16 Mayıs 2026

Modern muharebe doktrininde paradigma nasıl değişti?

21. yüzyılda artan küresel çatışmalar, otonom silah sistemlerini savaşın merkezine taşıdı. Yapay zekâ destekli İHA/SİHA ve kamikaze dronlar doktrinleri değiştirirken; Türkiye SAHA 2026 vizyonuyla bu alanda hem üretici hem belirleyici aktör olarak öne çıkıyor.

21. yüzyıl, insanlığın kolektif barış hayalleriyle büyük bir umutla kapılarını açtığı bir çağ olarak başlamıştı. Ancak yüzyılın daha ilk çeyreğinde farklı coğrafyalarda patlak veren ve şiddeti giderek artan çatışmalar, bu pembe hayallerin üzerine derin bir gölge düşürdü. Küresel siyasetin sertleştiği, diplomasi masalarının yerini mühimmat depolarına bıraktığı bu yeni dönemde, dünya devletleri kendilerini korumak ve millî çıkarlarını güvence altına almak adına tarihte eşi benzeri görülmemiş bir teknoloji ve silahlanma yarışına girişti. Bu amansız yarışın en kritik virajı ise şüphesiz muharebe alanının kaderini kökten değiştirebilecek otonom silah sistemleridir.

Nitelikli insan kaynağının feda edilmesinin hem askerî hem de sosyolojik açıdan imkânsız hâle geldiği günümüz şartlarında, yapay zekâ teknolojilerinin hızla olgunlaşması otonom sistemleri birer doğal sonuç olarak karşımıza çıkardı. Yaklaşan SAHA EXPO 2026 vizyonuyla birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin bu alandaki hamleleri bir mühendislik başarının ötesinde savunma sanayiinde tam bağımsızlık mücadelesinin en stratejik cephesidir.

Otonomiden tam bağımsızlığa: Kavramsal çerçeve ve sınıflandırma

Otonom silah sistemlerinin ne olduğu ve neyi ifade ettiği üzerine küresel ölçekte henüz tek bir tanım üzerinde mutabık kalınmamış olsa da ABD Savunma Bakanlığı’nın 2012 yılında yayımladığı raporlar bu alandaki temel literatürü belirlemişti. Buna göre otonom silahlar; bir kez etkinleştirildikten sonra, insan operatörün başka bir müdahalesi olmadan hedefleri seçip ateşleyebilen sistemler olarak tanımlanıyor. Savunma literatüründe bu sistemler, otonomi derecelerine göre üç ana kategoriye ayrılır:

  • Yarı-otonom silah sistemleri: Bu sistemler, aktive edildikten sonra sadece bir operatör tarafından bizzat seçilen hedeflere angaje olabilirler. Buradaki "otonom" payı, potansiyel hedeflerin izlenmesi, belirlenmesi, muhtemel tehditlerin işaretlenmesi ve önceliklendirilmesi gibi fonksiyonlarla sınırlıdır. Günümüzde Türkiye’nin gurur kaynağı olan SİHA’lar (Silahlı İnsansız Hava Araçları), bu sınıfın en etkili küresel örnekleri arasında gösterilir.
  • İnsan gözetimli otonom silah sistemleri: Sistemin hedef belirleme ve ateşleme fonksiyonlarını kendi başına yürütebildiği ancak bir operatörün, sistem tarafından icra edilen veya edilmek üzere olan eylemi her an iptal etme veya durdurma yetkisinin bulunduğu yapılardır. İsrail’in meşhur "Iron Dome" (Demir Kubbe) hava savunma sistemi bu kategoriye girer.
  • Tam otonom silah sistemleri: Bir kez aktive olduktan sonra hiçbir ek operatör müdahalesine ihtiyaç duymadan, hedef seçme ve angaje olma fonksiyonlarını tamamen kendi algoritmalarıyla yerine getirebilen en ileri düzey sistemlerdir. Günümüzde aktif olarak kullanılan kamikaze dronlar, bu sistemlerin sahadaki en çarpıcı örnekleridir.

Modern savaşta Türkiye doktrini ve stratejik üstünlük

Bugün dünyanın dört bir yanında devam eden sıcak çatışmalar, özellikle yarı-otonom ve tam otonom İHA ve SİHA’ların muharebe alanına girişiyle birlikte köklü bir doktrin değişimini zorunlu kılmıştır. Klasik askerî stratejiler, bu yeni teknolojik gerçeklik karşısında yetersiz kalmakta ve devletleri savunma planlarını sil baştan revize etmeye iter.

Rusya-Ukrayna Savaşı, Karadeniz’in kuzeyinde konvansiyonel savaş taktiklerinin otonom sistemler tarafından nasıl devre dışı bırakıldığının en güncel ve trajik örneğidir. Kamikaze dron teknolojilerinin her iki tarafça da yoğun kullanımı, her iki ülkenin de ağır kayıplar vermesine yol açmış; zırhlı birliklerin ve sabit mevzilerin otonom tehditler karşısındaki kırılganlığını gözler önüne serdi. Benzer bir durum İran ve İsrail arasındaki gerilimde de görülmüş, Körfez ülkeleri ağır dron saldırılarına maruz kalmıştı. İlginçtir ki bu saldırılara karşı etkili bir savunma kalkanı oluşturamayan bazı bölge ülkeleri, teknik destek ve stratejik danışmanlık için Ukrayna’nın kapısını çalmak zorunda kaldı.

Bu küresel tabloda Türkiye; sadece bir teknoloji kullanıcısı değil, aynı zamanda bu teknolojinin doktrinini yazan ana aktör olarak yükseliyor. Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlarda İHA ve SİHA teknolojilerini, otonom kabiliyetlerle birleştirerek sahaya yansıtması, Türk ordusuna tartışmasız bir üstünlük sağladı. Bu başarı, dünya ülkelerinin gözünü Türkiye’ye çevirmesine neden oldu ve ülkemiz bu stratejik sistemlerin satışından ciddi bir ekonomik kazanç ve diplomatik nüfuz elde etti.

Ekonomik rekabet ve küresel güç yarışı

Otonom teknolojilerin savaşlarda aktif kullanımı, askeri bir tercih olmakla birlikte ekonomik bir gerekliliktir de. Bir kamikaze dronun üretim maliyeti, yok ettiği tankın veya uçaksavar sisteminin maliyetiyle kıyaslandığında devede kulak kalır. Düşük maliyetli ancak yüksek yıkım kapasiteli bu sistemler, saldırı esnasında personel kaybını minimuma indirmesiyle de modern ordular için vazgeçilmezdir.

Bu durum, dünyanın iki büyük süper gücü olan ABD ve Çin’i otonom silahlar alanında amansız bir rekabete sürükledi. Özellikle Çin’in son dönemde düzenlenen bahar festivalleri sırasında sergilediği, senkronize bir biçimde dans ve kung fu yapan otonom robot görüntüleri, bu teknolojinin sivil alandaki estetiğinin ardında yatan devasa askerî potansiyelin ve kaydedilen ilerlemenin en büyük kanıtıdır. Türkiye ise bu yarışta, kendi özgün çözümleriyle "millî bir oyuncu" olarak yerini almış durumdadır.

Savaş hukuku ve etik kaygılar

Otonom sistemlerin yaygınlaşması, uluslararası hukuk çevrelerinde ciddi tartışmaları da beraberinde getirdi. Yüzlerce yıldır savaş hukukunun temel direkleri olan "ayrım gözetme", "gereksiz acıdan kaçınma", "askerî gereklilik" ve "önlem alma" gibi ilkeler, operatör inisiyatifinin giderek ortadan kalktığı bir ortamda nasıl korunacaktır?

Otonom sistemlerin sıcak savaşta sivil-asker ayrımını yaparken hata yapabileceği veya işkence benzeri uygulamaların önüne geçilemeyeceği endişesi, küresel kamuoyunda geniş yer buluyor. Bu sistemlerin uluslararası silahlı çatışma hukukuna uygunluğu ve bu uygunluğun nasıl denetleneceği konusu, hâlâ yanıt bekleyen büyük bir soru işaretidir. Ancak Türkiye, bu süreçte sadece "silah üreten" değil, aynı zamanda bu silahların etik ve hukuki kullanım çerçevesini de belirleyen sorumlu bir güç olma iddiasını taşıyor.

SAHA 2026 ve millî vizyon

Türkiye’nin otonom silah sistemleri yolculuğu, bir tercihin ötesinde, coğrafyamızın bize yüklediği bir sorumluluktur. SAHA 2026 fuarı, Türkiye’nin bu alanda ulaştığı "yüksek otonomi" seviyesini dünyaya ilan ettiği bir platform oldu. Millî imkânlarla geliştirilen yapay zekâ algoritmaları, sensör füzyonları ve otonom karar mekanizmalarıyla donatılmış yerli platformlarımız, geleceğin muharebe sahasında "Mehmetçik"in en büyük yardımcısı olacak.

Sonuç olarak; Türkiye, İHA/SİHA tecrübesini tam otonom kamikaze dronlara, insansız deniz araçlarına ve otonom kara platformlarına aktararak savunma mimarisini yeniden inşa ediyor. Bu süreçte kullanılan "millî dil", sadece bir üslup değil; bağımsız karar verebilen, dışa bağımlılığı reddeden ve kendi teknolojisiyle dünya dengelerini değiştiren bir Türkiye’nin özgüvenidir. 21. yüzyılın kalan çeyreğinde muharebe alanının kaderini, otonomi yarışında en önde koşan ve bu teknolojiyi millî ruhla harmanlayanlar belirleyecektir. Türkiye, bu yarışın sadece bir parçası değil, en güçlü lider adaylarından biridir.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...