Carolina Ballester: “Kitaplar çocuklara yeni dünyalar sunar”
Haberin Eklenme Tarihi: 4.06.2026 20:00:00 - Güncelleme Tarihi: 4.06.2026 21:27:00Öncelikle, IBBY’nin evrensel hikâyeler yaratma çabası ile yerel kültürlerin özgün sesini koruması arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz? Uluslararası bir yapı olmaya çalışırken anlatıların tekdüze bir sese dönüşmesini nasıl engelliyor ve bu büyük ağ içinde çeşitliliği nasıl koruyorsunuz?
Tüm ödüllerimizin ve programlarımızın aslında "farklılıklar" üzerinden beslendiğini söyleyebilirim. Örneğin, çok prestijli bir edebiyat ödülümüz var (Hans Christian Andersen Ödülü) ve elbette sadece bir kazananı oluyor. Ancak biz, kısa listeye kalan adaylarımızı ve ödüle katılan tüm adayları tanıtmak için de büyük bir çaba sarf ediyoruz. Benim için temel yaklaşım şu: Düzenlediğimiz her ödül dönemi veya hazırladığımız her katalog bir vitrin gibidir. Bu vitrinde satın almayı hayal edebileceğiniz tüm o zenginlikler yer alıyor; hepsi birbirinden farklı ve hepsi kendi biricikliğini koruyor.
Çalışmalarımızda çok önemli olduğunu düşündüğüm ikinci unsur ise işin insani boyutu. Biz küresel bir ağız. Uganda'da, Türkiye'de, Arjantin'de, Slovakya'da, Lübnan'da meslektaşlarımız var. Tüm bu insanlar birbirleriyle fikir alışverişinde bulunmayı seviyor. Hepsi farklı arka planlardan geldikleri için o ortak tutkularını kendi son derece özgün sosyal ve kültürel perspektiflerinden paylaşıyorlar. Bence bu durum; hepimizin aynı amacı, yani çocuk kitaplarını bir araya getirme vizyonunu paylaştığı o çok çeşitli topluluğu yaratmamıza yardımcı oluyor.
“IBBY bir gönüllüler ağıdır”
Kriz, göç ve savaş bölgelerinde yaşayan çocuklar için de önemli projeler yürütüyorsunuz. Sığınmacı alanlarındaki veya savaş bölgelerindeki projeleri değerlendirdiğinizde, hangi temaların veya yaklaşımların çocuklar üzerinde daha etkili olduğunu gözlemliyorsunuz?
Gerçekten de siyasi krizler, iç karışıklıklar veya doğal afetler gibi zorlu ortamlarda geliştirilen projeler için "Krizdeki Çocuklar Fonu" adını verdiğimiz özel bir fon kaynağımız var. Fikir vermesi açısından söyleyeyim; güncel projelerimiz savaşın dört yıldır sürdüğü Ukrayna'da yürütülüyor. Filistin'de yaklaşık 20 yıldır devam eden projelerimiz var. Keza Lübnan'da farklı düzeylerde çalışmalar yapıyoruz. Ayrıca Türkiye'de, Şubat 2023 depreminden bu yana güneyde, Gaziantep'te yürütülen ve hâlâ devam eden bir projemiz mevcut. Projelerin en iyi işleyen ve en etkili yönüne gelince; temel nokta çocuklara travmayı atlatmalarında nasıl eşlik ettiğimizdir.
IBBY bir gönüllüler ağıdır ve bu gönüllüler, çocukların duygularını, travmalarını ve kederlerini "kitaplar ve sanatsal ifade" yoluyla doğru yönlendirmelerine yardımcı olmak üzere eğitilmişlerdir. Pratik açıdan bakarsak, kriz bölgelerindeki etkinlikleri birbiriyle kıyaslamayız. Çünkü her kriz faaliyeti krizin kendi dinamiğine, dahil olan çocuk sayısına ve onlarla nasıl bir çalışma yürüttüğümüze bağlı olarak değişir. Bu nedenle her proje kendi içinde tamamen farklıdır ve kendine has bir başarı unsuru taşır.
“Bizim için önemli olan, her topluluğun kendi kitaplarına sahip olmasıdır”
Azınlık dillerinde yazılmış yerel çocuk hikâyelerinin küresel yayıncılık ağına (özellikle İngilizce pazarına) entegre olabilmesi için IBBY'nin güncel stratejileri nelerdir? IBBY, bu kitapların uluslararası pazarda kendine yer bulmasını nasıl sağlıyor?
Aslında bu kitapların birincil amacı, uluslararası pazara uyum sağlamak veya oraya entegre olmak değil. Bizim için asıl önemli olan, her topluluğun doğrudan erişebileceği kendi kitaplarına sahip olmasıdır. Bu kitaplar, o dillerin hayatta kalması ve çocukların kendi kültürel miraslarını koruyabilmesi için birer araçtır. Bununla birlikte, elbette seçilen bazı kitapların yayıncılarıyla konuştuğumuzda harika geri dönüşler alıyoruz. Çok mutlu bir şekilde bize gelip, "Kitabımın İngilizceye çevrilmiş küçük bir bölümünü size sunmuştum, şimdi kalanını da çevireceğim ve uluslararası bir kitap fuarına katılacağım" diyebiliyorlar. Çünkü bazı hikâyeler gerçekten uzun mesafeler kat eder ve tüm dünyada yankı bulur. Ancak bu projedeki asıl hedef; gerçekçi olmayan bir beklentiyle tüm bu kitapların uluslararası düzeyde dağıtılmasını ve 30 dile çevrilmesini beklemek değildir. Asıl hedef, bu eserlerin o kültürlerin ve yerel dillerin yeniden canlanması için yaşamsal bir araç olarak hizmet etmesidir.
“Kitap mükemmel bir ‘tartışma’ aracıdır”
Ekran sürelerinin giderek arttığı ve çocukların teknoloji yüzünden birbirleriyle etkileşimlerinin azaldığı bir dönemdeyiz. Böyle bir çağda fiziksel kitapların, özellikle uluslararası boyutta farklı kültürleri anlamak ve empati becerisini geliştirmek üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çocuklar küçükken doğaları gereği daha benmerkezcidir. Bu yüzden çocuk edebiyatının temel rollerinden biri, onları diğer kültürlerle ve dünyanın farklı yerlerindeki çocuklarla tanıştırmaktır. Uluslararası kitaplar sayesinde çocuklar kendi kişisel tecrübelerinin ötesine geçer ve empati kurmayı öğrenirler. Kitaplar; engelli bireylere veya hiç tanımadıkları kültürlere karşı empatilerini besler. Çocuk hiç Eskimo görmemiş olabilir ama kitaplar sayesinde dünyada böyle insanların yaşadığını, aynı hayalleri kurup aynı ihtiyaçlara sahip olduklarını ve "bizden biri" olduklarını keşfeder. Karşılıklı anlayışı uluslararası düzeyde inşa eden şey budur. Ekranlar ve yapay zekâ ile çocukların yalnızlaştığı söyleniyor ama bir kitap okuduklarında; diğer çocuklarla nasıl oynayabileceklerini, doğada ne tür etkinlikler yapabileceklerini görüyorlar ve bu onlara yeni bir dünyanın kapılarını açıyor.
Tabii burada sadece kitabın değil, ebeveynlerin ve öğretmenlerin de kilit bir rolü var. Kitap mükemmel bir "tartışma" aracıdır. Kitaplar günümüzde çevre bilincinden sosyal meselelere kadar pek çok konuya odaklanıyor. Bir hikâyeyi okuduğumuzda, çocuklara "Bunu nasıl daha iyi yapabiliriz?" diye sorarak iletişim kurabileceğimiz güvenli bir alan yaratıyoruz. Empati ve sosyal beceriler tek başına bir ekrana bakarak gelişmez; kitaplar, resimleriyle, dokusuyla ve sunduğu bu tartışma zeminiyle vazgeçilmezdir.
“Türkiye'den daha fazla uzman sesi duymayı çok isteriz”
Son olarak, IBBY'nin gelecekte Türkiye ile ne gibi iş birlikleri yapabileceğini düşünüyorsunuz?
Öncelikle, bizim önerdiğimiz prestijli kitapların ve "Onur Listesi" (Honour List) eserlerimizin Türkiye’de ön plana çıkarılması harika bir adım olur. Örneğin Nami Adası'nda, Hans Christian Andersen Ödüllü kitapların tam bir koleksiyonu bulunuyor. İstanbul’da da uluslararası bir jüri tarafından takdir edilmiş nitelikli edebiyat eserlerini barındıran; çocuklara tüm dünyayı tek bir yerde sunan uluslararası bir kütüphane oluşturulabilir.
Ayrıca Türkiye'den daha fazla uzman sesi duymayı çok isteriz. IBBY kapsamındaki uluslararası kongre ve etkinliklerimizde Türkiye'den uzmanlar yer alarak dijitalleşme ve yapay zekâ gibi yeni nesil konular hakkındaki tecrübelerini anlatabilir. Dünyanın farklı yerlerindeki insanların bu değişimlerle nasıl başa çıktığını görmek çok değerli. Bunun yanında, Türk uzmanların IBBY ödüllerini belirleyen uluslararası jürilerde yer alması gibi somut adımlarla da iş birliklerimizi genişletebiliriz. Bu tür karşılıklı bilgi ve deneyim paylaşımlarının her iki tarafı da çok besleyeceğine inanıyorum.