Sûfiyâne bir itiraz: Kalenderîlik
Kalenderîlik, fakr ve tecerrüdü merkeze alan, mülkiyete ve nizama mesafeli duruşuyla tasavvuf tarihinde “pasif protest” bir yol olarak öne çıktı. Gezgin dervişleri, aykırı erkânları ve rind-meşrebiyle hem mistik hem toplumsal bir aksülâmel üretti.
İslamiyet’in nüzûlü ile birlikte Hz. Peygamber (s.a.v) döneminde özünün olduğu tasavvuf, bilahare müesseseleşerek tarikatlar şeklinde teşekkül etmişti. Tasavvuf yorumunun ise en büyük başarısı farklı meşrepten insanlara hitap edebilme serbestiyeti olmuştu. Kimi ekoller musiki ağırlıklı seyr ü sülûk ederken kimisi cehrî kimisi de hafî usûlü tercih etmişti. Bunların içerisinde bir de rind-meşrep olan kişiler mevcuttu. Kalenderîler bu rind-meşrep olan kişilerce tercih edilmiş ve zamanla kendi meşreplerine uygun olan Melâmîlik ve Bektâşîlik içerisine kalb olmuştu.
Cemaleddin Sâvî ve Haydarîlik kolunu kuran Kutbüddin Haydar’ın tarikatlaştırdığı Kalenderîlik aslında Ahmet Yaşar Ocak’ın tabiriyle “pasif protest tasavvuf akımıydı.” Müntesipleri umumiyetle mevcut sisteme mistik bir aksülâmel getiren dervişlerden oluşuyordu. Vasf-ı mümeyyizlerinin başında fakr ve tecerrüd gelmekteydi. Fakirliği “fakrın fazileti” olarak görüp hem maddi hem manevi mânâda fukaralığı ön plana çıkarmışlardı. Bu hususiyet kılık kıyafetlerine o derece yansıyor ki kendilerine pejmürde bir şekilde terbiye sistemi geliştirmeye başlamışlardı. Her iki dünyadan (dünyevî hayat ve evlilik) tamamen müstağni olarak mutluluğu yakalayabileceklerini düşünüyorlardı. Zira kaybedecek bir şeyi olanlar mutsuz olurlar. Lâkin tecerrüd, lügat mânâsı itibariyle bekârlık demek olsa da içlerinden bunu mâsivadan uzaklaşmak şeklinde anlayanlar olmuştur. Fakat daha sonra bu yolun bâtın olan kısmında sünnet-i seniyye olan evlilikten uzak durdukları bilinmektedir.
Bu fakr ve tecerrüd mefhumları XIV. yüzyıldan itibaren dünyevîleşmiş ve içi boşalmaya başlamıştı. Bu noktada mühim bir şey dikkatlerimizi celb ediyor ki, o da bu akımın mülkiyet ile bir meselesi olduğudur. Aralarında mahiyet farkı olsa da onlar, mülkiyete itirazları bakımından sosyalizme, nizama karşı olmak itibariyle de anarşizme çok benzemektedir. Fakat daha çok anarşizmin pasif hâlini temsil etmektedirler. Gerçi fiilî olarak Arnavutluk seferi sonrası Sultan II. Bayezid Han’a bir suikast teşebbüsünde bulunan bir derviş zuhur etmiştir içlerinden ancak kaynaklar bu kişinin “ben zamanın mehdisiyim” diyerek bağırdığını söylediğinden hareketle, bu kişiyi bir nevî meczup olarak kabul edebiliriz.
Kalenderî dervişlerin en başta gelen vasıflarından biri de çihar darb yapmalarıydı. Farsça dört mânâsına gelen çihar ile Arapça “vuruş, rükûn” demek olan darbın terkibiyle teşekkül eden bu tabir saç, sakal, bıyık ve kaşın usturayla kazınması neticesinde ortaya çıkmıştır. Kimi zaman kaşlar ve bıyıklar kazınmasa da diyebiliriz ki, Kalenderîleri diğer zümrelerden ayırt eden en fârik husus budur. Bu usûl daha evvel Şeyh Osman-ı Rûmî’ye intisap eden Cemaleddin Sâvî’nin Dımaşk’ta Celâl Dergezînî’yi görmesiyle ortaya çıkmıştır. Cemaleddin mezarlıkta inzivada gördüğü bu zata hayran olmuş ve onun kendisini bütün dünyadan tecrit maksadıyla tıraş oluşunu tatbik etmeye başlamıştı. Bu tıraş şekli de Hz. Peygamber’in sünnet-i seniyyesine muhalif olduğu esbâb-ı mûcibesiyle hoş karşılanmamıştır. Zaten Kalenderîler de Melamîler gibi halkın böyle hoş karşılamayacağı fiilleri tatbik etmekten içtinap etmemişlerdi.
Gezgin dervişler
Tasavvuf hayatının vazgeçilmez prensiplerinden birisi olan riyazet de Kalenderîlik de vazgeçilmez umdelerdendi. Kaygusuz Abdal ve Otman Baba gibi Kalenderiyye’ye mensup sûfîlerin uyduğu bu kaide, insanın nefsini her türlü dünyevî zevkten alıkoyarak asgari ihtiyaçlarla yaşamayı ifade eder. Mezkûr zümreye dâhil olan her dervişin mutlaka yerine getirmesi gereken bu erkân da zamanla terk edilmiş, bu insanlar zevk ve sefahat âlemine düşmüşlerdi. Bu bozulmanın sebeplerinin başında ise bu zümrenin fazla seyahet etmesi vardır. Seyahat, yani gezgin dervişlik; Kalenderîlik için oldukça ehemmiyetli bir husustur. Bu sayede onlar fıkhın matematik hudutlarına hapsolmayıp daha serbest bir seyr ü sülûku tercih etmişlerdir. Fakat zamanla bir merkeziyetten kopuş, rehavete ve binnetice serkeşliğe tekâmül etmiştir. Her ne kadar gittikleri yerlerde kendi zaviyelerinde kalsalar da, sürekli yer değiştirmeleri Kalenderîlerin merkezî bir tarikat oluşuna engel teşkil etmiştir. Aslında bir iki Pîr haricinde doğum yeri ile vefat yeri aynı olan tasavvuf büyüğüne pek rastlanmamaktadır. Bu Hz. Peygamber (a.s) Efendimiz’in Hicret’inden müntakil bir hâldir.
Kalenderîliğin “fakr” prensibinin bir yansıması olarak “tese’ül etmeleri” yani “dilenmeleri” yine diğer tarikatlarda hiç olmayan bir rükûn olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslında nefsi kırmak için bir terbiye sistemi olarak geliştirilmiş olan ve –kişi kendinden yola çıkarak düşündüğünde- tatbiki oldukça gurur kırıcı olan dilenme de zamanla muhtevasını kaybetmişti. Osmanlı İmparatorluğu’nun vakıf sistemiyle bütün tekke ve zaviyelerin maddi ihtiyaçlarını karşıladığını düşünürsek, bu umdenin lâle’t-tâyin bir para kazanma vasıtası olarak işlediğini söyleyemeyiz. Ellerindeki keşkülle şehir şehir kasaba kasaba dolaşan dervişler hiç şüphesiz bunu çok daha mistik gayelerle yapıyorlardı.
Kalenderîliğe gelen tenkitlerin başında şer’i ibadetlere alâkasız oldukları gelir. Gerçi tarikatın yüksek zümre müntesipleri arasında ibadet ü tâata riayet ettikleri, bu konuda titiz oldukları menakıbnâmelerden görülmektedir. Fakat seyyah müridlerin kısm-ı azamisi bulundukları çevreyle sıkıntı yaşayan kişiler olması hasebiyle bu mevzuda lâkaytlığa kaçtıkları anlaşılmaktadır.
Tasavvuf akımları içerisinde mevcut hayata çok farklı bir yorum getiren Kalenderîlik, içtmai ve siyasi krizlerin yol açtığı kaosa karşı kendilerini tecrit ederek ve aykırı yaşayarak bir aksülamel oluşturmuşlardır. Zamanla diğer tarikatlarda meşrep olarak devam eden yol, hem mistik felsefesi hem de hayat tarzlarıyla nev’i şahsına münhasır bir surette tarihte yerini almıştır.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.