Yepyeni bir çağın eşiğinde: Formula 1
Formula 1, 2026 regülasyonlarıyla köklü bir kırılmaya hazırlanıyor. Yeni güç üniteleri, aktif aero sistemleri ve daralan araçlarla belirsizlik geri dönüyor. Bu çağda tek bir teknik hata, takımlara sadece bir sezonu değil, yılları kaybettirebilir.
Formula 1’de yeni sezona doğru geri sayım hızla devam ederken, bu yıl itibarıyla değişecek yeni güç üniteleri ve getirilen kurallar sporun bilinmezliğini ve öngörülebilir olamama durumunu yeniden aktif hâle getirdi. Son dönemde özellikle yer etkisi çağı ile hikâyesi kısırlaşmış, heyecanı oldukça azalmış, birkaç takım–pilot ilişkisine indirgenmiş Formula 1’de, 2026 sezonu ve sonrası için birçok farklı kapı aralanıyor. Artık sadece dramatik anlara bel bağlayan bir spordan, bilinmezliklerle dolu yeni bir döneme giriyoruz. Öyle ki değişime açık olamayanın ve teknik boyuttaki büyük revizyona ayak uyduramayanların sınıf dışı kalacağı bu dönemde, yapılacak tek bir planlama hatası sadece bir yılı değil, önümüzdeki birkaç sezonu da heba edebilir. Bu da durumun büyüklüğünü ve acımasız gerçekçiliğini net biçimde gözler önüne seriyor. Peki bazı takımların yeniden doğuş olarak adlandırdığı, bazı ekiplerin ise yakaladıkları avantajların ellerinden alındığı ve her şeye sıfırdan başlayacakları bu yeni dönemde değişen kurallar ne, araçların teknik değişimle beraber motor gücü ne olacak, arabaların güncel eklentileri hangi avantajları sağlayacak ve adaptasyon konusunda kimler daha ön planda? Gelin detaylandıralım.
Neden bu değişim gerekliydi?
Öncelikle “Bu değişime gerek var mıydı?” sorusuna çok net şekilde “evet” cevabını verebiliriz. Dinamik ve hareket alanı bu kadar geniş olan Formula 1’de fikirler akla ilk düştüğünde devinim de başlar. Öyle ki bu spor, kendi tarihi boyunca sürekli geride kalanı öne yaklaştırmaya çalışan, bunu da belirli kalıplar ve tabii ki kurallar üzerinden yapan bir dal. Fakat bunu yaparken de bazı önemli etkenler var. Bu çeşitli faktörler değişim kapısını sürekli açık tutuyor ve buradaki planlamalar haftalar ya da aylar değil, yıllar üzerinden ilerliyor. Takımların 2026 regülasyonlarına uzun zamandır adapte olduğunu ve çalışmalarını bu sürece yayarak yaptıklarını unutmayalım. Peki dünyanın en büyük otomobil sporu neden bu değişimlere ihtiyaç duydu ya da duyuyor?
Formula 1 inanılmaz maliyetli bir spor ve envanter noktasında bütçeleri olabildiğince yoran bir alan. Bir güç ünitesinin maliyeti yaklaşık 15–20 milyon dolar olsa da geliştirilme bütçeleri yüz milyonlar gerektiriyor. Bu durum bizi Red Bull, Mercedes, Ferrari gibi yüksek profilli takımların harcama sorgulamalarına iterken, daha küçük takımların bu dünyada var olması hâliyle daha da zorlaşıyor ve sürdürülebilir olamama durumu, sporun kendi doğasının aksine hizmet ederek rekabeti azaltıyor. Bu bağlamda aşırı pahalı motorlar yeni üreticileri spora çekmeyi bırakalım, üzerine caydırıyordu. Tabii tek sorun maliyet değil; “hayata uygulama” konusu da değişimde önemli yer tuttu. Özellikle günümüz araba teknolojisinde hibrit sistem, batarya teknolojisi ve elektrik başlıca ana etkenler hâline gelmişken, F1 araçlarının sadece bu spora, yani şov dünyasına ait olması büyük bir kesime eleştiri konusu çıkardı ve teknolojilerin daha benzer olarak ortak paydada buluşturulması amaçlandı. Ayrıca sürdürülebilir yakıt kavramını sık sık duyduğumuz modern toplumlarda, F1 araçlarının fosil yakıtlardan kurtulması ve karbon ayak izini de azaltması şarttı. Yani özetle F1 dünyası başrollerini, arabalarını bu sporun etrafında dönen dünyaya daha uyumlu hâle getirmek zorunda kaldı.
Motor ve güç üniteleri
İlk fark tabii ki motorlarda oldu. 2014’ten bu yana kullanılan 1,6 litrelik turbo beslemeli V6 motorlar yerini, gücünün yaklaşık %50’sini içten yanmalı motordan, %50’sini bataryadan alan yeni nesil hibrit güç ünitelerine bırakacak. Motor jeneratör ünitesinin gücü 120 kW’dan 350 kW’a çıkacak ve bu da elektrik gücünün tam üç kat artması demek. Aslında hibritin ağırlık merkezî bir nevi elektriğe kayacak da diyebiliriz. Formula 1 güç ünitesindeki en etkili performans farkını oluşturan sistemlerden biri olan MGU-H, yani turboşarj şaftına bağlı ısı enerjisini geri kazanan sistem, 2026 itibarıyla tamamen kalkacak. Güç ünitesi daha da sadeleşirken, MGU-K -yani frenleme üzerinden açığa çıkan durumlarda bataryanın dolmasını sağlayan sistem- daha fazla ön plana çıkacak. Öyle ki frenlemede tur başına geri kazanım hedefi 8,5 megajul seviyesine çekiliyor. Önceki yılları kıyasladığımızda oluşan fark çok büyük tabii ki. Bir de bu yeni motorların daha çevreci ve tasarruf endeksli olduğundan tamamen sürdürülebilir yakıtlarla çalışacak olması, hibrit sistemin elektrik tarafı da büyüdüğü için bizi batarya savaşlarına itecek. Bu da doğal olarak pilotların performanslarını, enerjiyi ne zaman harcadıkları ve ne zaman biriktirdikleri üzerinden okutacak.
DRS yerine aktif aero: X ve Y modu
Yeni dönemin en belirgin, hatta belki de en önemli değişimlerinden biri DRS’de yaşanacak. Genel geçer “DRS sistemi artık yok” demek yerine “güncellendi” cümlesini kurmak daha mantıklı; çünkü DRS kalkmadı, revizyona gidildi. FIA yeni düzeni daha çok aerodinamik ve elektrik ekseninde yeniden kurguladı. Yani teknik olarak klasik DRS yerine aktif aerodinamik ve manuel override destekli yeni bir geçiş sistemi getirildi; bu da ortaya X ve Y modunu çıkardı. 2026 itibarıyla ön ve arka kanat artık sabit değil, mod değiştirir durumda olacak. X modu ile düzlüklerde sürüklenme azaltılırken, Y modu ile de özellikle virajlarda yere basma kuvveti artırılacak; bir nevi drag–downforce dengelemesi de diyebiliriz. Rakibe atak yapacak pilot artık atak hazırlığı sırasında modu değiştirme, elektriği doğru yerde boşaltma ve savunma alanı seçme gibi birçok etmeni planlamak durumunda. “Üzerine birçok fikir üretilen bu yeni değişiklik neden yapıldı?” sorusuna birçok farklı cevap getirilebilir ama esasen bağımlılığı elektrik gücüne kaydırmak ve kirli hava etkisinin azaltılarak pilotların yakın takip sorununu düşürmek temel amaç olarak karşımıza çıkıyor. Yeni mod kafa karıştırıcı olduğu kadar birçok bilinmezlikle hayatımıza girerken, 2026 sezonunda geçişler esnasında tedirgin olan pilotları, Y modunu çok erken açıp düzlük sonunda bataryayı bitirecek çaylakları, strateji kurbanlarını ve kask kamerasından direksiyon üzerindeki manuel override düğmesini sıklıkla görmeye hazırlıklı olalım.
Araç boyutları ve ağırlık devrimi
Formula 1’de uzun zamandır araçların geniş olması ciddi bir eleştiri konusuydu; hatta geçişlerin de buna bağlı olarak azaldığı ve bu konuda bir değişime ihtiyaç duyulduğu konuşuluyordu. Yeni dönemde nihayet bu beklentiler karşılık buluyor ve araçların ağırlıkları değişiyor. Formula 1 araçları 20 cm boyuna, 10 cm de enine daralacak ve minimum ağırlık 798 kg’dan 768 kg’a düşerek 30 kg’lık hafifleme sağlanacak. Bu da elbette araçların boyutunu düşürdüğü için pist üzerinde geçiş yapma kolaylığını daha da artırabilecek. Formula 1’in ikonik ve vazgeçilmez pistleri olsa da son yıllarda pole pozisyonunu alanın yarışı kazandığı, bu yüzden de heyecanın zaman zaman azaldığı Monaco gibi sokak pistlerinde de pozisyon değişimlerini izletebileceğinden, araçların hafiflemesiyle seyir zevki hâliyle daha da katlanacak. Minimum ağırlığa en yakın olan araç, hâliyle fark yaratır tabii.
Grid genişliyor / 11 takım – 22 pilot
Formula 1’de yeni dönem uzun zaman sonra griddeki takım sayısını da değiştiriyor ve artık 11 takımlı, 22 pilotlu rekabet bizi bekliyor. Her ne kadar Cadillac ve Audi gibi iki yeni marka bu spora katılsa da Sauber takımının hisselerini devralan Audi, zaten var olan takımı kendi fabrika takımına dönüştürdüğü için sayı artışını etkilemedi. Ancak Cadillac doğrudan uzun vadeli fabrika vizyonu ile katıldığı için takımlara +1 ilave yapıldı ve rekabet eden toplam takım sayısı 11’e yükseldi. Tabii ki bu değişiklikler kimi pilotların koltuğunu oynattı; boş koltuklara da bu spora kısa süreli ara veren bazı ikonik pilotlar oturdu. Öyle ki Cadillac takımında rekabetçi, aynı zamanda da tecrübeli iki pilot Sergio Perez ve Valtteri Bottas’ın bulunması beklentileri ekstra artırdı. Tsunoda sonrası Verstappen’in takım arkadaşı olan Isack Hadjar’ın ve Racing Bulls’da kendine yer bulan yükselen çaylak Arvid Lindblad’ın nasıl bir sezon geçireceği ise merak konusu.
Motor tedarikçilerinin savaşı
Yeni dönemde takım sayısının artması ve yeni ekiplerin olaya dâhil olması motor tedarikçileri konusunda da bazı değişimleri beraberinde getirdi. Honda tam kapsamlı dönüşüyle yeniden önemli bir tedarik zinciri oluşturdu ve bu sezon beklentilerin fazla olduğu Adrian Newey imzalı araç ile birleşti. Gridin yeni ekiplerinden Cadillac ise tıpkı Haas gibi Ferrari motoru ile ilerliyor. Ancak esas düşünceleri; bu süreci geçiş dönemi olarak görüp, müşteri motoruna çok da bağımlı olmadan 2028 civarı kendi envanteri ile ilerlemek. Bir diğer yeni yüz Audi ise resmî motor üreticisi olarak kendi motoruyla var olma mücadelesine hazırlanıyor.
2025 sezonu ile uzun zamandır bu sporun içerisinde yer alan Renault bizlere veda ederek Alpine takımını motor tedarikçisini değiştirmeye doğru itti ve Alpine ekibi kapıları her daim onlara açık olan Mercedes ile motor konusunda anlaşarak yeni dönemde Mercedes motoruna geçti. Elbette bu, Mercedes takımına bazı imtiyazların tanınması, hatta takım patronluğu gibi önemli kararlarda da söz hakkı verilmesi gibi durumları beraberinde getirecektir. Mercedes zaten son şampiyon McLaren’a ve Williams takımına bu alanda destek olurken, Alpine eklemesiyle beraber kendi motorunu kullanan takım sayısını da üçe çıkarmış oldu. Red Bull tarafı ise bünyesindeki Racing Bulls ile projeye marka olarak isim veren Ford’un da desteğiyle kendi tasarladığı motoru kullanmaya devam edecek.
Güvenlik konusunun önceliği
Bütün bu değişimlerin yanı sıra FIA, güvenlik konusunda da çıtayı oldukça yukarıya taşıyor. Çarpışma dayanıklılığı üzerine daha çok odaklanılan bu dönemde araçların ön çarpışma, yani darbe emici yapıları iki aşamalı hâle getiriliyor, yan koruma yapıları ekstra güçlendiriliyor; bunun yanı sıra da halo sistemi için mevcut test kriterleri daha da sert hâle getirilerek dayanıklılık seviyesi yukarı çıkarılıyor. Araba yapısındaki yeni güvenlik geliştirmeleri FIA için hızlanan ancak daha güvenli hâle gelen arabalarla süper rekabet dönemini başlatıyor.
Sonuç: Bu çağın kazananları
Özetle Formula 1, kendi dünyasında daha önce defalarca yaptığı gibi bir kez daha yepyeni bir kimlik değişimine gidiyor. Pist dışında doğru yatırımları yapanlar kadar, pist üzerinde de enerjiyi en doğru yerde kullanan ve kendi stratejisini bu büyük dönüşüme en hızlı adapte edenler fark yaratacak.
Audi’nin kendi hikâyesini yazacağı, Cadillac’ın yepyeni bir hayalin peşinden koşacağı, son şampiyon McLaren’ın tüm değişkenlere rağmen unvanını korumak isteyeceği, Red Bull ve Mercedes gibi efsanelerin yeniden zirveye tırmanmanın yollarını arayacağı, orta sıra takımlarının ise henüz olgunlaşmamış düzenlemelerin yarattığı boşluklardan faydalanıp kendilerine yeni yerler açmaya çalışacağı zorlu ve gerçek bir rekabet bizi bekliyor. Daha fazla bilinmezliğin takımları daha fazla stratejiye iteceği bu yepyeni dönemde, ışıkları her daim yanan garajlarda bu sporun gizli kahramanları kendi mekanik savaş silahlarını güçlendirmenin yollarını arayacak ve bu çağın kazananları, zafer yolculuğuna her zaman olduğu gibi yine çizim masasında başlayacak.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.