Tom Barrack Irak’ta neleri değiştirecek?
Haberin Eklenme Tarihi: 5.06.2026 16:36:00 - Güncelleme Tarihi: 5.06.2026 16:39:00Amerikan dış politikasının Orta Doğu çarkları, on yıllardır süregelen konvansiyonel diplomatik teamüllerin ötesinde, radikal ve sarsıcı bir dönemin eşiğindedir. Washington’ın Irak’a yeni atadığı Özel Başkanlık Temsilcisi Tom Barrack’ın göreve gelişi, bölgedeki aktörler tarafından sıradan bir bürokratik rotasyon ya da isim değişikliği olarak okunmamalı. Middle East Monitor’da yayımlanan derinlikli analizlerin de açıkça ortaya koyduğu üzere, bu hamle ABD’nin Irak ve hinterlandına yönelik bakış açısında köklü, yapısal ve geri dönülemez bir paradigma dönüşümünün ilanı niteliğinde. Bu yeni dönemin mottosu ve operasyonel çerçevesi son derece net: Washington açısından Irak’ta "ilişki yönetimi" dönemi resmen kapandı, doğrudan ve keskin bir "karar yönetimi" süreci başladı.
Tom Barrack’ın atandıktan yalnızca birkaç saat sonra kaleme aldığı, "Müttefiklerin daha fazla öz güvene sahip olduğu ve yükü paylaştığı denge, ABD etkisini, istikrarını ve temel stratejik hedeflerle uyumu koruyan bir çerçeve içinde en iyi işler" şeklindeki tek paragraflık beyanı, onun Irak dosyasına yaklaşımının anayasası niteliğinde. Bu ifade, Washington’ın artık Bağdat’ı diplomatik jestlerle, gri mutabakatlarla ya da siyasi denge arayışlarıyla idare edilecek bir ortak olarak görmediğini; aksine doğrudan doğruya bir "güvenlik kararı yönetimi" dosyası olarak masaya yatırdığını gösteriyor. İşte bu kavramsal ayrım, Yeşil Bölge’den Tahran’a kadar tüm bölgesel fay hatlarını yerinden oynatacak bir niteliğe sahip.
“Kirli işlerin adamı”
Geleneksel diplomasi, kelimelerin esnetilmesi, sert köşelerin yumuşatılması ve zamana yayılmış müzakereler üzerine kurulu. Ancak Tom Barrack portresi, bu klasik çerçevenin tamamen dışarısında konuşlanıyor. Amerikan medyasında defalarca ABD dış politikasının “kirli işlerin adamı” olarak nitelendirilen Barrack, karmaşık, tıkanmış ve kangren olmuş dosyaları bizzat üstlenme konusunda Beyaz Saray’ı ikna edebilen ender vizyoner ve pragmatik isimlerden biri. O, ipek eldivenlerle konuşan, muhataplarını pohpohlayan ya da diplomatik nezaket kurallarının arkasına sığınarak zaman kazanan bir figür değil; şeylere gerçek isimleriyle hitap etmeyi ve gerçekleri en çıplak haliyle masaya koymayı tercih ediyor.
Barrack’ın geçmişte Irak’ı "başarısız bir siyasi deney", Lübnan’ı ise bir "fars" olarak tanımlaması, onun bölgeye yönelik realist ve hatta sinik yaklaşımının en somut göstergeleri. Abu Dabi’de verdiği bir röportajda sarf ettiği şu sözler, Amerikan dış politikasının geçmiş yirmi yılına çekilen acımasız bir sünger ve aynı zamanda yeni dönemin bir muhtırası: "ABD, Irak ve Suriye'yi böldü. Irak işgali, asla tekrar edilmemesi gereken bir şeyin çarpıcı bir örneğine dönüştü. Üç trilyon dolar, yirmi yıl, ‘elimiz boş döndük’."
Bu sözler bir pişmanlık ya da öz eleştiri metni olarak değil, doğrudan doğruya yeni bir angajman kuralı bildirisi olarak okunmalı. Washington’ın artık sonuç almadan ne harcayacak tek bir doları ne de feda edecek bir sabrı kalmadı. Açık kaynaklarda ve uluslararası ilişkiler analizlerinde yer alan değerlendirmelere göre, Barrack’ın bu işlevsel rasyonalizmi, ABD’nin mali ve askeri gücünü bölgede çarçur etme döneminin bittiğini, her hamlenin somut ve ölçülebilir bir karşılığının olması gerektiğini Bağdat’taki elitlerin zihnine kazımayı hedefliyor.
Milislerin yanılsaması ve kurumsal kararlılık
Irak’ta konuşlu İran bağlantılı milis yapıları ve siyasi uzantıları, yıllardır Amerikan politikasının zafiyet noktalarını kendi lehlerine manipüle etmeyi başardılar. Bu yapıların stratejik hesabı, Washington’ın Irak politikasının dönemsel bürokratların kişisel karakterlerine bağlı olduğu varsayımına dayanıyordu. “Bugün sert bir isim gelir, yarın rotasyonla daha yumuşak bir bürokrat atanır; fısıltılı diplomasiyle uzlaşı zemini yeniden açılır ve statüko korunur” şeklindeki bu kronik yanılsama, milis liderlerine yıllarca sahte bir zafer hissi ve hareket alanı sundu.
Ancak Tom Barrack’ın denkleme girişi, bu tarihî hesabı ve konfor alanını kökünden bozuyor. Milislerin bugüne kadar alıştığı kapalı kapılar ardındaki fısıltılı diplomasinin yerini, artık politikalarını kalın harflerle yazan ve yüksek sesle okuyan, şok etkisini müzakereye tercih eden bir aktör alıyor. Bu durum sıradan bir personel değişimi değil, sloganların arkasına saklanamayacak kadar net ve keskin bir kırılmanın somutlaşmış hâli.
İran’ın bölgedeki vekil unsurları ve siyasi partileri için bu paradigma değişiminin anlamı son derece dramatik: Onlar bu yeni Amerikan stratejisinin kaçınılmaz ve net kaybedenleri olmaya aday. Çünkü ABD’nin bu grupların egemenlik alanlarını kısmaya, finansal damarlarını kesmeye ve devlet içindeki paralel otoriter yapılarını tasfiye etmeye yönelik kararı, Barrack’ın kişisel kaprisinin ötesinde Washington’ın derin kurumsal bir tercihi. Diplomatik sertliği ve icracı yönüyle tanınan Barrack, bu kurumsal iradenin bölgedeki temsilcisi olacak.
Siyasetten cerrahi müdahaleye
Middle East Monitor, Politico ve Axios gibi küresel medya organlarının analizleri incelendiğinde, Barrack’ın şahsından ziyade, onun temsil ettiği asıl büyük dönüşüme odaklanmak gerekliliği ortaya çıkıyor. Gerçek mesele, Washington’ın artık Irak’ı egemen, bağımsız ve siyasi bir ortak olarak değerlendirmekten vazgeçmiş olması. Irak, artık acilen onarılması, müdahale edilmesi ve rehabilite edilmesi gereken arızalı bir “güvenlik dosyası”.
Bir ülke veya bölge, dış politika yapıcıları tarafından saf bir güvenlik dosyasına dönüştürüldüğünde, kullanılan dil ve yöntem de kaçınılmaz olarak değişiyor. Yeni dönemde geçerli olan kavramlar müzakere değil, cerrahi; oyalanma değil, mutlak kontrol; uzlaşı değil, kesip atma. Bu cerrahi müdahale, Yeşil Bölge’nin korunaklı duvarları arkasındaki siyasetçilerin ve onları çevreleyen milislerin bugüne kadar alıştığı, beslendiği ve hayatta kaldığı tüm statüko kurallarıyla taban tabana çelişiyor.
Daha da önemlisi, Barrack’ın göreve gelmeden önce Amerikan elitleri nezdinde bastırdığı ve bugün yürürlüğe koyduğu "birleşik dosya yaklaşımı"dır. Bu yaklaşıma göre Irak, Suriye ve Lübnan artık birbirinden bağımsız, yalıtılmış ve ayrı ayrı ele alınacak lokal problemler silsilesi değil. Aksine bu üç ülke; Tahran’dan Akdeniz’e uzanan, birbiriyle doğrudan bağlantılı tek bir jeopolitik arena ve lojistik zincirdir. Dolayısıyla bölgede "sessiz infaz" ve idare-i maslahat dönemi bitmiş, tabiri caizse "sesli tokat" dönemi başladı.
Bu birleşik stratejinin en somut nişanesi, Barrack’a verilen genişletilmiş yetki alanı. Kendisi, Ankara’da Türkiye Büyükelçisi olarak görevini aktif bir şekilde sürdürürken, aynı zamanda Suriye ve Irak Özel Temsilcisi sıfatlarını da uhdesinde barındırıyordu. Bu üçlü yetki mimarisi tesadüfi bir bürokratik pratik değil. Washington, bölgedeki tüm bu karmaşık ağı tek bir envanter altında toplayarak; dosyayı tek bir akıl, tek bir el ve muhataplarını ne pohpohlayan ne de onlara gülen tek bir iradeyle yönetme kararlılığını gösteriyor. Bölgeyi birbirinden kopuk parçalar olarak okuyan eski, hantal ve verimsiz Amerikan yaklaşımı tamamen rafa kaldırıldı.
Kurumsal ve finansal kuşatma
Tom Barrack’ın atanması öncesinde Irak siyasetinin belirli klikleri ve statükodan beslenen çevreleri, bir önceki özel temsilci Mark Savaya’nın gidişini adeta bir zafer ve kurtuluş olarak kutlamışlardı. Ancak yeni gerçeklik, bu erken ve yersiz coşkuya sert bir tokat gibi iniyor. Çünkü gelen isim, onların suiistimal etmeye çok alışkın olduğu geleneksel diplomasinin örtülü ve esnek dilini konuşmuyor.
Yeni dönemde, Irak’ın kamu kaynaklarını sistemli bir şekilde tüketen, devletin mali imkânlarını kendi ideolojik ve askeri ajandaları için hortumlayan ve literatürde "devlet hırsızları" olarak tanımlanan yapılara yönelik Amerikan sabrı tamamen tükendi. Washington, Irak’ta uzun süredir devam eden "güç dualizmini", yani yasal devlet otoritesinin yanında ve ona paralel olarak hüküm süren milis yapılanmalarını artık hiçbir şart altında tolere etmeyeceğini açıkça ilan ediyor.
Barrack’ın Irak, Suriye ve Türkiye dosyasını tek bir envanterde birleştirmesi, ABD’nin Irak’a artık Körfez ülkeleri veya Ürdün gibi kurumsallaşmış, istikrarlı ve normal bir devlet gözüyle bakmadığının en net kanıtı. Nitekim tam diplomatik normalleşme adımlarının ve kalıcı bir büyükelçi atanması sürecinin henüz Washington’ın gündeminde olmaması, bu teoriyi destekliyor. ABD, Bağdat ile ilişkilerin geleceğini ve diplomatik normalleşmeyi, merkezî hükûmetin İran bağlantılı milisleri kontrol etme, onları silahsızlandırma ve devlet kaynaklarından uzaklaştırma kapasitesine doğrudan endekslemiş durumda.
Kimlerin uykusu kaçacak?
Tom Barrack’ın Irak sahnesine çıkışı, bölgedeki tüm dengeleri altüst eden dinamik bir şok dalgası yarattı. Bu yeni ve sert iklimde sorulması gereken asıl soru şu: Irak’ın mevcut siyasi ve askerî ekosisteminde kimler yatağına rahat uyuyabilir? Cevap, bölgesel analizlerin ışığında son derece berrak: Milis yapıları, illegal finansörler ve devletin egemenliğini paylaşmaya yeltenen aktörler için huzurlu uykular dönemi bitti. Yıllarca kapalı kapılar ardındaki gri mutabakatlar, fısıltılı anlaşmalar ve taahhütsüz uzlaşılar sayesinde hayatta kalan, güçlenen yapılar, şimdi karşılarında doğrudan, ifşa edici, sert ve muhtemelen can yakıcı bir Amerikan gerçekliği bulacaklar.
Ancak bu uyarı ve tehdit algısı yalnızca milislerle sınırlı da değil. Irak’ta yıllarca "zayıf, silik ve herkes tarafından kolayca kabul edilebilir" uzlaşı figürleri üzerinden sistemi kilitleyen, ülkeyi bir yönetim krizine sürükleyen geniş siyasi yelpaze de bu dönüşümden nasibini alacak. Bağdat’taki hantal ve parçalı siyasi sistem, yumuşatılmış müzakereleri tamamen reddeden, bunun yerine net kararları ve doğrudan sarsıcı şok etkilerini tercih eden güçlü, kararlı ve icracı bir Amerikan temsilcisiyle nasıl baş edeceğini henüz bilmiyoruz.
Tom Barrack’ın Irak’ta neleri değiştireceği sorusu, esasen Washington’ın bölgedeki radikal ameliyatının ne kadar derinleşeceği sorusuyla eş değer. Siyasi analizlerin henüz net bir yanıt veremediği bu sorunun kendi içindeki ağırlığı ve yarattığı derin belirsizlik, Yeşil Bölge’deki aktörler için şimdiden en büyük ve en sarsıcı cevap niteliğini taşıyor. Irak’ta artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak; zira ne neşteri tutan el eski el ne de masadaki hastaya yönelik sabır eski sabır.
Kaynak: https://www.middleeastmonitor.com/20260603-what-awaits-iraqs-militias-under-tom-barrack/