Yeni Alman hükûmetinin durumu nedir?
Haberin Eklenme Tarihi: 17.03.2026 10:33:00 - Güncelleme Tarihi: 17.03.2026 10:37:00Almanya üç yılı aşkın bir süredir bir çöküş içerisinde; ekonomik huzursuzluğun yanı sıra Alman hükûmeti medyanın, muhalefetin ve özellikle de aşırı sağın yaylım ateşi altında. Bir yılı aşkın bir süre önce, 23 Şubat 2025'te Almanya’da federal seçimler yapıldı. 6 Mayıs 2025 tarihinde Friedrich Merz, Federal Meclis (Bundestag) tarafından Almanya Şansölyesi seçildi. Friedrich Merz ve hükûmetinin başarıları ile başarısızlıklarını özetlemenin ve bunları analiz etmenin vakti geldi. Merz'in muhafazakâr Birliği (Hristiyan Demokratlar ve Bavyeralı kardeş partisi), önemli reformları gerçekleştirmesi beklenen Sosyal Demokratlarla bir koalisyon hükûmeti kurdu. İşlerin düzelebileceğine dair umutlar sadece çok kısa bir süre için yeşerdi.
Merz'in selefi merkez sol Sosyal Demokrat Olaf Scholz, özellikle halk nezdinde sevilmeyen bir isimdi; Yeşiller ve Hür Demokratlarla kurduğu koalisyon hükûmeti, temel politikalarda uzlaşmakta ve bu politikaları sert eleştirilere karşı savunmakta yetersiz kalmıştı.
Borç, reform ve güven krizi arasında iç politika
Ulusal düzeyde pek çok sorun mevcut. Merz, uzun süre daha fazla ulusal borçlanmayı engelledikten sonra, mali alanı genişletmek amacıyla eski Federal Meclis'i topladı. Bu adım, NATO savunma yükümlülükleri nedeniyle gerekli hâle gelmişti. Bu amaçla Merz, daha önce Birlik (CDU/CSU) tarafından pek çok kez hırpalanmış olan Yeşiller'e el uzattı. Ancak kendisi ve hükûmeti, iklim koruma alanında söz verdikleri kadar harcama yapmadı.
Altyapı harcamaları, geçmişteki eksikliklerin gölgesinde kaldı. Ayrıca, diğer boşlukları doldurmak amacıyla olağan ulusal bütçedeki altyapı harcamalarında kesintiye gidildi. Dahası Almanya, askeri harcamaları 2035 yılına kadar GSYH'nin %5'ine çıkarma kararı aldı; ABD, bu hedefe ulaşmaları için diğer NATO üyeleri üzerinde özel bir baskı kurmuş durumda.
Kabul etmek gerekir ki Şansölye Merz, görevini titizlik ve ciddiyetle yürütmektedir. Buna rağmen ekonomi hâlâ resesyonla karşı karşıya. Bu bağlamda otomotiv endüstrisi öne çıkıyor. Yenilenebilir enerji kaynakları ve elektrikli araçlar Scholz hükûmetinin en öncelikli konusuyken, mevcut Alman Ekonomi Bakanı Katherina Reiche aynı zamanda gaza da bel bağlamak istiyor; Merz ise elektrikli dışındaki otomobilleri yasaklamaya niyetli değil. Ancak bu değişiklikler, Almanya'nın amiral gemisi olan otomotiv endüstrisini kurtarabilir mi?
Bu durum, en azından hükûmetin "ileriyi göremeyen" bir itibar kazanmasına neden oldu. Teoride Merz refah reformunu hayata geçirmek istiyor. Pratikte ise koalisyon ortağı pek çok öneriye karşı çıkıyor ve maliyet azaltma konusunda pek bir alan görmüyor. İşsizlik yardımları, maliyetleri düşürmek amacıyla yeniden düzenlendi; sosyal yardım alanlar, kendilerine sunulan iş tekliflerini kabul etmedikleri takdirde yeni yaptırımlarla karşılaşıyor. Bununla birlikte, Birlik (CDU/CSU) partisinin seçim kampanyası döneminde vaat ettiği tasarrufların büyük ölçüde gerçekleşmeyeceği öngörülüyor. Sağlık reformu ise ağır aksak ilerliyor; bazı eyaletlerden direnç ve tazminat talepleri yükseliyor. Sağlık harcamalarının daha fazla artmasının önüne nasıl geçileceğini görmek oldukça güç.
Mevcut hükûmet göç konusunda daha sert bir tavır takındı. Entegrasyon ve dil programları iptal edilirken, daha fazla -hatta etik açıdan tartışmalı- sınır dışı işlemi gerçekleştirildi. Muhafazakârlar için Scholz'un politikalarını aynen sürdürmenin bir seçenek olmadığı aşikardı; bu durum, toplumda giderek artan genel memnuniyetsizlikten kaynaklanmaktadır.
Diplomasi, denge ve değerler arasında sıkışan dış politika
Alman Şansölyesi zaman zaman uluslararası sahnede kendini daha rahat hissettiği izlenimini veriyor. Merz, ABD Başkanı Donald J. Trump ile iyi bir ilişki kurmak ve bunu sürdürmek için çaba sarf etti. Bu durum, Merz'in dış ilişkilerdeki kibar diplomatik üslubu nedeniyle eleştirilmesine yol açtı. Ayrıca Hindistan ile ilişkileri yoğunlaştırmaya ve Çin ile olanları iyileştirmeye çalıştı. Bu durum pekâlâ liberal ve demokratik değerlerin ihmal edilmesine yol açmış olabilir. Alman hükûmeti ayrıca İsrail'e karşı çok yumuşak davranmakla ve Venezuela ile İran söz konusu olduğunda uluslararası hukuku savunmamakla eleştiriliyor.
Avrupa entegrasyonunu ilerletmek Merz için zor oldu. Bu nedenle uluslarüstü çözümler yerine hükûmetler arası çözümleri tercih etti ancak bunlar gerçek bir etki yaratmadı. Avrupa dış işlerinde büyük bir uyumsuzluk hâkim. İspanya, ABD'ye daha şüpheyle bakıyor ve uluslararası hukuka uyulmasını talep ediyor. Özellikle Macaristan ve Slovakya, Ukrayna'ya verilen desteği durdurmaya çalıştı.
Rusya'nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü savaş, Trump yönetimindeki ABD'den etkili bir destek gelmemesi üzerine Ukrayna'nın kilit destekçisi hâline gelen AB için hayati bir mesele olmayı sürdürüyor. Belçika, çoğunluğu kendi bankalarında bulunan Rus varlıklarına el koymayı reddettiği için AB daha fazla kamu borcu almak zorunda kalıyor. Başlangıçta Almanya Rus varlıklarının değerlendirilmesinden yanaydı; ancak Macaristan, Ukrayna'yı desteklemeye yönelik pek çok girişimi hâlâ engellemeye devam ediyor. Ulusal ve uluslararası kaosun Alman siyaseti üzerinde de yansımaları oluyor.
Kamuoyu yoklamaları ve onay oranları
Halkın desteği düşük: Bir YouGov anketine göre Almanların sadece %23'ü Merz'i onaylarken, %71'i onun hakkında olumsuz görüşe sahip. Bir Verian araştırması ise Birlik (CDU/CSU) partisinin %26 ile hâlâ önde olduğunu, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin ise genel seçimlerde %23'e ulaşacağını gösteriyor.
Son federal seçimlerde Birlik %28'in üzerinde oy almış, AfD ise %21'in hemen altında kalmıştı. Sosyal Demokratlar ise buna ek olarak gerileme içindeler; bu durum gelecekte koalisyon kurmayı daha da zorlaştıracaktır. Ekonomik ve siyasi beklentiler göz önüne alındığında, endişe duymak için haklı sebepler mevcut.
Yeniden başlangıç zorunluluğu
Friedrich Merz ve koalisyon hükûmeti için kendilerini yeniden icat etme ve halkın ihtiyaçlarına kulak verme vakti gelmiştir. Düşük kamuoyu desteği karşısında hükûmet, başarılı olmaya mahkûmdur. Daha hırslı olmak ve Alman ekonomisini inovasyonla ayağa kaldırmak gerekmektedir. Gelecekte AB içinde çoğunluğu sağlamak için müttefikler caydırılmamalı, aksine onlara değer verilmelidir.
Uluslararası alanda, diğer Avrupa ülkeleriyle güç birliği yapmak ve ortak bir gündem ilerletmek faydalı olabilir. Trump yönetiminin umutsuz bir vaka olması muhtemeldir. Harcamalar konusunda daha fazla esneklik kazanılmalıdır. Almanya bir yandan kurallara dayalı düzene, diğer yandan ise liberal demokrasiye sadık kalmalıdır. Bu daha sadece başlangıç; önümüzde muazzam zorluklar uzanıyor.