Rahmetle anmak

Haberin Eklenme Tarihi: 18.12.2025 13:08:00 - Güncelleme Tarihi: 18.12.2025 13:10:00

Bayram günlerinde televizyon ve radyo rezaletleri arasında tatlı ışıklar ve güzellikler de çaktı. Aslına bakarsanız, ötekilerden de berikilerden de söz etmeye niyetim yoktu. Ama dördüncü gün, öğleye doğru, bir de baktım ki rahmetli Âşık Veysel konuşuyor. İnsanın içini sarıveren o sımsıcak, o dost, o çelebi sesiyle.

Ve bir soruyu cevaplandırırken, aşağı yukarı şunları söyledi:

“Allah gani rahmet eylesin, benim elimden Ahmet Kudsi Tecer tuttu. Her şiirimde, daha iyisini yazarsın, daha iyi olmuş diye cesaret verdi, beni ilerletti.”

Bütün dualar azizdir; hepsi de saygıya değer ve hepsinin tutmasını isteriz. Ama bir de işte bu tutar dedirten dualar vardır. Ve varsa, yanılmıyorsam, koca Veysel’in bu “gani rahmet” dileğinin makbul ve mergûb olduğundan şüphe edebilir miyiz?

Elden tutmak, bir istidata yardımcı olmak, gelişmesini sağlamak… Kısacası, bir değerli konuda bir insanı düze çıkartmak, hiç şüphesiz Allah katında da kul düzeyinde de makbuldür; hele bir de Âşık Veysel gibi bir kadirbilir büyüğe denk gelmiş ise bütün gönüllere cennetin ferahlığını estirir.

Masalların pelinde pabuç eskitmenin âlemi yok: Toplumlar işte bu çeşit elden tutmalar ve kadirbilirliklerle büyüyor; uygarlıklar da her şeyden önce onlar sayesinde ve öyle insanların varlığı sayesinde kurulabiliyor: Devlet yönetiminde, yani politikada, bilimde, edebiyatta, öğretim ve eğitimde -çekinmeden sürdürün- sporda, bütün sanat ve zanaatlarda insanların yeni yeteneklere destek oldukları, elden tuttukları, desteklenenlerin de gönüllerini “gani rahmet” dilekleri ve minnetlerle arıttıkları dönemler, bütün toplumların altın çağlarıdır. O altın çağlar incelendiği zaman, bu desteklemelerin, bu yardımcı olmaların müesseseleştikleri, kurallara bağlandıkları görülür. Osmanlı da bunun parlak ve büyük örneklerinden birisidir.

Ve ayni konunun aksi de ayni derecede kesindir: Sarsak ve sallantıdaki toplumlarda ancak “kurt kanunu” geçerlidir. Öyle toplumlarda hâkim hırs hasettir, kıskançlıktır, üstünlükleri ve üstünlük belirtilerini ezmek, mahvetmek çabasıdır: Kötü para iyi parayı, kötü politikacı iyi politikacıyı, kötü öğretici ve eğitici iyi öğretici ve eğiticiyi, kötü pabuççu iyi pabuççuyu, kötü işçi iyi işçiyi kovar. Kovmasa bile işi gücü onunla uğraşmak, onu engellemektir.

Hasta toplumlarda insanların kendileriyle kendi alanları ile hiçbir ilgisi bulunmayan iyi ve başarılıyı bile kıskandıkları, çirkinleştirmeye, bozmaya kalkıştıkları görülüyor. Bakıyorsunuz sorumluluğunu -görevini- rezil etmekten başka bir şey beceremeyen bir mimar başarı adayı bir politikacıyı didiklemeye çabalıyor, çürütmeye uğraşıyor.

En pis bencilliğin zincirden boşalışıdır bu. Ve insanlar çoluk çocuklarına daha temiz, daha rahat bir ortam bırakmak çabası, elden tutmak, desteklemek veya ayni dileği yaparak gönül ve kafa, yani karakter ve yetenek arttırmak varken, neden çürümeyi, çürütmeyi ve çirkinleşip çirkinleştirmeyi bir marifet sayarlar?

Cevap çok zor değil galiba: Kendilerine güvenemiyor, kendilerine saygıları yok da ondan.

Aslında ise asıl kolay olan o saygıya ve güvene ulaşmaktır ve Tanrı her alanda, herkese bir Tecer ve bir Veysel olmanın kapısını açık tutmuştur.