Yapay zekâ ekonomisi: Bolluk paradoksu ve fiziksel gerçekliğin dönüşü
Yapay zekâ sadece dijital bir devrim değil; enerji, sermaye ve emeği yeniden dağıtan yeni bir sanayi çağı. Büyüme ile işsizliğin birlikte arttığı bu dönemde egemen zekâya sahip olmayan ülkeler dijital sömürge riskine sürüklenirken, dünya izole refah adalarıyla derin eşitsizlikler arasında sıkışıyor.
Teknolojik sıçramaların genellikle sermaye yapısını ve iş gücü piyasalarını temelden sarstığı ve dönüştürdüğü görülür. Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde’ın Davos’ta dile getirdiği 1920’ler analojisi, bugün yapay zekâ ve dijitalleşme ekseninde çok daha karmaşık bir ekonomik denklemi karşımıza çıkarıyor. Bir asır önce elektriğin ve içten yanmalı motorun oluşturduğu verimlilik artışı, bugün yerini yapay zekânın sürüklediği, ancak fiziksel sınırları olan devasa bir altyapı inşasına bırakmış gibi görünüyor.
Sermayenin yeni rotası
Yapay zekâyı sadece yazılım ve kodlama üzerinden okuyan ekonomik modeller, bugün geçerliliğini yitiriyor. CoreWeave ve Nvidia gibi dev şirketlerin işaret ettiği üzere, dijital devrim aslında tarihin en büyük fiziksel sermaye yatırımı hâline geldi. Nvidia CEO’su Jensen Huang’ın belirttiği beş katmanlı yapının en altında, yani pastanın tabanında artık enerji yatıyor. Uzun vadede ise yapay zekânın maliyetinin enerji maliyetine yakınsayacağı öngörülüyor.
Bu durum, teknoloji şirketlerini dünyanın en büyük enerji tüketicileri hâline getirirken, çölün ortasında yükselen veri merkezlerini birer endüstriyel güç odağına dönüştürüyor. Enerji, çipler ve veri merkezlerinden oluşan bu altyapı, yeni sanayi devriminin ana sermaye kalemini oluşturuyor. Dolayısıyla bu alandaki iş gücüne talebi de hiç olmadığı kadar arttıracağa benziyor.
Büyüme ve işsizlik arasındaki paradoks
Geleneksel ekonomi teorisi, yüksek GSYH büyümesinin bol istihdam yaratacağını öngörür. Ancak Anthropic CEO’su Dario Amodei’nin uyardığı ekonomik paradoks, bu kuralı boşa çıkarıyor. Yapay zekâ çağında çok yüksek büyüme oranları ile çok yüksek işsizliğin aynı anda yaşandığı bir dünya modeline giriyor olduğumuz konusunda uyarıyor. Yazılımın marjinal maliyetinin sıfıra yaklaşması, bilgi işçiliğine dayalı meslekleri buharlaştırırken, refahın tabana yayılma mekanizmalarını bozma riski taşıyor.
BlackRock gibi dev yatırım kuruluşlarının dikkat çektiği K-tipi toparlanma (bazı sektör veya işlerin düşerken bazılarının aynı ölçüde yükselmesi anlamına geliyor), bu eşitsizliği derinleştiren bir faktör olarak karşımızda duruyor. Ölçek ekonomisine sahip teknoloji devleri pastanın büyük kısmını toplarken, geleneksel sektörler ve dijital dönüşüme geç kalan kitleler sistemin dışına itilme riskiyle karşılaşıyor.
Anthropic CEO’su Dario Amodei’nin Sıfırıncı Dünya (Zeroth World) olarak nitelediği senaryo, bu ekonomik dönüşümün en karanlık ve yapısal riskine işaret ediyor. Amodei’ye göre bu kavram; yaklaşık 10 milyon kişilik, büyük çoğunluğu Silikon Vadisi gibi teknoloji merkezlerinde yoğunlaşmış bir kitlenin, dünyanın geri kalanından ekonomik olarak tamamen kopmasını (decoupling) ifade ediyor. Bu izole grup, yapay zekâ sayesinde yıllık %50 gibi astronomik büyüme oranlarına ulaşarak kendi kendine yeten bir refah ekosistemi kurarken, dünyanın geri kalanı geleneksel büyüme hızlarında sıkışmaktadır. Bu durum sadece bir gelir adaletsizliği değil, Sıfırıncı Dünya sakinlerinin geri kalan 8 milyara ne iş gücü ne de pazar olarak ihtiyaç duymadığı bir kopuşa götürüyor. Yani sistem kendi seçkinlerini oluşturuyor. Eğer böyle olursa, teknolojik refahtan tamamen dışlanmış diğer kitlelerin oluşma ihtimali, sadece derin bir sosyal yara açmakla kalmayacaktır. Küresel ekonomide üretilen mal ve hizmetlerin karşılığında bir alıcı bulamadığı, tarihin en büyük talep yetersizliği krizine de yol açacaktır.
Egemen zekâ ve dijital sömürgecilik
Ekonomik bağımsızlık, yapay zekâ çağında “egemen yapay zekâ” kavramıyla yeniden tanımlanıyor. Kendi veri setini, dil modelini ve enerji altyapısını kuramayan ülkeler, zekâyı dışarıdan ithal etmek zorunda kalan birer dijital sömürge olma tehlikesiyle karşı karşıya. Yuval Noah Harari’ye göre, yapay zekâ artık sadece bir araç değil, finansal sistemleri ve hukuku yöneten, karar verme yetisine sahip bir ajan konumunda.
Karşımızdaki tablo sadece bir teknoloji yarışı gibi görünmüyor. Sermayenin, enerjinin ve iş gücünün yeniden dağıtıldığı küresel bir ekonomi mücadelesi gibi. Musk’ın öngördüğü robotlar eliyle oluşturulan bolluk çağına mı, yoksa Amodei’nin uyardığı izole refah adalarına mı uyanacağımızı, ülkelerin bu fiziksel ve dijital altyapı inşasındaki hızı belirleyecektir. 1920’lerin sanayi devriminden çok daha hızlı ve keskin gelen bu süreçte, sadece düşünen değil, enerjiyi zekâya dönüştürebilen ekonomiler hayatta kalacaktır.
Belki de ön görü olarak anlatılan şeyler aslında hedeflerdir. Yani Elon Musk bir bolluk çağını hedeflerken, Amodei seçkinlerin yaşadığı izole refah adalar hayal ediyordur.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.