Taş ayakta durur, yürek yaşatır
İnsanı iyileştiren bazen bir ilaç değil, bir söz, bir insan ya da bir mekândır. Özbekler Tekkesi'nin asırlara yayılan hafızası, Kurtuluş Savaşı'ndan 15 Temmuz Gecesi’ne uzanan fedakârlık ve dayanışma ruhuyla Üsküdar'ın "yaşatan semt" kimliğini yeniden hatırlatıyor.
Tedavi yalnız ilaçla olmaz. Bazen bir insan, bazen bir söz, bazen de içinde bulunduğumuz mekân tedavi eder bizi.
Her mekânın kendine has bir dili ve ahengi vardır. Bu dil harflerle yazılmaz, bu ahenk sesle okunmaz; insan onu ancak zamanla, yaşayarak ve deneyimleyerek öğrenir. Doğası gereği sürekli çevresi ile iletişimde olan insan, bu nedenle yaşadığı çevrenin duygu değişimlerine ve psikolojik durumlarına maruz kalır. Hâl böyle olunca insan ister istemez bulunduğu ortama göre “psikolojik çevresini” oluşturur. Ve bazı mekânlar vardır ki insanla konuşmaz; insanı konuşturur. Bazıları ise insanı susturur, içe döndürür, düşünceyi ağırlaştırır. Böylece mekân, ruh hâllerini yalnızca yansıtmaz; onları yavaş yavaş biçimlendirir. Ve sonunda ya tedavi eder ya hasta eder.
Yuva olan mekânlar
1752 yılında Nakşibendî geleneğinin temsilcileri tarafından inşa edilen Özbekler Tekkesi, Orta Asya'dan hac yolculuğuna çıkan Müslüman Türkler için bir yuva olarak kapılarını açtı. Kendine ait sözü, muhabbeti ve meclisleriyle yalnız hacı adaylarına değil; her sınıftan, her statüden İstanbul insanına yuva oldu bu tekke. 1878'de Türk-Rus Savaşı'nın ardından Rumeli'den göç eden muhacirlere kucak açtı; odaları onların sığınağı, meclisleri onların tesellisi oldu.
Kurtuluş Savaşı yıllarında ise tekkeye çok daha ağır bir görev düştü. Cephede savaşanlar için bir liman, yaralı gaziler için bir şifa yurdu hâline geldi. Mehmed Âkif Ersoy, Halide Edip, Adnan Adıvar gibi dönemin aydınları burada buluştu; fikir yoğurdu, yol çizdi. Ve bütün bunların sessizce, sütunları arasında sürdürdüğü gizli bir görevi daha vardı: Cepheye asker ve silah sevkiyatı.
Bu hizmetlerin karşılığı, 1925'te tekke ve zaviyelerin kapatılmasına ilişkin kanunun dışında tutulmak oldu. Cumhuriyet, ona minnetini bu sessiz istisnâyla ödedi.
Omuzlarında arşa yükselen Nebi İsa
Girit'te doğan Sudanlı bir genç… Babasını erken yaşta yitirince Kahire'deki dedesinin yanına yerleşti. Tam bir Türk hayranı olan dedesinin yanında, Kahire'nin Türk mahallesinde büyüdü Zenci Musa ve Türkçeyi de orada öğrendi.
Rol model yalnız insanlar değildir; milletler ve ırklar da olabilir. Zenci Musa ve dedesi, Bonapart’ın “İcabında tereddütsüz canını feda edecek kadar vatanına bağlı olmak, işte Türkler bu meziyete ve fazilete sahip kahramanlardır” cümlelerinde tarihe geçen Türkleri örnek almışlardı. 1911'de Trablusgarp Savaşı'na gönüllü olarak katıldılar. Arkasından Balkan Savaşları, ardından Birinci Dünya Savaşı'nda Sina-Filistin ve Hicaz-Yemen cepheleri, sonra Çanakkale… Cemal Kutay'ın aktarımına göre kendisine İngilizler tarafından teklif edilen altınları elin tersiyle geri çevirdi. Savaşın tüm ağırlığını yaşayan bu coğrafyada kendisine maaş bağlanmak istendiğinde ise şu sözlerle reddetti: "Ben bu fakir milletten maaş alamam."
Mehmed Âkif, Zenci Musa’yı tanıdıktan sonra şu dizeleri yazdı:
"Eşref Bey'in emir eri Zenci Musa,
Omzundan arşa yükseldi Nebi İsa."
Ömrü boyunca bu aziz vatana hizmet eden Musa, en sonunda yine kendisine yuva olan mekâna döndü ve orada vefat etti.
İnsanlar mekân inşa eder; mekânlar da insan inşa eder. Özbekler Tekkesi; yapımından bu yana hacı adaylarına, yaralı askerlere, fikir insanlarına, bir milletin kurtuluşuna omuz vermiş ve hâlâ ayaktadır. Adresi: Üsküdar, Sultantepe.
Yaşatan semtler
Bazı mekânların hafızası vardır. Kendisine sığınanı koruyan, mücadele edeni ağırlayan, gerektiğinde bir milletin kaderine omuz veren mekânlar bu karakterlerini yalnız geçmişte bırakmazlar. Çünkü mekânların ruhunu taşlar değil, nesilden nesile orada yaşayan insanlar oluşturur.
Üsküdar, yüzyıllardır taşıdığı "yaşatan semt" misyonunu 15 Temmuz gecesi de üstlendi. O gece Boğaziçi Köprüsü'nde, karanlığın içinden insanlar aktı. Gidenlerden dönenler oldu; dönmeyip şehadet mertebesine erenler de…
M. Emin Yurdakul'un "Sinesi, özü ateşle dolu olan ben Türküm ve Türk evladı evde durmaz gider" dediği insanlar, o gece bu sözü yaşattı. "Gidemezler" diyenlere verilen en büyük cevap buydu.
Yaşatan semtlerimiz, yaşatan şehirlerimiz var olsun, ebediyen. Çünkü gök çökmedikçe, yağız yer delinmedikçe, onları yaşatmaya çalışan insanlar ve Türk gençleri hep var oldu ve olacak.

Olmak ya da Olmamak - Tiyatro, Hayat ve İnsan
Sanatın 6. dalı tiyatro, sahnede sadece bir oyun sunmuyor aynı zamanda hayatı ve insanı da anlatıyor. Dünyaca ünlü yazar William Sheakspeare’nin “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu” sözünden ilham aldığımız podcast serimizde; tiyatroyu, alanının uzman isimleriyle konuşuyoruz..

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.