Trump halk desteğini her geçen gün kaybediyor
Son anketler, Trump’ın halk desteğinin %33’e gerilediğini gösteriyor. Kabileleşen siyaset ve eriyen karizmatik otorite, popülist gösteri toplumunun sert gerçeklik duvarına çarptığını belgeliyor.
Siyaset felsefesinin kadim sorularından biri, iktidarın meşruiyetini halkın rızasından mı yoksa gücün kesintisiz sergilenmesinden mi aldığıdır. Niccolò Machiavelli, Prens’inde bir hükümdarın sevilmekten ziyade korkulmayı tercih etmesinin daha güvenli olduğunu iddia ederken, modern demokrasilerin dayandığı temel sütun olan “seçmen onayı” parametresini hesaba katmamıştı. Bugün Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen son kamuoyu araştırmaları, Machiavellist güç gösterilerinin ve gösteri toplumunun (Guy Debord’un kulakları çınlasın) Amerikan halkının gözündeki çekiciliğini yavaş yavaş kaybettiğini belgeliyor.
The Economist ve YouGov ortaklığıyla 7-10 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilen ve 18 yaş üzeri 1589 katılımcıyı kapsayan son geniş çaplı anket, ABD Başkanı Donald Trump’ın görev performansını onaylayanların oranının %33’e gerilediğini ortaya koydu. Katılımcıların %62’si ise başkanın icraatlarını açıkça onaylamadığını beyan ediyor. Temmuz ayı sonlarında açıklanan Quinnipiac Üniversitesi anketinde de benzer bir tablo belirmiş; genel seçmen kitlesindeki destek %32 seviyesine kadar düşmüştü. Bu veriler, oy oranlarındaki sıradan bir dalgalanmadan öte, Amerikan siyasal yaşamında “popülist karizmanın çözülüşü” olarak adlandırılabilecek derin bir illüzyon kaybına işaret ediyor.
Partizan kutuplaşmanın sınırları
Rakamların detayına inildiğinde beliren asıl ironi, partizan sadakatlerin vardığı karikatürize düzeyde. Anket sonuçlarına göre Trump’ın icraatlarını onaylayanların oranı Cumhuriyetçi seçmenler arasında %79 gibi ezici bir çoğunluğu korurken, Demokrat seçmenlerde bu oran yalnızca %4 düzeyinde kalıyor. Bir liderin toplumun bir yarısı için hemen her koşulda “yanıltılamaz bir kurtarıcı”, diğer yarısı içinse “kabul edilemez bir figür” olarak algılanması, Alexis de Tocqueville’in Amerika’da Demokrasi yapıtında uyardığı “çoğunluğun tiranlığı” veya daha doğrusu “kabileleşmiş demokrasinin çöküşü” riskini akıllara getiriyor.
Ancak buradaki asıl felsefi mizah, Trump’ın en büyük siyasi sermayesi olan “parti içi mutlak hâkimiyetin” dahi çatırdamaya başlaması. Quinnipiac verilerinde Cumhuriyetçi seçmenin desteğinin %76’ya gerilemesi, “MAGA” (Make America Great Again) çekirdeği dışındaki sağ seçmenin de ekonomik gerçeklikler ve dış politika belirsizlikleri karşısında sarsıldığını gösteriyor. Halka sürekli “zafer” vaat eden bir retoriğin, market raflarındaki enflasyon ve uluslararası alandaki gerilimler karşısında erimesi, Max Weber’in kavramsallaştırdığı “karizmatik otorite” türünün en kırılgan yanını ifşa ediyor: Karizma, mucizeler ve somut başarılar üretmeye devam edemediği anda, büyülü hare bir gecede buharlaşır.
İran ve ekonomi
ABD medyasında yer alan analizlerde, Trump’ın özellikle İran politikası ve ekonomi yönetimi gibi hayati başlıklardaki tutumunun seçmen tabanını ciddi biçimde böldüğü ve uzaklaştırdığı ifade ediliyor. Jean Baudrillard’ın “hiper-gerçeklik” kuramına göz attığımızda, siyasetin uzun süre boyunca medya simülasyonları, keskin tweetler ve retorik gösteriler üzerinden yürütülebileceğine inanıldığını görürüz. Fakat ekonomi ve savaş, simülasyonun bittiği ve sert maddesel gerçekliğin sahneye girdiği yegâne alanlardır. Seçmene sunulan “Büyük Amerika” anlatısı, gündelik yaşamın pahalılığı ve Orta Doğu’daki çatışma risklerinin getirdiği huzursuzluk duvarına çarpıyor.
Seçmenin %62’sinin başkanın performansını yetersiz bulması, halkın artık siyasal gösterinin büyüsüne eskisi kadar kolay kapılmadığının mütevazı bir kanıtı. Bir zamanlar “sisteme karşı öfkenin” temsilcisi olarak Beyaz Saray’a taşınan liderlik, kendisi “sistemin ve krizlerin bizzat kaynağı” olarak algılanmaya başladığı an, popülist cazibe kendi kuyruğunu ısıran bir yılana dönüşür.
Görünmeyen çatlaklar
Siyasette %33’lük bir genel halk desteği, bir reyting kaybının çok ötesinde meşruiyet krizinin eşiği. Cumhuriyetçi tabanın %79’luk desteği ilk bakışta sarsılmaz bir kale gibi görünse de bağımsız seçmenlerin ve kararsızların tamamen uzaklaşmasıyla bu kale bir adaya dönüşme riski taşıyor. Hannah Arendt’in ifade ettiği gibi, iktidar şiddet veya gösteriyle sürdürülebilir görünse de dayanabileceği tek hakiki zemin insanlar arasındaki ortak eylem ve rıza.
Son kamuoyu araştırmaları, siyasal iletişimin her şeyi örtebileceğine dair aşırı özgüvenin, toplumun geniş kesimlerinde soğuk bir gerçekçilikle karşılandığını belgeliyor. Trump’ın günden güne eriyen halk desteği, belki de modern demokrasilerde hiçbir retoriğin, seçmenin mutfağındaki boşluğu ve geleceğe dair duyduğu derin kaygıyı sonsuza kadar gizleyemeyeceğinin acı ama öğretici bir anımsatıcısı.

Olmak ya da Olmamak - Tiyatro, Hayat ve İnsan
Sanatın 6. dalı tiyatro, sahnede sadece bir oyun sunmuyor aynı zamanda hayatı ve insanı da anlatıyor. Dünyaca ünlü yazar William Sheakspeare’nin “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu” sözünden ilham aldığımız podcast serimizde; tiyatroyu, alanının uzman isimleriyle konuşuyoruz..

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.