İngiltere neden barışın karşısında?

Haberin Eklenme Tarihi: 25.08.2026 09:40:00 - Güncelleme Tarihi: 25.08.2026 09:43:00

Ukrayna topraklarında patlak veren ve bölgesel bir çatışma olmaktan hızla çıkarak uluslararası sistemin güç dengelerini yeniden tanımlayan savaş, diplomatik masalar ile cephe hatları arasında sıkışıp kalıyor. Rusya ve Ukrayna orduları sahada ağır bir yıpratma savaşı yürütürken; başkentler arasındaki söylem ve eylem farkı küresel jeopolitiğin en çetrefilli düğümlerinden birini oluşturuyor. Bu düğümün merkezinde yer alan ülkelerin başında ise Birleşik Krallık geliyor.

Son gelişmeler, bu gerilimi yeniden uluslararası gündemin en üst sırasına taşıyor. Nitekim İngiltere Başbakanı Andy Burnham'ın Kiev'e yaptığı resmi ziyarette Ukrayna'nın mücadelesini İngiltere’nin İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası’na karşı verdiği tarihi direnişe benzetmesi, Rusya üzerindeki baskıyı sürdürmenin ve finansman kabiliyetini kısıtlamanın tam zamanı olduğunu vurgulaması ve SCALP/Storm Shadow uzun menzilli füzelerin üretimi için kritik İngiliz teknolojisinin gizliliğini kaldırmaya hazırlandıklarını ilan etmesi Londra’nın tavrını somutlaştırıyor. Buna karşılık Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov’un İngiltere'nin savaşta Kiev yönetiminin safında yer aldığını ve barış sürecini engellemek için düzenli adımlar attığını belirten sert suçlaması, Moskova’nın Londra’yı barış masasının önündeki temel engel olarak gördüğünü açıkça ortaya koyuyor.

Peki, diplomatik bir uzlaşmanın, ateşkesin ve müzakere edilmiş bir barışın konuşulması gereken bir evrede Londra yönetimi neden askeri baskıyı, yaptırımların derinleştirilmesini ve silah transferlerini en öncelikli politika olarak sürdürüyor? Moskova'nın iddia ettiği gibi İngiltere gerçekten barışın karşısında mı duruyor, yoksa Londra'nın barış anlayışı ile Moskova'nın barış teklifi kökten bir çatışma mı yaşıyor? Bu soruların cevabı; İngiliz dış politikasının tarihsel reflekslerinde, “Global Britain” vizyonunda, Avrupa güvenlik mimarisine bakışında ve savaşın sahadaki mevcut gidişatında yatıyor.

İngiliz denge siyaseti ve Rusya algısı

İngiltere’nin Ukrayna krizindeki sert ve tavizsiz tutumu, bugünkü siyasi liderlerin anlık tercihlerinden kaynaklanmıyor; aksine yüzyıllara dayanan bir jeopolitik doktrinin modern bir devamı olarak işliyor. 19. yüzyılın “Büyük Oyun” (Great Game) döneminden itibaren İngiltere, kıta Avrupası ve Avrasya ana karasında tek bir hegemon gücün egemen olmasını kendi ada güvenliği ve küresel çıkarları açısından varoluşsal bir tehdit olarak değerlendiriyor.

İngiliz diplomasisi, yüzyıllar boyunca kıtada güç dengesini gözetiyor; Napolyon Fransası’ndan Çarlık Rusyası’na, Nazi Almanyası’ndan Sovyetler Birliği’ne kadar statükoyu tek taraflı bozan güçlere karşı kararlı koalisyonlar kuruyor. Başbakan Burnham’ın Kiev’de yaptığı konuşmada Ukrayna’nın mücadelesini Nazi karşıtı direnişe benzetmesi, İngiliz kolektif hafızasındaki zorba güce karşı direnme ve ödün vermeme ilkesini doğrudan canlandırıyor.

1938 Münih Antlaşması ile Hitler’e verilen tavizlerin İkinci Dünya Savaşı’nı engellemek yerine daha da büyüttüğü tezi, Londra bürokrasisinin ve düşünce kuruluşlarının temel kabulleri arasında yer alıyor. İngiltere perspektifinden bakıldığında, Rusya'nın askeri harekatla toprak kazanımlarını meşrulaştıracak bir ateşkes veya barış antlaşması, barış değil; yalnızca gelecekteki daha büyük bir Rus yayılmacılığına zemin hazırlayacak geçici bir soluklanma anlamına geliyor. Dolayısıyla Moskova'nın barış olarak nitelediği mevcut sınırların dondurulması seçeneğini Londra, stratejik bir hezimet ve uluslararası hukukun iflası olarak görüyor.

“Küresel Britanya” ve Atlantik İttifakı'nın liderliği

İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden ayrılmasıyla birlikte benimsediği “Global Britain” vizyonu, ülkenin ticaret ile birlikte küresel güvenlik ve savunma alanında da bağımsız ve yönlendirici bir aktör olduğunu kanıtlama arayışını besliyor. Ukrayna krizi, Londra’ya bu vizyonu sahaya yansıtma ve Batı dünyasında askeri-stratejik liderliği üstlenme alanı açıyor.

Savaşın başından bu yana İngiltere, Batı ittifakı içinde çoğu zaman ezber bozan ilk ülke olarak öne çıkıyor. Ukrayna’ya tanksavar NLAW füzelerinden ana muharebe tanklarına ve uzun menzilli hassas vuruş kabiliyetine sahip Storm Shadow seyir füzelerine kadar birçok gelişmiş sistemi ilk sevk eden ya da onaylayan ülke İngiltere oluyor. MBDA tarafından üretilen SCALP/Storm Shadow füzelerinin yerel montaj hatları için kritik bileşen gizliliğinin kaldırılması kararı, İngiltere’nin Ukrayna’yı sadece silah alan değil, kendi savunma sanayisini kuran kalıcı bir askeri kale haline getirmek istediğini gösteriyor. Londra, Washington yönetiminde ya da Berlin ve Paris gibi kıta başkentlerinde görülen tereddütleri aşmak için sık sık inisiyatif alıyor; kurulan “Gönüllüler Koalisyonu” ile müttefiklerini daha kapsamlı askeri yardımlara yönlendiriyor.

İngiltere açısından Ukrayna’da erkenden ve Rusya’nın şartlarında yapılacak bir barış, Londra’nın üstlendiği bu liderlik rolünü gölgeliyor ve Avrupa güvenliğinde yeniden Fransa-Almanya eksenli bir diplomatik mimarinin önünü açıyor. Londra, güvenlik mimarisinin Brüksel veya Paris merkezli bir askeri özerklik etrafında değil, NATO ve güçlü İngiliz-Amerikan Atlantik bağı etrafında şekillenmesini hedefliyor.

2022 İstanbul Müzakereleri mirası ve masadaki şüphe

Peskov’un İngiltere’yi barış sürecini düzenli olarak engellemekle suçlamasının arka planında, savaşın ilk aylarında Türkiye’de yürütülen müzakerelere dair Rus tezleri bulunuyor. Moskova yönetimi, Mart-Nisan 2022'de İstanbul’da taslak bir anlaşmaya çok yaklaşıldığını, ancak dönemin İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın Kiev’e yaptığı ani ziyaretle süreci tıkadığını sıkça dile getiriyor.

Her ne kadar Kiev ve Londra bu iddiayı Ukrayna'nın egemen iradesini hiçe sayan bir Rus propagandası olarak nitelendirse de hadise İngiltere’nin masaya yaklaşımını özetliyor. İngiltere, askeri dengenin Ukrayna aleyhine olduğu bir tabloda varılacak herhangi bir anlaşmanın Moskova’ya toparlanma, ordusunu yeniden teçhiz etme ve birkaç yıl sonra daha büyük bir taarruz başlatma zamanı kazandıracağını düşünüyor. Bugün Andy Burnham hükümetinin Rusya üzerindeki baskıyı artırmanın tam zamanı olduğunu söylemesi de aynı stratejik mantığın devam ettiğini gösteriyor. İngiliz istihbaratı ve askeri analistleri, Rus ekonomisinin yaptırımlar, teknoloji ambargoları ve artan savunma harcamaları altında uzun vadeli yapısal krizler yaşadığını vurguluyor. Dolayısıyla Londra, Rusya'nın lojistik ve finansal kabiliyetlerinin zorlandığı bir dönemde masaya oturup baskıyı gevşetmenin Moskova’ya nefes aldıracağına inanıyor.

Yıpratma savaşı ve asimetrik dengeler

2026 yılı itibarıyla savaşın cephe dinamikleri incelendiğinde, klasik geniş çaplı manevra savaşlarının yerini siper savaşlarına, insansız hava ve deniz araçları mücadelelerine ve kritik altyapılara yönelik derin vuruş stratejilerine bıraktığı görülüyor. Bu süreçte tarafların stratejik boyutlardaki yaklaşımları birbirine tamamen zıt yönlerde ilerliyor.

Ateşkes ve barış şartları söz konusu olduğunda Moskova yönetimi mevcut saha kontrolünün resmen tanınmasını, Ukrayna'nın tarafsız statüye geçmesini ve askeri kapasitesinin sınırlandırılmasını şart koşuyor. Buna karşılık İngiltere ve Ukrayna cephesi, ülkenin 1991 yılındaki uluslararası tanınmış sınırlarının eksiksiz korunmasını, Rus birliklerinin tamamen geri çekilmesini ve savaş tazminatı ödenmesini vazgeçilmez bir ön koşul olarak görüyor.

Askeri strateji alanında Rusya, sahadaki personel ve mühimmat üstünlüğüne, yoğun tahkimatlara ve yıpratma savaşına yaslanarak Batı dünyasındaki destek iradesini kırmayı hedefliyor. İngiltere ve Ukrayna ise uzun menzilli hassas füze sistemleriyle Rusya'nın ikmal hatlarını, yakıt rafinerilerini ve Karadeniz'deki donanma varlığını imha ederek bu baskıyı kırmaya odaklanıyor.

Ekonomik beklentiler düzeyinde ise Rusya, Asya pazarları ve alternatif ticaret rotaları üzerinden yaptırımların etkisini hafifletmeye çalışıyor. İngiltere ve müttefikleri ise mali kıskacı ve enerji yaptırımlarını derinleştirerek Kremlin'in savaşı finanse etme kabiliyetini tamamen felç etmeyi amaçlıyor.

Cephede kesin bir askeri zaferin her iki taraf için de son derece maliyetli olduğu bu aşamada, İngiltere’nin Ukrayna’ya uzun menzilli vuruş yetenekleri sağlaması doğrudan savaşın maliyetini Rusya anakarasına taşıma amacına hizmet ediyor. Peskov’un bahsettiği ticari altyapı ve lojistik merkezlere yönelik saldırılar, çatışmanın coğrafyasını fiilen genişletiyor. İngiltere, Rusya’nın askeri ve ekonomik omurgası doğrudan sarsılmadığı sürece Moskova’nın adil bir uzlaşmaya yanaşmayacağına inanıyor.