Erdoğan BM’de: “Veto imtiyazı kalkmalı”

Haberin Eklenme Tarihi: 23.09.2026 17:02:00 - Güncelleme Tarihi: 23.09.2026 17:08:00

Birleşmiş Milletler ’in kuruluşundan bu yana geçen 81 yıl, dünya siyasetindeki güç dengelerinin ne kadar değişebileceğini gösterdi. 1945’te 51 ülkenin katılımıyla kurulan BM’nin bugün 193 üyesi bulunuyor. Türkiye ise teşkilatın kurucu üyeleri arasında yer alıyor. Ancak uluslararası sistemin karar alma mekanizmalarının merkezindeki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, kuruluşundan bu yana temel yapısını koruyor. Konsey bugün 5 daimî ve 10 geçici üyeden oluşuyor. Daimî üyeler; Çin, Fransa, Rusya, Birleşik Krallık ve ABD.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 22 Eylül 2026’da BM 81. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma, Türkiye’nin uzun yıllardır dile getirdiği “Dünya 5’ten büyüktür” yaklaşımının güncel bir yansıması oldu. Erdoğan, Gazze başta olmak üzere farklı kriz alanlarını örnek göstererek BM’nin uluslararası barış ve güvenliği koruma kapasitesini sorgularken, çözümün merkezine BM reformunu yerleştirdi. Aynı gün yayımlanan Bloomberg makalesinde ise bu yaklaşım daha açık bir reform önerisine dönüştü: “Veto imtiyazının ilgası.”

Gazze’den küresel sisteme: Erdoğan’ın BM kürsüsündeki mesajı

Erdoğan’ın Genel Kurul konuşmasının önemli bölümünü Filistin ve Gazze oluşturdu. Cumhurbaşkanı, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın iki yıldır Genel Kurul salonunda bulunamadığını belirterek, BM’nin kuruluşundan bu yana geçen sürede uluslararası barış ve güvenliğin hâlâ çözülemeyen krizlerle karşı karşıya olduğunu söyledi. Erdoğan’ın değerlendirmesinde Gazze, mevcut uluslararası sistemin işleyişine ilişkin eleştirinin en somut örneklerinden biri olarak öne çıktı.

Cumhurbaşkanı, Gazze’deki tabloyu anlatırken sert ifadeler kullandı ve “Karşımızda öldürmeye doyamayan soykırımcı bir zihniyet var” dedi. Bu ifade Erdoğan’ın kendi siyasi değerlendirmesiydi. Konuşmasının devamında ise asıl mesajını BM’nin işlevine bağladı: “Bundan 81 yıl önce barış ve güvenliği korumak için kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatı, bu görevini icra edemez hâle gelmiş, daha doğrusu getirilmiştir.”

Erdoğan’ın burada kurduğu bağ, Türkiye’nin BM politikasının temel çizgisini anlamak açısından önem taşıyor. Ankara’nın yaklaşımında sorun BM’nin varlığından ziyade mevcut karar alma sisteminin yapısına yöneliyor. Nitekim Erdoğan, aynı konuşmada uluslararası sisteme duyulan güvenin yeniden tesis edilmesi gerektiğini belirterek, farklı coğrafyaların tecrübe ve iradesinin ortak bir zeminde buluşturulmasını savundu.

Bu yaklaşım, Erdoğan’ın New York’taki temaslarında da sürdü. Cumhurbaşkanı, BM Genel Sekreteri António Guterres ile yaptığı görüşmede Gazze, Batı Şeria ve Kudüs’ün yanı sıra İran, Ukrayna ve Karadeniz’deki güvenlik meselelerini ele aldı. Erdoğan, iki devletli çözüm zemininin korunması gerektiğini belirtirken İran ve Ukrayna’da tansiyonun düşürülmesi ve diplomatik sürecin sürdürülmesi gerektiğini ifade etti.

Böylece Türkiye’nin 2026’daki BM yaklaşımında iki çizgi birlikte ortaya çıkıyor: Bir tarafta Gazze başta olmak üzere krizlerde BM’nin daha etkin olmasına yönelik çağrı, diğer tarafta bu etkinliğin mevcut Güvenlik Konseyi yapısıyla sağlanamayacağı yönündeki değerlendirme.

Bu noktada Erdoğan’ın mesajı bir eleştiri olarak kalmıyor. Cumhurbaşkanı, BM reformu için hangi değişikliklerin yapılması gerektiğine ilişkin daha somut bir çerçeve ortaya koyuyor.

“Dünya 5’ten büyüktür”den “veto imtiyazı kaldırılmalı”ya

Erdoğan’ın 2026’daki çıkışının en dikkat çekici yönü, yıllardır kullandığı “Dünya 5’ten büyüktür” ifadesini daha ayrıntılı bir reform önerisiyle birlikte gündeme taşıması oldu.

BM Güvenlik Konseyi’nin karar alma sistemi, BM Şartı’nın 27. maddesine dayanıyor. Konseyde usule ilişkin kararlar için 9 oy yeterliyken, diğer kararların kabul edilebilmesi için 9 olumlu oyun yanı sıra 5 daimî üyenin olumlu oyunun bulunması gerekiyor. Daimî üyelerden birinin olumsuz oy kullanması hâlinde karar kabul edilemiyor. BM’nin kendi açıklamasında bu yetki “veto hakkı” olarak tanımlanıyor. Erdoğan’ın itirazının merkezinde de bu yapı bulunuyor.

Cumhurbaşkanı, Bloomberg için kaleme aldığı “BM, Güvenlik Konseyi'nin veto hakkını kaldırmalıdır” başlıklı makalesinde; dünyanın salgınlar, enerji krizleri, tedarik zinciri sorunları ve bölgesel çatışmalar gibi çok sayıda krizle karşı karşıya kaldığını belirterek küresel karar alma mekanizmalarının birkaç ülkenin iradesine bırakılmasının bugünün gerçekleriyle bağdaşmadığını savundu.

Erdoğan’ın önerisi burada daha net bir hâl aldı. Cumhurbaşkanı, “Dünya 5’ten büyüktür” çağrısının daha geniş bir sorumluluk anlayışına davet olduğunu belirterek, reformun merkezine veto yetkisinin kaldırılmasını yerleştirdi.

Erdoğan’ın ifadesiyle: “Veto imtiyazının kaldırılması, anlamlı her türlü reformun hem başlangıç noktası hem de temel stratejik hedefi olmalıdır.” Cumhurbaşkanı bununla birlikte, mevcut beş daimî üyeye yenilerinin eklenmesinin yeterli olmayacağını da vurguladı. Erdoğan’a göre böyle bir değişiklik, karar alma gücünün birkaç devletin elinde toplanması sorununu ortadan kaldırmayacak yalnızca ayrıcalıklı yapının kapsamını genişletecekti.

Türkiye’nin önerdiği çerçevenin ikinci ayağı ise Genel Kurul ile Güvenlik Konseyi arasındaki dengenin değiştirilmesi. Erdoğan, Genel Kurul’un yetkilerinin güçlendirilmesini, Güvenlik Konseyi’nde daimî üyeliklerin bulunmadığı ve üyelerin belirli süreler için Genel Kurul tarafından seçildiği bir modelin oluşturulmasını önerdi. Yeniden görev almak isteyen ülkelerin de Genel Kurul üyelerinin güvenini yeniden kazanması gerektiğini söyledi.

Bu öneri, Türkiye’nin daha önceki BM reformu söylemiyle de örtüşüyor. Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin uzun süredir daha demokratik, temsil gücü yüksek, hesap verebilir, şeffaf ve etkin bir Güvenlik Konseyi istediğini belirtiyor. Bakanlığın mevcut dış politika çerçevesinde de, BM başta olmak üzere çok taraflı kuruluşların günümüz ihtiyaçlarına göre reforme edilmesi çağrısıyla birlikte ifade ediliyor.

Dolayısıyla 2026’daki çıkış, Türkiye açısından yeni bir başlığın ortaya çıkmasından çok uzun süredir savunulan bir politikanın daha ayrıntılı hâle gelmesi anlamına geliyor.

Üstelik BM’nin kendi gündeminde de Güvenlik Konseyi reformu tartışması devam ediyor. 2026 yılında Genel Kurul bünyesinde Konsey’in adil temsili, üyeliğinin genişletilmesi ve veto meselesi üzerine hükûmetler arası müzakereler sürdürülüyor. Türkiye de bu görüşmelerde veto yetkisinin Konsey’in güvenilirliği, etkinliği ve temsil kabiliyeti açısından önemli bir sorun olduğunu savundu.

Türkiye BM’de nerede duruyor?

Türkiye’nin BM’ye yaklaşımını Erdoğan’ın Genel Kurul konuşmasındaki sert eleştiriler üzerinden okumak, Ankara’nın kurumsal pozisyonunun tamamını göstermiyor. Türkiye, BM’nin kurucu üyelerinden biri. BM Türkiye’ye göre Ankara, kuruluşundan bu yana barış gücü faaliyetlerinden kalkınma çalışmalarına kadar teşkilatın farklı alanlarında katkı sunuyor.

Türkiye daha önce dört kez BM Güvenlik Konseyi’nde geçici üyelik yaptı: 1951-1952, 1954-1955, 1961 ve 2009-2010 dönemlerinde. Ancak 2026 itibarıyla Konsey’in mevcut 15 üyesi arasında Türkiye bulunmuyor.

Bu tablo, Ankara’nın neden Güvenlik Konseyi reformunu dış politika gündeminde tutmaya devam ettiğini de açıklıyor. Türkiye’nin önerisi, kendisine daimî üyelik verilmesi talebi üzerine kurulmuş değil. Erdoğan’ın 2026’daki makalesinde özellikle “ayrıcalıklı yeni üyeler” eklenmesine karşı çıkması, Türkiye’nin savunduğu modelin mevcut daimî üyelik sisteminin genişletilmesinden farklı olduğunu ortaya koyuyor.

Dışişleri Bakanlığı da Türkiye’nin küresel sistemin daha adil ve kapsayıcı hâle getirilmesini dış politikasının öncelikleri arasında sayıyor. Ankara, BM reformunun yanı sıra İslam İşbirliği Teşkilatı, D-8, Türk Devletleri Teşkilatı ve MIKTA gibi farklı çok taraflı platformlarda da aktif rol yürütüyor.

Bu nedenle Türkiye’nin 2026’daki konumu, BM sisteminden uzaklaşan bir ülke görüntüsünden ziyade BM’nin karar mekanizmalarının değiştirilmesini isteyen çok taraflı sistemin içinde etkinlik arayan bir ülke çerçevesinde okunabilir.

Erdoğan’ın Guterres ile görüşmesi de bu çerçeveyi tamamlıyor. Cumhurbaşkanı, Guterres ile küresel barış ve güvenliği ilgilendiren konularda yakın çalıştıklarını ifade etti. Guterres de 2026 yılı içinde BM Güvenlik Konseyi’nin bugünün jeopolitik gerçeklerini yansıtması gerektiğini belirterek reform ihtiyacının özellikle Konsey açısından acil olduğunu söyledi.

Ankara’nın BM politikasındaki temel denklem 2026’da daha görünür hâle geldi. Türkiye, BM’nin krizlere müdahale kapasitesini gerekli görüyor ve bu kapasitenin mevcut veto sistemiyle sınırlandığını savunuyor. Çözüm olarak ise daha geniş temsil, daha güçlü Genel Kurul, seçilmiş üyelerin ağırlığının artırılması ve veto imtiyazının kaldırılmasını gündeme getiriyor.

Erdoğan’ın Genel Kurul konuşmasının sonunda verdiği mesaj da bu yaklaşımı özetliyor. Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin diplomatik kapasitesini ve farklı coğrafyalarla kurduğu ilişkileri reform arayışında kullanmaya devam edeceğini belirterek, “Daha adil bir dünya için farklı coğrafyaların tecrübesini, kapasitesini ve iradesini ortak bir zeminde buluşturmalıyız” dedi.

Türkiye açısından 2026 BM gündeminin ana başlığı böylece Gazze veya bölgesel krizler olmaktan çıkıyor. Gazze, Ukrayna, İran, Karadeniz ve diğer krizler Ankara’nın mevcut uluslararası sistem eleştirisinin dayanaklarını oluştururken veto yetkisinin kaldırılması ve Güvenlik Konseyi’nin yeniden yapılandırılması bu eleştirinin kurumsal çözüm önerisini oluşturuyor.

Bu açıdan Erdoğan’ın 81. Genel Kurul konuşması, Türkiye’nin uzun süredir kullandığı “Dünya 5’ten büyüktür” söyleminin yeni bir aşamasını ortaya koyuyor. Ankara mevcut düzenin temsil sorununa dikkat çekmiyor; veto imtiyazının kaldırılması, daimî üyeliklerin bulunmadığı bir Güvenlik Konseyi ve Genel Kurul’un güçlendirilmesi gibi başlıklarla nasıl bir değişim istediğini de daha açık biçimde tarif ediyor.