Esma Kudar: “Amaç, sanatla dolu bir günü paylaşmak”

Haberin Eklenme Tarihi: 13.07.2026 15:53:00 - Güncelleme Tarihi: 13.07.2026 16:01:00
35. Uluslararası Karma Sergi gibi oldukça köklü bir organizasyonun bu yılki ayağı olan “Tahtakuşlar”ın ana vizyonunu ve taşıdığı misyonu nasıl tanımlarsınız?

Bugüne kadar 21 ülkeden 2199 sanatçıyı ağırlayan ve değerli ressam ile heykeltıraşımız Selim Turan’ın anısını yaşatan bu köklü organizasyon, gücünü onun "Burada sanatı severek yapan herkese yer verilir" felsefesinden alıyor. Galerimiz bünyesinde gerçekleştirdiğimiz sergilerle bugüne kadar sanatı çok geniş kitlelere ulaştırmayı başardık. Ancak son yıllarda misyonumuza çok daha güçlü bir farkındalık boyutu ekledik.

​Bizim için vizyon, yalnızca nitelikli sanat üretmek değil; aynı zamanda bilinçli ve derin bir sanat gözlemcisi kitlesi inşa etmektir. Çünkü biliyoruz ki iyi bir sanat izleyicisi yetiştirmek, sanatı ve sanatçıyı da doğrudan geliştiren bir itici güçtür. Bu doğrultuda vizyonumuzu ve misyonumuzu şu temel değerler üzerine kuruyoruz:

Özenli seçki ve sanatsal vizyon: Hem profesyonel sanatçılarımızın hem de üretmeye gönül vermiş sanatseverlerimizin vizyonuna büyük değer veriyor, sergilenecek eserlerin seçiminde en yüksek özeni gösteriyoruz.

Eserin arkasındaki hikâye: Bizim için sergi, sadece bitmiş eserlerin yan yana dizildiği bir alan değildir. Eserlerin estetik değeri kadar, sanatçılarımızın içsel dünyasını, eseri ortaya koyarken yaşadıkları sanatsal süreçleri ve verdikleri emeği de izleyiciye aktarmayı hedefliyoruz.

Özetle; “Tahtakuşlar” olarak bu yılki misyonumuz; sanatçı, eser ve izleyici arasında köprü kurarak, her üç bileşenin de birlikte dönüşeceği ve güçleneceği köklü bir sanatsal gelişim ekosistemi yaratmaktır.

“İki ülkenin ortak ruhunu yansıtan bir buluşma”
Türkiye ve Azerbaycan’ın estetik değerlerini aynı seçkide buluşturma fikri nasıl doğdu? İki ülkenin sanatçıları bu sergide nasıl bir diyalog kuruyor?

Türkiye ve Azerbaycan’ın estetik değerlerini aynı seçkide buluşturma fikri aslında galerimizin köklü geçmişinden doğdu. Sanat galerimize ismini veren Selim Turan, hem Azerbaycan kökenli bir sanatçı olarak hem de Anadolu temalarını Batı tekniğiyle harmanlayan yaklaşımıyla Batı ve Doğu arasında bir köprü kurmuştu. Onun sanatsal mirası, bu sergilerin ruhunu belirleyen en önemli ilham kaynaklarından biri oldu.

Galerimiz yaklaşık 25 yıldır Azerbaycanlı devlet sanatçılarıyla ortaklaşa uluslararası sergiler ve festivaller düzenliyor. Dolayısıyla bu buluşma yeni bir girişim değil; aksine uzun yıllara dayanan bir kültürel ortaklığın devamı. Senelerdir gözlemlediğim bir gerçek var ki iki ülkenin sanatçıları arasında “iki devlet, bir millet” anlayışı çok güçlü bir şekilde hissediliyor.

Bu sergide de Türkiye ve Azerbaycan’dan sanatçılar, kendi estetik değerlerini karşılıklı olarak paylaşarak bir diyalog kuruyor. Ortak sergilerde sadece eserler değil, aynı zamanda kültürel hafıza, teknik birikim ve sanata bakış açısı da birbirine aktarılıyor. Böylece ortaya yalnızca bir sanat seçkisi değil, aynı zamanda iki ülkenin ortak ruhunu yansıtan bir buluşma çıkıyor.

“Her zaman ‘yaşayan müzecilik’ anlayışıyla hareket ediyoruz”
Farklı disiplinlerden gelen bu değerli sanatçıları ve üretimlerini bir araya getirirken küratöryel olarak odaklandığınız ana kriterler nelerdi?

Küratöryel olarak odaklandığım en önemli kriter, sanatçıların bu sergiye gönüllülük esasıyla katılmaları. Çünkü bir işe ruhunuzu ve kalbinizi koyduğunuzda, o üretimin kendine özgü bir hikâyesi oluyor. Her yıl, bugünü yeniden yaşamak beni heyecanlandırıyor; dolayısıyla yalnızca eser değil, eseri ortaya koyan kişinin kim olduğu ve enerjisini sergiye nasıl yansıttığı da çok değerli.

Tahtakuşlar Etnografya Galerisi olarak her zaman “yaşayan müzecilik” anlayışıyla hareket ediyoruz. Kusursuzluk peşinde koşmak yerine, seyirciye yaşayan bir sergi deneyimi sunmayı ve onları mümkün olduğunca serginin içine dâhil etmeyi önemsiyoruz. Kültüre verdiğimiz önem nedeniyle etnik, mitolojik ve tarihsel temalar karma sergilerimizde öncelikli konular arasında yer alıyor.

Ama nihayetinde amaç, sanatla dolu bir günü paylaşmak. Bunun için de sanatçılar olarak birbirimizin farklılıklarından beslenebilmemiz gerekiyor. Bu çeşitlilik, sergiyi yalnızca bir seçki olmaktan çıkarıp, seyirciyle birlikte yaşanan ve paylaşılan bir sanat deneyimine dönüştürüyor.

“Çevrim içi sergi bağları güçlendiren bir köprü işlevi görüyor”
Serginin fiziki mekânla eş zamanlı olarak çevrim içi platformlarda da yer alması, izleyiciyle eserler arasındaki ilişkiyi ve erişilebilirliği nasıl dönüştürecek?

Serginin fiziki mekânla eş zamanlı olarak çevrim içi platformlarda yer alması, izleyiciyle eser arasındaki ilişkiyi farklı bir boyuta taşıyor. Dijital ortam, doğru ve faydalı kullanıldığında hayatımız için çok değerli bir araç. Eski yıllara ait sergilere ulaşabilmek, global düzeyde erişilebilirliği kolaylaştırmak ve daha geniş bir kitleye ulaşmak açısından büyük bir avantaj sağlıyor.

Ancak sanat eserinin etkisini tamamen dijitalden beklemek doğru değil; çünkü eserle sanatçı arasında bir bağ var ve izleyiciyle eser arasındaki bağ da canlı canlı görüldüğünde oluşuyor. Dijital platformlar ise bilgi edinmek, haberdar olmak, fikir sahibi olmak ve serginin devamlılığını araştırmak için güçlü bir referans noktası.

Ayrıca aramızda fiziken bulunamayan kişilerin manevi desteğini küçük bir hazırlık süreciyle gösterebilmesi hem bizi mutlu ediyor hem de sanatçılarımız arasında yılda bir kez bile olsa ilişkilerimizi tazelememize vesile oluyor. Böylece çevrim içi sergi, yalnızca erişim kolaylığı değil, aynı zamanda bağları güçlendiren bir köprü işlevi görüyor.

“Canlı performanslar, izleyiciye sanatın doğuşuna tanıklık etme şansı veriyor”
Canlı performanslar, serginin görsel dünyasıyla nasıl bir bütünlük oluşturacak ve izleyiciye neler vadediyor?

Galerimiz, ailemizin kurduğu ve bugün üçüncü kuşak olarak ben ve kardeşim Hasan Kudar’ın sürdürdüğü bir kültür yuvası. Dolayısıyla aile büyüklerimizin hatırası bizim için çok kıymetli. Geçmiş yıllarda devlet sanatçısı Prof. Dr. Refik Aziz hocamız, dedemiz Alibey Kudar’ın portresini yapmıştı; bu yıl ise yakın zamanda kaybettiğimiz babamız M. Selim Kudar’ın portresini sanatçı Fevzi Karagöz sergi sürecinde canlı olarak gerçekleştirdi.

Bu tür performanslar, sanatçıların üretim aşamalarını küçük de olsa gözlemleme fırsatı sunuyor ve sergiye doğal, samimi bir atmosfer katıyor. Ayrıca çocuklara yönelik farklı disiplinleri birleştiren eğitim projelerimiz kapsamında açılan sergiler, onların öğrendiklerini paylaşmaları açısından eğitici bir ortam yaratıyor.

Dolayısıyla canlı performanslar, serginin görsel dünyasıyla bütünleşerek hem izleyiciye sanatın doğuşuna tanıklık etme şansı veriyor hem de aile bağlarımızı, kültürel mirasımızı ve eğitici yönümüzü bir araya getirerek sergiyi yaşayan bir deneyime dönüştürüyor.

Sergideki eserlerin üretim aşamasında sanatçıların “Tahtakuşlar” konseptiyle kurdukları kişisel bağlara dair sizi en çok etkileyen detay ne oldu?

Benim için en değerli olan, bağların samimiyetle kurulmuş olması. Çünkü eserlerin ardında yalnızca teknik bir süreç değil, aynı zamanda içten bir hikâye ve mekânla kurulan özel bir ilişki var. İşte bu, sergiyi yaşayan ve izleyiciye dokunan bir deneyime dönüştürüyor.

“Sanatseverin zihninde en çok yankılanmasını istediğim duygu, aidiyet ve ortaklık hissi”
9 Temmuz'dan itibaren bu sergiyi hem dijitalden hem de fiziksel olarak ziyaret edecek bir sanatseverin zihninde en çok hangi duygunun veya düşüncenin yankılanmasını istersiniz?

9 Temmuz’dan itibaren sergimizi hem dijitalden hem de fiziksel olarak ziyaret edecek bir sanatseverin zihninde en çok yankılanmasını istediğim duygu, aidiyet ve ortaklık hissi. Çünkü bu sergi yalnızca eserleri görmek değil, aynı zamanda kültürel bir yolculuğa tanıklık etmek demek. Fiziksel mekânda eserle birebir bağ kurmak, sanatçının enerjisini hissetmek çok özel bir deneyim; dijital ortam ise bu bağın sürekliliğini sağlayan, bilgi ve erişim kolaylığı sunan bir köprü.

Benim dileğim, izleyicinin sergiden ayrılırken “sanatın birleştirici gücü”nü hissetmesi. Yani hem geçmişle hem bugünle hem de farklı coğrafyalardan gelen sanatçılarla kurulan bu ortaklık duygusunun izleyicide kalıcı bir etki bırakması.