Pek yakında: The Odyssey
Haberin Eklenme Tarihi: 13.05.2026 18:47:00 - Güncelleme Tarihi: 17.05.2026 12:21:00Sinemanın dahi yönetmeni Christopher Nolan, Interstellar ile uzayın derinliklerine, Oppenheimer ile atomun kalbine yaptığı yolculukların ardından bu kez insanlık tarihinin en eski ve en köklü anlatılarından birine, Homeros’un ölümsüz destanı The Odyssey’i beyaz perdeye taşıyarak kariyerinde bir ilki gerçekleştiriyor. Nolan kalemi ve vizyonuyla yeni bir soluk getirdiği bu destanı, klasik bir mitoloji uyarlaması yerine; dev bütçesi, felsefi derinliği ve muazzam oyuncu kadrosuyla sinema tarihinin en görkemli epik maceralarından birine imza atıyor.
Hikâye, Troya Savaşı'nın ardından savrulan küllerden doğan amansız bir eve dönüş mücadelesini merkezine alıyor. Matt Damon’ın canlandırdığı İthaka Kralı Odysseus, evine ve ailesine kavuşabilmek için devlerle, tuhaf yaratıklarla ve tanrıların gazabıyla örülü, tehlikelerle dolu bir okyanusta sürükleniyor. Ancak Nolan, bu doğaüstü mitolojik evreni anlatırken mucizeleri bariz bir şekilde göstermek yerine, fiziksel çevreyi ve doğa elementlerini kullanarak Yunan tanrılarının varlığını ve kudretini hissettiren, gerçekçi ve büyüleyici bir atmosfer inşa ediyor. 250 milyon dolarlık devasa bütçesi ve IMAX’in 70mm kameralarıyla çekilmesi, bu atmosferin ne denli görkemli olacağının mesajını şimdiden veriyor.
Nolan sinemasında her detay, bir amaca hizmet eder. Fragmanların yayınlanmasının ardından tarihsel doğruluk konusunda başlayan zırh tartışmaları da bunun net göstergelerinden biriydi. Kral Agamemnon’un (Benny Safdie) alışılmışın dışındaki koyu renkli ve görkemli zırhı eleştirildiğinde Nolan, bu tercihin arkasındaki dehasını şu sözlerle özetledi: “Miken dönemine ait, karartılmış bronz hançerlerin var olduğunu biliyoruz. Kostüm tasarımcımız Ellen Mirojnick ile Agamemnon’un herkesten ne kadar yüksekte olduğunu, o dönem için çok pahalı olan altın, gümüş ve kükürt karışımı malzemelerle anlatmak istedik.” Tıpkı Homeros'un destanını anlatırken kendi döneminin izlerini hikâyeye dâhil etmesi gibi, Nolan da sinematik bir gelenek sürdürerek tarihi gerçeklikle sanatsal dışavurumu kusursuzca harmanlıyor.
Filmin kadrosu ise adeta bir yıldızlar geçidi. Odysseus rolündeki Matt Damon’a, sadık eşi Penelope rolünde Anne Hathaway ve oğulları Telemahhos rolünde Tom Holland eşlik ediyor. Tanrıça Athena rolünde izleyeceğimiz Zendaya, hikâyenin mistik koruyucusu olarak karşımıza çıkarken; Charlize Theron “Kalipso”, Jon Bernthal ise “Menelaus” karakterlerine hayat veriyor. Kadroda ayrıca Robert Pattinson ve Lupita Nyong’o gibi dev isimler yer alıyor. Nolan, rap müziğin günümüzdeki sözlü şiir (oral poetry) geleneğinin bir yansıması olduğunu düşünerek ünlü rapçi Travis Scott’ı da kadroya dâhil ederek ezber bozan bir hamleye imza attı. Filmin müziklerinde ise Oppenheimer ile Oscar kazanan Ludwig Göransson'ın imzası bulunuyor.
Peki, bu modern yorumun arkasındaki köklü destanın bize anlattığı asıl hikâye nasıldı?
Odysseia
Troya, arkasında alevler ve küller bırakarak düştüğünde, sağ kalanlar için belirsiz bir eve dönüş yolculuğu başlıyordu. Edebiyat tarihinde “nostoi” olarak anılan bu geri dönüş anlatılarının efsanevi yolcularından biri de zekâsıyla denizleri aşmaya ant içmiş Odysseus’tu. Tam on yıl boyunca, canavarların ve büyülerin labirentinde bir serüvenden diğerine savruldu. Ancak Homeros, bu destansı yolculuğu kronolojik bir sıra yerine, hasretin zirveye ulaştığı son noktadan itibaren anlatmayı seçti; böylece okuyucuyu kahramanın anılarına doğru, tıpkı girdaplı bir deniz gibi tersten çekerek içine aldı.
Destanın kapısı aralandığında, Odysseus yurdu İthake’nin eşiğine çoktan yaklaşmıştır. Ozan, yirmi dört kitaba yayılan bu devasa anlatıya ilham perilerine seslenerek başlar ve bizi ilk olarak tanrıların meclisi Olympos’a götürür. Tanrılar, kahramanın çilesine son verme kararı alınca haberci Hermes, Odysseus’un zorla alıkonulduğu Ogygia Adası’na doğru yola çıkar. Ogygia, Odysseus için hem bir sığınak hem de altından bir hapishane olan bu adada tüm yoldaşlarını kaybettiği bir fırtınanın ardından sığındığı bu adada, peri Kalypso ona âşık olmuştur. Kalypso, evlenmeleri karşılığında ona ölümsüzlük ve sonsuz gençlik vaat etse de Odysseus’un kalbi bu cazip fırsatla avunmaz; onun aklı fikri denizlerin ötesinde kendisini bekleyen yurdunda, eşinde ve oğlundadır.
Olympos’un kararları göklerde yankılanırken, İthake Sarayı’nın hüzünlü koridorlarında bizi karşılayan Odysseus’un oğlu Telemakhos, Troya’nın düşmesine rağmen yıllardır babasından haber alınamamasının ağırlığını taşımaktadır. Bu belirsizliği fırsat bilerek sarayı istila eden ve sadık Penelope ile evlenmek için baskı yapan arsız soylulara karşı Penelope, “Odysseus’un babası ihtiyar Laertes öldüğünde onu saracak bir kefen örmeliyim, bu kutsal görev bitmeden evlenemem” diyerek Laertes için gündüz ördüğü kefeni gece gizlice sökerek taliplerini zekice oyalasa da çember artık daralmaktadır. Tam da bu çaresizlik anında sahneye çıkarak kılık değiştiren tanrıça Athena, genç adamı babasının izini sürmeye ikna eder; böylece yola koyulan Telemakhos, önce Pylos Kralı Nestor’dan bir şey öğrenemese de ardından ulaştığı Sparta’da, Menelaos’un sarayında bir deniz tanrıçasından duyulan o umut dolu haberle sarsılır: Odysseus hâlâ hayattadır ama uzak bir adada esir tutulmaktadır.
Genç Telemakhos’un ardından, beşinci bölümde ozan bizi yeniden Olympos’un zirvesine götürür; ilahi irade gereği haberci Hermes adaya inince de peri Kalypso tanrıların buyruğuna boyun eğerek Odysseus’u serbest bırakır. Kahramanımız kendi elleriyle yaptığı salla denize açılsa da amansız düşmanı deniz tanrısı Poseidon’un kopardığı korkunç fırtınayla ölümden dönerek yüzerek Phaiakların adasına sığınır ve kumsaldaki bir çalılıkta derin bir uykuya dalar. Kıyıdaki neşeli çığlık sesleriyle uyandığında Kral Alkinoos’un kızı Nausikaa ve arkadaşlarının top oynadığını gören kahramanımız karşısında deniz tuzuyla kaplı, hırpalanmış bir yabancı bulan kızlar korkuyla kaçışırken, sadece yürekli Nausikaa yerinde kalır ve Odysseus’un etkileyici hitabetiyle büyülenerek ona kentin yolunu tarif edip babasının sarayına gitmesini salık verir.
Sarayda bir kral gibi ağırlanan bu adsız yabancının onuruna görkemli şölenler düzenlenir. Gecenin ilerleyen saatlerinde kör ozan Demodokos, lirinin tellerine dokunarak Troya Savaşı'nın acılarını anlatan hüzünlü bir ezgi çağırmaya başlar. Şarkıyı duyan Odysseus geçmişin acısıyla hıçkırıklara boğulunca, gizlediği efsanevi kimliği nihayet ifşa olur. Saraydaki hayranlık dolu bakışlar altında, Troya’nın düştüğü günden beri yaşadığı maceraları anlatmaya başlar.
Homeros bu devasa destanı kusursuz bir mimariyle inşa etmiştir: İlk dört bölüm Telemakhos’un arayışına, sonraki üç bölüm Odysseus’un Kalypso’dan kurtulup Phaiak Sarayı’na sığınışına ayrılmıştır. Dokuz ile on ikinci bölümler arası ise kahramanın kendi ağzından dinlediğimiz, canavarlarla örülü on yıllık deniz serüvenlerinin asıl kalbidir.
On üçüncü bölümle birlikte perdeler son hesaplaşma için açılır. Kral Alkinoos’un tahsis ettiği gemiyle yola çıkan Odysseus, İthake’ye vardığında derin bir uykudadır. Sadık Phaiak gemicileri, bu yorgun kahramanı uyandırmaya kıyamadan, yanındaki hazinelerle birlikte usulca memleketinin kumsalına bırakıp giderler.
Destanın on dördüncü bölümünden sonuna kadar süren final kısmı, artık denizlerden sıyrılıp bir yurt savunmasına dönüşür. Kendi sarayında bir dilenci kılığında gizlenen Odysseus, evini istila eden arsız taliplerle amansız bir savaşa girişecektir.
Geriye dönüp Phaiak Sarayı'nda kendi hikâyesini anlatmaya başlayan kahramanın yolculuğu, Trakya’da Kikonların kentindeki bozgunla başlar. Ancak asıl kırılma, Malea Burnu’nda yakalandıkları fırtınayla yaşanır; bu fırtına filoyu coğrafyanın sınırlarından koparıp masalsı bir evrene fırlatır. İlk durak, yiyene geçmişini ve sıla özlemini unutturan lotos çiçeğinin ülkesidir. Odysseus, bu büyülü çiçeği yiyip orada kalmak isteyen adamlarını zorla gemiye bağlayarak amansız Kyklopların diyarına yelken açar. Tıpkı Dede Korkut hikâyelerindeki gibi alınlarındaki tek gözle Tepegöz’ü andıran bu devlerin mağarasında kapalı kalan Odysseus, birçok adamını dev Polyphemos’a yem eder. Kurtulmak için zekâsını kullanan kahraman, kızdırılmış bir kazıkla devin tek gözünü kör eder ve kaçmayı başarır. Ne var ki Polyphemos, deniz tanrısı Poseidon’un oğludur; bu andan itibaren Poseidon, oğlunun öcünü almak için denizleri Odysseus’a dar edecektir.
Bir sonraki durak, rüzgârların kralı Aiolos’un adası olur. Kral, dönüş yolculuğunu engelleyecek hırçın rüzgârları deriden bir tuluma hapsederek Odysseus’a armağan eder. Ancak tam İthake görünmüşken, içinde hazine olduğunu sanan tayfalar merakla tulumu açarlar. Serbest kalan fırtına filoyu geri fırlatır; Aiolos ise bu kez onları lanetli sayarak kovar. Ardından uğradıkları yamyam devler ülkesi Laistrygonlar’da fırlatılan taşlarla tüm filo batar ve Odysseus tek bir gemiyle kurtulur.
Sonraki durak büyücü Kirke’nin adasıdır. Kirke, keşfe çıkan adamları domuza çevirir. Odysseus, tanrı Hermes’in verdiği sihirli ot sayesinde büyüden korunarak kadını dize getirir ve yoldaşlarını kurtarır. Burada bir yıl kalırlar; Kirke artık ona bir rehberdir ve dönüş yolunu öğrenmesi için Hades’e, Ölüler Ülkesi’ne gitmesini öğütler. Sıla özlemiyle bu karanlık yolculuğu göze alan Odysseus, Kimmerlerin sisli ülkesine varıp kan kurbanı sunarak kör bilici Teiresias’ın ruhunu çağırır. Bilici ona yurduna döneceğini müjdeler. Orada kendisini beklerken kahrından ölen annesini ve Troya’da ölen dostlarını görür. Savaşın şanlı kahramanı Akhilleus göründüğünde, yeraltının kasvetinde yankılanan şu sözleri fısıldar:
“Bütün geçmiş göçmüş ölülere kral olacağıma
El kapısında kulluk edeydim keşke,
Varlıksız, yoksul bir çiftçinin yanında ırgat olaydım.”
Ölüler Ülkesi’nden sıyrılan Odysseus, yeniden Kirke’nin yanına dönüp hazırlıklarını tamamlar ve tekrar denize açılır. Yolculuğun en ölümcül tuzaklarından biri, büyüleyici sesleriyle gemicileri ölüme çeken sirenlerdir. Odysseus, adamlarının kulaklarını balmumuyla tıkar; kendisi ise bu şarkıyı duymak istediğinden kendisini gemi direğine sıkıca bağlatır. Kayalıklara yaklaştıklarında yükselen ezgiler kahramanın zihnini baştan çıkarır, bağlarından kurtulmak için çırpınır ancak kulakları kapalı olan tayfalar sadakatle küreklere asılarak bu tehlikeyi kayıpsız atlatır.
Hemen ardından filo, gemileri yutan anaforlar ve gemicileri parçalayan canavarlarla dolu amansız bir boğaza (Messina Boğazı) sürüklenir. Buradan büyük kayıplarla geçip Güneş Tanrısı Helios’un adası Sicilya’ya ayak basarlar. Odysseus’un kesin uyarılarına rağmen, açlıktan gözü dönen adamları tanrının kutsal sığırlarını kesip yerler. Bu saygısızlık karşısında öfkelenen Güneş Tanrısı, kopardığı fırtına ve fırlattığı yıldırımla gemileri paramparça eder. Kendi elleriyle sonlarını hazırlayan tüm yoldaşları azgın dalgalarda yitip giderken, geriye sadece tek bir kişi kalır. Odysseus, bir ağaç kütüğüne tutunarak günlerce direnir ve sonunda kendisini on yıl boyunca alıkoyacak olan peri Kalypso’nun adası Ogygia’ya vurur. Böylece kahraman, anlatının başladığı o ilk yalnızlığa geri döner.
On ikinci bölümden sonrasını kapsayan büyük perde, Odysseus’un vatanında bir yabancıya dönüştüğü İthake günlerini anlatır. Kral Alkinoos’un gemisiyle getirilen ve kumsalda uyur hâlde bırakılan Odysseus gözlerini açtığında, büyük yolculuğun üzerinden geçen yirmi yılın ardından kendi adasını tanıyamaz. Aldatıldığını sanıp kahrolurken tanrıça Athena ona evinde olduğunu müjdeler ve intikam anına kadar tanınmaması için onu yaşlı bir dilenci kılığına sokar.
Odysseus, önce sadık çobanı Eumaios’un kulübesine sığınır. Kaderin cilvesiyle, babasını aramaktan dönen oğlu Telemakhos ile de burada karşılaşıp gizlice kenetlenir. Dilenci görünümünde sarayına adım atan kahraman, mülkünü hoyratça sömüren kibirli soylular tarafından aşağılanıp alay konusu olur. Sarayda durumu gözlerken, emektar sütninesi ayaklarını yıkadığı sırada onu bacağındaki eski bir av yarasından tanır. Odysseus, kadından bunu bir sır olarak saklamasını isteyip büyük hesaplaşma için pusuda beklemeye koyulur.
Nihayet beklenen gün, büyük bir şenlikle birlikte çıkagelir. Penelope, taliplerin baskısından kurtulmak için kaçınılmaz bir şart koşar: Sarayda duran efsanevi Odysseus yayını kim kurabilir ve oku on iki halkanın içinden geçirebilirse, onunla evlenecektir. Kibirli gençlerin hepsi sırayla dener; ancak hiçbirinin gücü o çelik gibi sert yayı germeye yetmez. Tam ümitler tükenirken, bir köşede oturan yaşlı dilenci öne çıkarak şansını denemek istediğini söyler. Soylular kahkahalarla onunla alay ederken, Odysseus yayı zahmetsizce gerer ve kirişten çıkan okları birer birer sarayı kirleten taliplerin göğsüne yağdırmaya başlar. Telemakhos ve sadık dostlarının da yardımıyla, saray büyük bir temizliğe sahne olur ve hak edilen taht geri alınır.
Yine de Penelope’nin kalbi, bunca yılın ardından gelen bu adamın gerçekten kocası olduğuna inanmayacak kadar temkinlidir. Odysseus, onun şüphelerini yok etmek için, bir zamanlar kendi elleriyle, kökleri toprağa bağlı canlı bir zeytin ağacından oyarak inşa ettiği gizemli evlilik yataklarının sırrını anlatır. Bu dünyada sadece ikisinin bildiği bu sırrı duyan Penelope, gözyaşları içinde kocasının boynuna sarılır. Sarayda düzen yeniden sağlanınca Odysseus, hasret gidermek için inzivaya çekilen yaşlı babasının çiftliğine gider. Ancak hikâye henüz bitmemiştir; katledilen gençlerin öfkeli babaları silahlanarak intikam için çiftliği kuşatır. Tam yeni bir kan gölü akacakken, baş tanrı Zeus’un ilahi iradesiyle gökler gürler ve İthake Adası’na uzun yıllar sürecek olan o özlenen, ebedi barış gelir.
Batı Sahra'nın Al-Dakhla çöllerinden İtalya’nın Favignana Adası’na ve İskoçya’nın hırçın kıyılarına uzanan geniş bir coğrafyada çekilen The Odyssey, sinemaseverleri zamansız bir arayışın, bağlılığın, insanın doğa üstü güçlerle olan savaşının içine davet ediyor. Nolan’ın ellerinde yükselen bu destan, 17 Temmuz 2026'da beyaz perdede seyirciyle buluşarak sinema tarihindeki yerini almaya hazırlanıyor.
Kaynakça
Wesley Yin-Poole. “Christopher Nolan Defends The Odyssey From Historical Accuracy Complaints After Some Said Agamemnon Looks Like Batman”. IGN, 2026.
Joseph Campbell. “The Hero with a Thousand Faces”. New World Library, 2008.
Christopher Nolan. “The Odyssey”. Syncopy & Universal Pictures, 2026.
Karl Abraham. “Rüyalar ve Mitler”. Pinhan Yayınları, 2017.
Onur Gazi. “Efsanenin doğuşu: Nolan”. Tercüman, 2025.
Homeros. “Odysseia”. İş Bankası Kültür Yayınları, 2014.