Ukrayna Savaşı’nı anlamak için tarihine bakmak gerekir
Haberin Eklenme Tarihi: 13.08.2026 10:18:00 - Güncelleme Tarihi: 13.08.2026 10:21:00Ukrayna Savaşı’ndan önce ve dahası savaş başladıktan sonra, hatta en şiddetli zamanında Ukrayna’yı tanıma şansı elde ettim. Savaş öncesi dönemde doğuda Kharkiv, Zaporijya, Dnipro, Mariupol şehirlerini karış karış gezdim. Savaş başladıktan sonra ise yine Kharkov, Dnipro, Lviv şehirlerini doktora tezim için yeniden keşfetme imkânım oldu. Dolayısıyla ülkenin hem savaş öncesi hem de savaş sonrasına dair doğu ve batı izlenimleri ile çalışmalar yayımladım. Bugün TV yorumlarında bahsedilmeyen, savaşın nedenlerinin yalnızca günümüz ve gelecek arasında sıkıştığı sığ bir tartışmanın içindeyiz. Tarihsel nedenlerini anlamadan bu savaşın nasıl sonuçlanacağına dair öngörüler, eksik tahminlerden ibaret; dolayısıyla bu savaşı ortaya çıkaran tarihsel olaylara değinmek geleceği anlamamız açısından yol gösterici olacaktır.
Ukrayna hangi devlet için ne kadar değerli
Ukrayna toprakları, jeopolitik literatürün tam merkezinde yer alan ne tamamen Rusya'ya ne de yalnızca Avrupa'ya ait sayılabilecek hibrit bir kimliğe sahiptir. Bu ülkeye Rusların dediği gibi "Küçük Rusya" demek ne kadar yanlışsa, onu sadece "Avrupa toprağı" olarak nitelendirmek de o kadar eksiktir. Çünkü Ukrayna, Sovyetler Birliği'nin çöküşünden bu yana her iki kutbun tarihsel ve kültürel değerlerini birleştirerek yeni bir ulus yaratma çabası içinde olan ancak bu çabayı sağlam devlet refleksleriyle destekleyememiş bir ülkedir. Kimlik inşasını savaş öncesi dönemde Avrupalı sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla inşa ederken aynı zamanda Doğu’da yoğun bir Rus kültürünün hüküm sürdüğü bu coğrafya, ortak bir toplumsal hafızayı iki farklı eksen yorumuyla ifade eden ve her iki tarafın da haklı tarihsel anlatımlarının bir bir coğrafyadır.
İşte bu nedenle savaş, Ukrayna coğrafyasının tarihsel yazgısı durumundadır. Tarih boyunca büyük güçlerin çarpışma sahası olan bu topraklar, kanla yazılan bir mücadele mirasına sahiptir. Birinci Dünya Savaşı'nda Ruslar, Almanlara karşı bu topraklarda direnmiş; İkinci Dünya Savaşı'nda ise Alman ve Sovyet ordularına mensup milyonlarca asker, tam da bu coğrafyada karşı karşıya gelerek kan dökmüştür. Bu toprakların her karışı, tarih boyunca bedeli hem Ukraynalı hem de Rus halkları tarafından ağır ödenmiş bir mirasın parçasıdır.
Rusya açısından bakıldığında, kanla sulanmış bu toprakların tek kurşun dahi sıkmadan Avrupa'ya bırakılması ya da NATO’ya dahil edilmesi, Rus milliyetçiliğinin en hassas damarına dokunuyor. Rusya'nın Ukrayna'da savaşı göze almasının tarihsel nedenlerini anlamak, yalnızca bugünün çatışmasını değil, aynı zamanda gelecekteki jeopolitik dengeleri de kavrayabilmek açısından hayati önem taşıyor. Zira Ukrayna, yalnızca bir toprak parçası değil; Rusya'nın tarihsel kimliğinin, stratejik derinliğinin ve büyük güç olma iddiasının canlı bir kanıtıdır.
Rusya'nın Ukrayna işgalinin arkasındaki “Ukrayna milliyetçiliği” algısı
Avrupa’nın doğusunda, tam da iki dünya arasında sıkışmış bir coğrafya olan Ukrayna; yalnızca tahıl ambarlarıyla, verimli topraklarıyla değil; aynı zamanda kimlik çatışmalarının, imparatorluk hayallerinin ve milliyetçilik ateşinin en şiddetli yandığı bölgelerden biridir. 24 Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik başlattığı tam ölçekli işgal, uluslararası ilişkilerde sadece bir “sınır ihtilafı” olarak değil, derin tarihsel ve kimliksel kökleri olan bir yüzleşme olarak okunmalıdır. Peki, bu savaşın perde arkasında hangi milliyetçilik söylemleri yatıyor? Moskova’nın “denazifikasyon” retoriği, Ukrayna milliyetçiliğini neden hedef alıyor ve bu milliyetçilik Avrupa kültürü ile Sovyet mirası arasındaki hangi çatlağın üzerine inşa edilmiştir?
Bu soruların cevabı yalnızca son on yılda değil, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından imzalanan Brest-Litovsk Antlaşması’na, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerle iş birliği yapan milliyetçi örgütlere ve nihayetinde Soğuk Savaş sonrası Avrupa’nın yeniden yapılanmasına uzanır. Ukrayna topraklarını bir satranç tahtası olarak düşünün. İşte Ukrayna, coğrafi konumu itibarıyla bu satranç tahtasının tam da merkez kareleridir. Gerçek bir satranç tahtasında olduğunu gibi bu kareleri kim kontrol ederse, Avrupa kıtasının geleceğine yön veren baskıyı da o kurar.
Sovyet mirası ve Avrupa arasında sıkışan kimlik
Ukrayna’nın en büyük trajedisi, tarihsel olarak iki büyük kültürel ve siyasi havzanın tam ortasında kalmasıdır. Batısı, Orta ve Doğu Avrupa’nın milliyetçilik dalgalarıyla şekillenirken; doğusu Rus/Sovyet etkisinde kalmış, sanayileşmiş ve Rus nüfusun yoğun olarak yerleştiği bir bölge olmuştur. 1939-1941 yılları arasında Sovyetlerin Batı Ukrayna’yı işgali, bu bölgede binlerce insanın sürgün edilmesine ve Polonya ile Ukrayna arasında etnik temizlik benzeri olayların yaşanmasına neden oldu.
1941’de Nazilerin Barbarossa Harekâtı ile Ukrayna topraklarına girmesi, halkın bir kısmı tarafından “kurtuluş” olarak görülmüş olsa da Almanya’nın da aslında Ukrayna’yı yalnızca bir “yaşam alanı” (Lebensraum) olarak gördüğü kısa sürede Ukraynalılar tarafından anlaşıldı. Ukrayna milliyetçileri, Alman ordusu bünyesinde milis güçleri oluşturarak hem Polonyalılara hem de Yahudilere yönelik şiddet eylemlerinde yer aldılar. Bugün Azov Taburu gibi aşırı sağcı grupların kullandığı sembollerin, İkinci Dünya Savaşı’ndaki SS tümenlerinin işaretleriyle benzerliği de bu tarihsel sürekliliğin bir göstergesidir. Ben de Ukrayna’da cepheye giden ya da cepheden dönen askeri araçlarda bol bol gördüğümü söyleyebilirim. Hatta sokaklarda sivil halk da bu sembolleri hâlihazırda kullanmaya devam ediyor.
Soğuk Savaş sonrası: Ukrayna’nın Batı’ya açılımı ve Rusya’nın tepkisi
1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılması, Ukrayna’ya bağımsızlık getirdi. Ancak bu bağımsızlık ne Batı’da ne de Rusya’da gerçekten sindirilebilmiştir. ABD ve Avrupa, Ukrayna’yı Batı yanlısı bir devlet olarak tasarlarken, Moskova için Ukrayna’nın ayrılması hiçbir zaman “sıradan bir bağımsızlık” olmadı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’yı “Rusya’nın tarihinin, kültürünün ve manevi alanının ayrılmaz bir parçası” olarak tanımlayarak bu zihniyeti açıkça ifade etti. Ona göre, “Küçük Rusya” olarak görülen Ukrayna’nın Batı yanlısı bir eksene kayması, kabul edilemez bir jeopolitik ihanettir. Ve Putin’in ihaneti nasıl cezalandırdığı bilinen bir gerçektir.
Bu noktada, 2004-2005 Turuncu Devrim ve 2013-2014 Euromaidan protestoları, Ukrayna’nın Avrupa’ya entegrasyon isteğinin sokaklara dökülmüş hâlidir. Ancak bu süreçte Stepan Bandera, Roman Şuheviç gibi İkinci Dünya Savaşı dönemi milliyetçi liderlerin “ulusal kahraman” ilan edilmesi ve Rus diline yönelik kısıtlamalar, Rusya’nın gözünde Ukrayna’nın “faşistleştiği” tezinin temel gerekçesi oldu. Öyle ki Ukrayna’nın bu kahramanları, Polonya ve hatta İsrail’de bile tepki çeken siyasi bir çekişmenin malzemesi oldu. Çünkü Ukrayna’nın kahramanları hem Polonyalıları hem de Yahudileri bugünün meşhur söylemi Slava Ukraini (Слава Україні) ile haritadan silmek istediği tarihsel bir gerçektir. Aynı zamanda bu Ukrayna milliyetçiliğinin bu aşırı sağ söylem etrafında şekillendirilmesi, Ukrayna devletinin temel milliyetçilik hedefidir.
2014 sonrası Donbas ve Kırım’daki gelişmeler, Ukrayna devleti ile Rusya yanlısı ayrılıkçılar arasında fiilî bir savaşı başlatırken; bu süreçte Azov Taburu (gönüllülerin tamamını Stephan Banderay’ı millî bir idol olarak benimser) gibi aşırı milliyetçi oluşumlar, devlet tarafından resmî orduya entegre edildi. Bu da Rus propagandasının eline malzeme verdi. Moskova, işgali haklı çıkarmak için Ukrayna’da “Rus düşmanlığı”, “kültürel soykırım” ve “Nazi iş birlikçiliği” söylemlerini ana temaya dönüştürdü. Dahası, bu söylem olası barış görüşmelerinin de temel noktası olarak ilan edildi.
Bugün dahi Ukrayna’da artık ortak bir tarih anlatısından bahsetmek zordur. Çünkü her ülke Ukrayna üzerindeki tarihî kendi siyasi eylemlerini meşrulaştırmak için bir araç olarak kullanıyor. Buda zaten içinden çıkılmaz olan bu savaşın uzamasındaki en önemli engeldir. Dolayısı ile bırakın barış görüşmelerini ateşkes umudu bile çok zayıftır. Savaş, Rusların dediği gibi “Кто кого?” (Kim kimi yok edecek?) üzerine kurulu “derin güvensizlik”i her geçen gün daha derinleştirerek nükleer savaşı daha fazla gündeme getiriyor.
Kimlik savaşının jeopolitik görünümü
Ukrayna, yalnızca bir savaş alanı değil; Avrupa’nın ve dahi NATO’nun nasıl evrileceğinin de test merkezidir. Bugün Ukrayna topraklarında yaşananlar, iki farklı medeniyet iddiasının, iki farklı tarih okumasının çatışmasıdır. Bir yanda Avrupa değerlerine, NATO ve AB’ye entegre olmayı hedefleyen, Batı yanlısı milliyetçilik; diğer yanda Sovyet mirasını sahiplenen, Ukrayna’yı kendi nüfuz alanının vazgeçilmez bir parçası olarak gören Rusya.
Fakat asıl soru şudur: Ukrayna halkı, bu jeopolitik oyunda sadece bir piyon mu, yoksa kendi kaderini tayin edebilecek bir özne mi? Uluslararası toplum, Ukrayna milliyetçiliğinin tarihsel arka planını görmezden gelerek ve sadece bir “haklı direniş” anlatısı kurarak ne kadar doğru bir yol izliyor? Rusya’nın kaygılarını sadece emperyalist heves olarak okumak, bu çatışmanın tarihsel derinliğini ıskalamak anlamına gelir. Aynı şekilde Avrupa’nın uluslararası hukuk ya da insani değerler söylemleri de bu savaşı açıklamak için eksik kalır. Diğer yandan, Ukrayna’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan devraldığı sorunlu milliyetçi miras, bugün hâlâ Batı demokrasilerinin de tartışılan fakat sonuçları savaş sonrasına ertelenen bir meseledir.
Bu savaş nasıl sonuçlanır
Ukrayna ve beş yıldır devam eden savaş, tam anlamıyla satranç tahtasının tam ortasındaki e4-d5 kareleri üzerinde oynanan bir üstünlük mücadelesini temsil ediyor. Ancak unutulmamalıdır ki satrançta taşların kendi iradesi yoktur. Kazanmak için yapılması gereken bellidir: Kareleri ele geçirmek ve karşı tarafa üstünlük kurmak. Çünkü bu kareleri kim elinde tutarsa, oyunun gidişatını da o belirler. Avrupa’nın geleceği, Rusya’nın kaderi, hatta dünyanın yok oluşun eşiğine gelip gelmemesi dahi bu savaşta hangi tarafın hangi hamleyi nasıl bir cesaretle oynayacağına bağlıdır.