurları içerir. Dolayısıyla burada bir "ileti tasarımı" söz konusu ve tasarım bunun çok güçlü bir aracı. Hâlâ bu konuda gelişmekte olduğumuzu söyleyebiliriz. İllüstrasyonlar konusunda ise giderek daha iyiye gidiyoruz. Bu alanda özellikle İran başta olmak üzere yurt dışından partnerlerimiz var. İranlı çizerlerin çok iyi ve farklı sanat eğitimleri var. Kendi kıymetli çizerlerimizin yanı sıra onlardan da destek alarak görsel renkliliği ve görsel dildeki çeşitliliği artırıyoruz. Bir taraftan da bu alanda yerellik tutturabilmek adına sembol dili üzerine çalışmalar yapıyoruz. Yayınevi olarak hangi sembollerin okura aktarılmasını istediğimiz konusunu bolca tartışıp düşünüyoruz; bunlar çok kıymetli.
Maliyetler kısmına gelecek olursak, bu gerçekten önemli bir konu. Son yıllarda Türkiye'de kolaj ya da maket gibi geleneksel illüstrasyon yöntemleri denenmeye başlandı. Ancak bunlar uzun zamana yayılan, emek ve maliyet açısından çok yüksek işler olduğu için sayıları oldukça sınırlı. Maliyet artışını en çok bu noktalarda hissediyoruz. Artık sadece Türkiye'de değil, yurt dışındaki çizerlerle de yüksek meblağlarla anlaşılan projelerde birlikte çalışıyoruz. Ortaya evrensel ve çok iyi işler çıkıyor. Buna rağmen yöntem çeşitliliği anlamında henüz sayıyı yeterince artırabilmiş değiliz. Şimdilik daha çok dijital çizim üzerinden ve daha dar bir çerçevede ilerlemeye devam ediyoruz.
Türkiye'de çocuk yayıncılığının gelişmesi ve nitelikli üretiminin artması için sizce hangi destek mekanizmalarına ihtiyaç var?
Türkiye bu konuda birçok ülkeye göre oldukça iyi durumda; hatta birçok ülkenin bizim sahip olduğumuz fırsatlara sahip olmadığını görüyoruz. Örneğin yabancı yayıncıların da kendi devletleri tarafından desteklendiğini, dil desteği sağlayan projeleri olduğunu biliyoruz. Geçmişte Almanya'nın da benzer dil destekleri sağladığı örnekler vardı. Yayıncılık, her ülkede çeşitli vakıflar ve fonlar aracılığıyla farklı şekillerde destekleniyor. Ancak bunun doğrudan devlet tarafından desteklenmesi bence çok büyük bir avantaj.
Destek mekanizmalarının artırılması için ise asıl şunlara odaklanmamız gerekiyor: Özellikle yayıncılıkta ham madde tedarikiyle ilgili sorunun çözülmesi gibi çok temel bir meselemiz var. Kâğıdın ithal ediliyor oluşu, şu anda tüm yayıncıların merkezinde yer alan en büyük problemlerden biri. Eğer kâğıt üretimini çözmeye yönelik yatırımlar yapılırsa, gelecekte Türkiye'de yayıncılıkla ilgili çok daha parlak şeylerden bahsedebiliriz.