“En tartışmalı Eurovision”a doğru: Viyana’da derin siyaset ve kültür
Haberin Eklenme Tarihi: 30.04.2026 15:27:00 - Güncelleme Tarihi: 30.04.2026 15:29:00Dünya siyasetinde gerilimlerin, savaş ve katliamların en bariz şekilde gözler önünde yaşandığı bir dönemde devletlere ait itibarın da en derin surette sarsılmayı sürdürdüğü bir çağdayız. Şüphesiz bu, “hiçbir şey olmamışçasına”, belirli bir kısım devletin özgüvenini yansıtacak şekilde icra edilen proje ve “kültürel-dizayn” faaliyetlerinin ne kadar “renklendirilerek” farklı şekilde kamuoylarına lanse edilmeye çalışılsa da artık eskisi gibi sürdürülemeyeceğini bize gösteriyor. Bir dönem Avrupa ülkeleri başta olmak üzere, Türkiye’nin de aralarında olduğu Avrasya aksına kadar, pek çok toplumu kapsamayı ve “popüler kültür” nosyonuyla birleştirmeyi hedefleyen Eurovision da bahse konu tartışmalı kültürel-dizayn projelerinin üst sıralarında yer alan bir faaliyet.
Bu sene 12-16 Mayıs tarihleri arasında, geçtiğimiz yılki yarışmanın galibi Avusturya’nın başkenti Viyana’da 70.’si icra edilecek Eurovision; ilk örneklerinden bu yana eleştirmenlerin altını çizdiği üzere, “popüler kültürün hafifliğiyle” anılan, “kitsch estetiği”, sahne kıyafetleri ve müzikal çeşitliliğiyle öne çıkmayı hedefleyen bir organizasyon olarak sunuldu. Ancak bu yüzeyin altında tarihsel olarak küresel siyasetin, özellikle de Avrupa’nın tarihsel iç çelişkilerini, siyasal gerilimlerini, kimlik mücadelelerini ve ideolojik çatışmalarını yansıtmaya bugüne kadar devam etti.
Günümüze geldiğimizde ise Eurovision artık, Rusya ve İsrail gibi ülkelerin uluslararası siyasette saldırgan tutumlarını üst seviyeye çıkarmalarıyla saklanamayacak derin bir tartışmanın merkezi. Bu ülkelerden Rusya, uzun dönemdir “yarışmaya katılmaya yasaklılar listesi”nde yer alsa da bilhassa İsrail’in soykırıma varan eylemlerine karşı, tabiri caizse bu seneki ev sahibi Avusturya’nın da aralarında bulunduğu bir kısım ülke tarafından hâlâ “baş tacı” pozisyonunda faaliyete katılım imkânı bulması ise sadece katılımcı pek çok diğer ülke ve toplumu adına değil, geniş küresel kamuoyunda “bardağı taşıran son damla” olarak nitelendirilmeli.
Ayrıca Viyana’nın tarihsel olarak radikal fikirlerin doğduğu ve çatıştığı bir şehir olması, bu yılki Eurovision’u sembolik açıdan daha “yüklü” hâle getiriyor. Geçmişte ideolojik mücadelelere sahne olan bu şehir, anılan tezatlığı ve gerilimleri bugün de içinde barındırıyor. “Ne suç işlerse işlesin İsrail’in amansız dostu Avusturya’dır” meyanında açıklamalarıyla pek çok Avusturyalı siyasetçinin de bu gerilimleri gidermek gibi bir hedefi olduğu düşünülmüyor. Bu nedenlerle bu özlü yazımızda da ele alacağımız şekliyle Eurovision’un bu seneki Viyana ayağı, yalnızca bir müzik yarışması olarak değil; Avrupa’nın geçmişiyle ve bugünüyle hesaplaştığı bir an olarak değerlendirilmelidir.
Kültürel siyasette önemli bir araç: Soğuk Savaş yıllarından bu yana Eurovision
Eurovision’un kuruluşu, Avrupa’nın II. Dünya Savaşı sonrası yeniden inşa sürecine denk gelir. Avrupa Yayın Birliği’nin (EBU) öncülüğünde ilk olarak İsviçre’de 1956 yılında başlatılan bu proje, görünürde kültürel birlik ve barışı teşvik etmeyi amaçlıyordu. Ancak özellikle Soğuk Savaş yıllarında yarışma, Doğu ve Batı blokları arasındaki ideolojik rekabetin dolaylı bir aracı hâline geldi; kimilerine göre ise sadece “dolaylı” değil, “kasıtlı”, rasyonel ve bilinçli bir dış politika aracı olarak, başından beri belirli ideolojik ve siyasin amaçların, masum bir müzik faaliyetinde saklı tutulduğu gerçeği belirgin kaldı.
Batı Avrupa ülkelerinin, “özgürlükçü” ve “liberal-demokratik” değerlerini temsil eden performanslar sunduğu, o dönemin Doğu Bloku ülkelerinin ise kendi kolektif kimliklerini ve devlet ideolojilerini yansıtan sahnelemelerle karşılık verdiği literatüre yansıyan ana fikir oldu. Öte yandan Eurovision’un, silahların, orduların ve kaba kuvvetin geçerli olmadığı bir platformda, bir tür “yumuşak güç” aracı olarak işlev gördüğü bir gerçekti. Ancak askerî güçlerden söz edilmese de siyaset elbette günün gerçeği olarak kaldı; oy verme sistemleri dahi çoğu zaman politik yakınlıkların ve bloklaşmaların bir göstergesi oldu. Örneğin İskandinav veya Baltık ülkeleri arasındaki karşılıklı oy alışverişi ya da Balkan ülkelerinin bölgesel dayanışması, yalnızca müzikal beğenilerle açıklanamayacak bir politik arka planın varlığına işaret ediyordu.
Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte Eurovision’un apolitikleşeceği beklentisi oluşsa da bu gerçekleşmedi. Aksine yeni katılan Doğu Avrupa ülkeleriyle birlikte yarışma, ulusal kimliklerin yeniden inşa edildiği bir platform hâline geldi. Örneğin, eski Yugoslavya coğrafyasından gelen ülkelerin sahne performansları, savaş sonrası travmaların ve yeni ulusal anlatıların estetik ifadesi olarak okundu. Bu bağlamda Eurovision, hiçbir zaman yalnızca müzikten ibaret olmadı; aksine Avrupa ve geniş Avrasya’nın siyasal bilinçaltının sahnelendiği bir alan olarak daha derin akademik araştırmaların da konusu hâline geldi.
Bu sene daha da “rahatsız edici” bir Eurovision
Tek kanallı ve kontrollü televizyon yayıncılığı ile sınırlı medyanın oldukça geride kaldığı bir çağda, Eurovision’un gerçekte ne ifade ettiği artık geniş kesimlerce irdelenebiliyor; bu da Eurovision’un politik doğasını daha görünür ve tabiatıyla daha tartışmalı hâle getiriyor. Bu manada, özellikle son iki senedir insanlığa karşı işlediği ve esasen hâlen işlemeye devam ettiği suçları hiç yokmuşçasına hareket eden İsrail’in yarışmadaki varlığı ve buna karşı Avrupa’nın farklı ülkelerinden yükselen farklı tepkiler, yarışmayı bugün adeta bir diplomatik kriz alanına dönüştürdü. İspanya, Slovenya, Hollanda, İzlanda ve İrlanda başta olmak üzere bazı ülkelerden gelen sert açıklamalar, yarışmadan çekilme kararları ve artan kamuoyu baskıları, yarışmanın “eğlence” çerçevesinin çok ötesine geçtiğini gösterdi.
Bu ülkelerin sergilediği insani duruşun, yalnızca hükümet politikalarıyla sınırlı olmadığı; aynı zamanda sanatçılar, sivil toplum ve kamuoyunun geniş kesimleri tarafından da desteklendiği görülüyor. Esasen katılım kararı alan pek çok ülkenin kamuoyları için de benzeri bir insani duruş hâkim olsa da çoğu meselede olduğu gibi bu ülkelerde de “siyasi hesaplar” son kararı verebiliyor. Bütün bu gelişmeler ve buna ilave, yarışmaya katılan ve geçtiğimiz seneler derece alarak milyonları aşan takipçisi olan bazı sanatçıların çekilme çağrıları ya da protesto mesajları da bu yılki etkinliği önceki yıllardan daha “rahatsız edici” kılmayı sürdürüyor.
Bu rahatsızlık, aslında Avrupa’nın kendi değerleriyle yüzleşmesini de beraberinde getiriyor demek yanlış değil; insan hakları, ifade özgürlüğü ve uluslararası hukuk gibi normların sıkça vurgulandığı bir kıtada, bu normların ne ölçüde tutarlı bir şekilde uygulandığı sorgulanıyor. Filistin sorununu son yıllarda özgürce protesto edenlerin, Almanya’dan İngiltere’ye sert polis müdahalelerine uğradığı ve gözaltına alındığı görüntülerinden sonra, şimdi de Eurovision sahneleri, artık bu çelişkilerin milyonlara saniyeler için görünür hâle geldiği bir vitrin işlevi görüyor.
Nitekim, sosyal medyanın etkisiyle birlikte bu tartışmaların “dijital jenerasyonlar” için artık yalnızca resmî açıklamalarla sınırlı kalmadığı bir gerçek. Soğuk Savaş’ın “her şeyi kontrol edebileceği” dürtüsüyle yola çıkan siyaset ve kültürel dizayn anlayışı, Eurovision’a da bir dönem bu yolla vücut verse de artık dijital platformlarda örgütlenen kampanyalar, boykot çağrıları ve alternatif yayınlar, Eurovision’un kontrol edilebilir bir medya etkinliği olmaktan çıkıp “çok katmanlı kamusal bir tartışma alanı”na dönüşmesine neden olmuştur.
Tartışmalı bir şehirde tartışmalı bir etkinlik: Viyana’da Eurovision
Bu yılki yarışmanın Viyana’da düzenlenmesi ise etkinliğin politik anlamını daha da derinleştiriyor. Viyana, tarihsel olarak Avrupa’nın en çalkantılı ideolojik dönüşümlerine tanıklık etmiş bir şehir. 20. yüzyılın başında entelektüel ve politik radikalizmin merkezi olan bu şehir, hem totaliter ideolojilerin hem de yapıcı ve yıkıcı yönleriyle modern düşüncenin kesişim noktasında yer alıyor. Stalin’in sürgün yıllarından Hitler’in gençliğine, Theodor Herzl’in Siyonist düşüncesinin şekillenmesine kadar birçok tartışmalı ve siyasal figür de gençlik veya olgunluk evrelerinde Viyana’nın bu karmaşık dokusunda iz bıraktı veya bu şehirden “ilham” aldı.
Bu tarihsel arka plan, Viyana’yı yalnızca bir kültür başkenti değil, aynı zamanda ideolojik çatışmaların sembolik bir mekânı hâline getiriyor. Günümüzde ise bu miras, farklı bir biçimde yeniden üretiliyor. Zira Avusturya genel bir değerlendirmede, kültür ve siyaset inşası bağlamında hâlen, Avrupa’da yükselen radikal sağ hareketler; özellikle göç, kimlik ve güvenlik politikaları üzerinden güçlü bir söylem inşa eden; aynı zamanda dış politika konularında da sert pozisyonlar alabilen bir ülke olarak biliniyor. İsrail’in aşırı sağ politikalarına, Netanyahu rejimine ve soykırıma varan eylemlerine “ses çıkarmayan” kitlenin Almanya’yla birlikte halen başında yer alıyor.
Bu bağlamda “amansız İsrail savunuculuğu” olarak tanımlanabilecek politik tutumlar, yalnızca dış politika tercihi değil; aynı zamanda iç politikada, yeni dönem “çok prim” ve “oy” anlamına gelen ve temel olarak “Doğu ve İslam karşıtlığını” baz alan tarihsel Avusturya kimlik inşasıyla da örtüşüyor. Viyana’da düzenlenen Eurovision, şüphesiz bu politik atmosferin gölgesinde gerçekleşecek. Bu durum, yarışmanın yalnızca sahnedeki performanslarla değil, aynı zamanda sahne dışında sürecek politik mesajlarla da şekilleneceğini gösteriyor.
Sonuç olarak ise Eurovision -her ne kadar popüler kültürün bir ürünü olarak görülse de- tarihsel ve güncel bağlamda derin politik anlamlar taşıyan bir etkinliktir. Viyana’da düzenlenecek olan bu yılki yarışma bunun bir istisnası olmayacaktır ve hatta belirttiğimiz İsrail meselesi etrafında şekillenen tartışmalar nedeniyle belki de son yılların en politik Eurovision’u olmaya adaydır.
Bu durum ise pek çok meselede olduğu gibi bu alanda da Avrupa’nın kendi değerleriyle yüzleşmesini zorunlu kılıyor. Eurovision sahnesi, artık yalnızca şarkıların değil; aynı zamanda politik pozisyonların, etik duruşların ve ideolojik çatışmaların da sergilendiği bir alan hâline gelmiş durumdadır. Eğlence ile politikanın sınırlarının bu denli bulanıklaştığı bir anda Viyana’da sahnelenecek bu “derin siyaset”, Eurovision’un ve belki de Avrupa’nın geleceği hakkında da hepimize önemli ipuçları vermeyi sürdürecektir.