12 Haziran 2026

Yanar kururum, pervane miyim?

Algoritmalar yalnızca ne izleyeceğimizi ya da ne okuyacağımızı seçmiyor; hayatımızdaki rastlantıları da sessizce tasfiye ediyor. Oysa keşiflerin, aşkların ve büyük kırılmaların kaynağı çoğu zaman tesadüftü. Kaybolmanın imkânsızlaştığı bir çağda, bulunmak da giderek imkânsızlaşıyor.

Bir önceki yazımda avangardın tasfiyesini ve pürüzsüzlük diktatörlüğü üzerinde durmuş, yazımı üç ana sac ayağı üzerine kurgulayacağımdan bahsetmiştim. Bunların ilki sanatta ve kültür dünyamızdaki, her geçen gün daha da pürüzsüz birer kültürel antidepresan hâlini alan algoritmik deneyim durumuydu. Ufak bir hatırlatma; sanatta artık sarsıcı eserler yerini, haftalık keşiflere veya öneri motorlarına bırakırken muhatabının iç dünyasına dair elinde dev bir şifrelenmiş kod buluyor. İşte bu da “beğenmeme” riskini ortadan kaldıran pürüzsüz algoritmayı doğuruyor.

Bu haftaki yazımda da diğer bir sac ayağını projekte etmek istiyorum. Bu rastlantıların artık yok oluşları toplum üzerindeki etkileri beni tetikledi aslında bu yazıyı yazmadan evvel. İnsanlık son dönemini yaşarken, mutantan bir yalnızlık ve ilkellik dehrine giriyor. Sosyal bir mahluk olan insan, asosyal eden medyanın birer tecrübecisi ve data sağlayıcısı konumunda duruyor. Deneyimlerini paylaştığı müddetçe sosyalleştiği sanrısı, beniademi gün geçtikçe anlamsızlığın içine tepelediği görünüyor.

Fakat hiçbiri tesadüfen değil. Her şey sizin yerinize düşünen bir zekâ ve onun önerileri doğrultusunda pürüzsüzce ilerleyebiliyor. Oysa insanoğlunun en büyük keşifleri tesadüfler eseri ortaya çıkmıştı. En derin aşklar, klişeleriyle bir köşeden dönerken çarpışan iki potansiyel sevgililere aitti. En muazzam sıçramalar, aramazken bulunan şeyler sayesinde gerçekleşti. Tarihi dönüştüren bir belge misal, bir sahafta bir kitap ararken içinden çıktı. Ölen birisinin eşyaları arasında en kıymetli sanat eserleri arz-ı endam ederken; Kaşıkçı Elması hikâyesi hep bu rastlantısallığın eseriydi. Kaç kişi planlanmış bir iş birliği sonrasında aşkını buldu; değil mi ki ara bir sokakta plansızca karşılaşmanın heyecanı…

Algoritmanın yazdığı kader

Gel gelelim algoritma bize bir kader yazıyor. Bir kader ki kusursuz harita çizme iddiasında. Tesadüfen kitapçıdan alınan kitabın hayatımızı baştan sona etkileyeceği kitap olmaklığını bıraktırıp, beğeneceğimiz kitapları bize sunuyor. Benim yerime düşünüyor, “Sen bilmezsin cahil” diyerek “Sen bunları beğenirsin” despotizmasını “öneri” adı altında veriyor. Damak tadımıza uygun restoranlar önümüzde sıralandıkça biz; kaybolma ihtimalinden, yanlışa düşme şansından ve dahası tesadüfen keşfetme saadetinden alıkonuluyoruz.

Kaybolmak artık imkânsız. Bu imkânsızlık bulunmanın da imkânsızlığını doğurur tabiatıyla. Benim nereye gideceğimi tahmin eden otomasyon diyaliz cihazlarına bağlıyız sanki. Tahmin ve öngörülebilirlik… Oysa insanın en temel fıtratı öngörülemezlikti. Bu da ellerimizle ellerimizden alınıyor.

Bu da küresel bir bıkkınlığa, yılgınlığa ve çıplaklığa bizi sürüklüyor. Yaşadığımız anlam kaybının en temel çatlağı budur, budur ki toplumlar çürümekte ve hedefli ve anlamlı ve sağlam manifestosu olan halklar birer birer algoritmada yer alabilmek için kendini feda eden pervane böceğine dönüşüyor. Oldukça acıklı hikâyemiz çoktan başladı ve bitti.

Aklımda bu biçare döngüdeki hâlimizi anlatan mısralar: “Yanar kururum, pervane miyim?”

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...