Protestolar İran rejimini nasıl etkiler?
İran’da ekonomik çöküşle başlayan protestolar, riyalin değer kaybı ve enflasyonun tetiklediği toplumsal öfkeyi açığa çıkardı. 2009, 2017 ve 2022’nin birikimiyle bugünkü hareket; ekonomik, siyasi ve sosyal talepleri birleştirerek rejimin meşruiyetini aşındıran yeni bir kırılmaya işaret ediyor.
İran’da uzun zamandır devam eden ekonomik sorunlar nedeniyle halkın satın alma gücünün düşmesi toplumsal sabrı zorlamaya başladı ve nihayetinde 28 Aralık 2025 tarihinde riyalin dolar karşısında değer kaybı ve yükselen enflasyona karşı Tahran Kapalı Çarşı’daki esnafın kepenk kapatma eyleminin başlattığı kıvılcım, Tahran ve birçok şehre yayıldı. Ekonomi merkezli başlayan protestolar toplumun her kesiminden bireyin sokağa inmesine neden oldu. Devam eden protestolarda bir yanda çok sayıda kişinin tutuklandığı, yaralandığı ve can kayıplarının yaşandığı yönünde haberler yayılırken diğer yanda devlet yetkilileri 6 Ocak 2026 tarihinde ekonomik tedbirler içeren cılız bir mali destek paketi ile toplumu sakinleştirmeye çalışıyor. Ancak protestoların yapısal nedenlerini dikkate almayan önlem paketi sokakların sakinleşmesinde yetersiz kalıyor.
Zira İran’da toplumun yapısal kırılganlıklarını, ekonomik taleplerin siyasi sonuçlarını ve rejim toplum ilişkisini anlamlandırmak için günümüzde yaşanan protestoları tarihsel bağlamda değerlendirmek gerekiyor. Bu bağlamda öne çıkan örneklerden biri 2009 yılında gerçekleşen Yeşil Hareket’tir. Mahmud Ahmedinejad’ın seçimleri kazanmasını hileli olduğunu iddia eden Musavi liderliğinde başlayan Yeşil Hareket, sosyal medya aracılığıyla dijital ortamda hızlı bir şekilde örgütlenerek gençler ve orta sınıf tarafından desteklendi. Yeşil Hareket siyasi meşruiyet ve demokratik hak talebini merkeze almış; ekonomik talepler ise ikincil planda kalmıştır. Düzenlenen gösteriler rejimin sert müdahalesiyle bastırılsa da toplumsal farkındalığın kitlesel biçimde artması ve dijital araçlarla örgütlenme kapasitesinin özellikle gençler arasında görülmesi açısından Yeşil Hareket İran toplumsal hareketleri açısından önemlidir. Diğer yandan Musavi yanlısı protestoların sistem içi reformlarla siyasal ve toplumsal iyileşmenin mümkün olabileceğine inan son hareket olarak kabul edilebilir.
Biriken öfke: Ekonomi, kimlik ve meşruiyet krizi
2017’nin son aylarında 2018’in başlarında benzin fiyatlarına gelen zam oranının tetiklediği protestolar, Yeşil Hareket’ten farklı olarak doğrudan halkın geçim sıkıntısına dayanıyordu. Yüksek enflasyon, işsizlik, ekonomik kriz halkın sokağa çıkmasına neden oldu. Orta sınıf, işçiler, küçük işletme sahipleri, genç nüfus gibi toplumun geniş kesiminin dâhil olduğu bu hareket ekonomik taleplerle sınırlı kalmadı; devletin yönetim biçimini, yolsuzluğu ve siyasi sorumluluğu sorgulayan toplumsal bir tepkiye dönüştü. İran toplumunda uzun zamandır biriken memnuniyetsizliğin yapısal ve sistemik olduğunun anlaşılması, toplumun sisteme duyduğu güven eksikliğini yansıması açısından kritiktir.
2022 yılında Mahsa Amini’nin başörtüsü yasağına uymadığı iddiasıyla gözaltına alınması ve ölümünün İran toplumsal hareketleri açısından bir dönüm noktası olduğu aşikâr. Önceki protestolar ekonomik ve siyasi taleplere odaklanırken bu hareket, kadın hakları özelinde devletin bireysel özgürlüklere yönelik müdahalesine odaklandı. Farklı sosyal sınıflardan ve yaş gruplarından insanın katılımıyla gerçekleşen gösteriler sosyal medya aracılığıyla yayıldı ve uluslararası kamuoyunun ilgisini çekerek rejime karşı memnuniyetsizliğin hem ülke içinde hem de dışarda görünürlüğünün artmasını sağladı.
Dolayısıyla geçmişten günümüze gelen süreçte İran’da toplumun taleplerin farklı dönemlerde farklı boyutlar kazanarak değiştiği ve geliştiği ancak toplumsal kırılganlıkların yapısal olarak çözülmediği; toplumun ise geçmiş hareketlerden ders çıkararak daha etkili stratejiler benimsediği anlaşılıyor. Bu bağlamda toplumsal hafızada yer eden ekonomik, siyasi ve sosyal dinamikleri takip eden ve geçmiş hareketlerin birikimlerini kullanan yeni bir toplumsal tepki dalgasını ifade ediyor günümüzde yaşanan protestolar. Geçmişte protestolar siyasi haklar, ekonomik talepler, bireysel özgürlükler gibi tek bir alana yoğunlaşırken mevcut harekette, siyasi, ekonomik, sosyal taleplerin bir arada ele alan geniş bir kitleyle örgütlendiği görülüyor. “Diktatöre ölüm!” gibi sloganların eşlik ettiği protestoların ekonomik ve siyasi iyileşme ile sınırlı olmadığını İran İslam Cumhuriyeti’nin ideolojik temellerinin de hedef alındığına işaret ediyor. Bu durum rejimin sonunun gelip gelmediği tartışmalarını gündeme getiriyor.
Rejim yıkıcı söylem, sınırlı devrim kapasitesi
Niyet ve söylem bakımından İran’da gerçekleşen protestoların rejim yıkıcı bir üslup benimsediği söylenebilir. Ancak örgütlenme biçimi ve güç kapasitesi açısından değerlendirildiğinde protestolar, kısa vadede rejim yıkıcı nitelikte olmaktan uzaktır. Burada öncelikle1979 yılında sokak siyasetinin Şah rejiminin devirerek İran İslam Cumhuriyeti rejiminin kurulduğunu hatırlamak gerekiyor. Kurucu hafızada travmaya neden olan 1979 devrimi, sokakların kontrolsüz biçimde siyasallaşması rejim tarafından varoluşsal bir tehdit olarak algılanmasına yol açtı ve İran İslam Cumhuriyeti kurulurken sokakları rejimsel bir tehdit olmaktan çıkaracak şekilde kurumsallaştı. Devrim Muhafızları’nın klasik orduya paralel bir güvenlik aygıtı olarak güçlendirilmesi; Besic üniversiteden mahalleye sivil alanın içine yerleştirilmesi; istihbaratın çok katmanlı hâle getirilmesi sokaktan duyulan korkunun devletin DNA’sına işlediğinin kanıtıdır.
Protesto büyümeden liderin ve örgütlenmenin dağıtıldığı önleyici bir devlet inşa edildi. Ancak bu düzen zaman içinde kendi sınırlarına ulaştı. Zira 1979 sonrası toplum ile devlet arasında siyasal itaat karşılığında ahlaki üstünlük ve ulusal onur vadeden örtük toplumsal sözleşme; artık toplum nazarında karşılık bulamıyor. Özellikle genç kuşakta ahlaki ve dini söylem inandırıcılığını yitirmiş ve devletin doğrudan bireysel yaşam tarzına müdahalesinin yanı sıra ekonominin gün geçtikçe kötüleşmesi protestoları itiraz aracı olarak normalleşmesine yol açıyor. Dahası protestocular korku eşiğini aşarak devletin ideolojisini ve resmi anlatılarını sorgulayabiliyor; bireysel yaşam tarzı taleplerini ifade edebiliyor; toplumu dönüştüren ahlaki ve epistemolojik eylemler yürütebiliyor. Bu noktada mevcut protestoların İran tarihinde en ileri aşamayı ifade ettiğini söylemek gerekiyor. Ancak bu duruş, rejimi kısa vadede devirmeye yetecek ortak ve kurucu bir iradeye dönüşemiyor. Yeşil harekette Musavi öne çıkmaktayken günümüzde bilinçli ya da bilinçsiz olarak lidersiz bir direniş sürdürülmesi protestoları rejimi aşındıran ancak yerine ne koyacağı netleşmeyen bir noktada pasifleştiriyor. Bununla beraber bir ülkede devrimin gerçekleşebilmesi için devlet aygıtında çözülme ve elit bölünmenin gerçekleşmesi gerektiği biliniyor. Bu temel koşul İran’a uygulandığında Devrim Muhafızları’nın bütünlüğünü koruması, bürokrasinin işlemeye devam etmesi; vergi, enerji gibi devletin temel fonksiyonlarının çökmemesi, reformistler-muhafızlar arasındaki ayrımın büyük ölçüde işlevsizleşmesi; rejimin bekası söz konusu olduğunda elitlerin ortak hareket etmesi protestoların devrime dönüşmesini engelliyor.
Bu bakış açısından hareketle devam eden İran protestoları, henüz rejime son verecek bir devrim kapasitesine sahip olmasa da rejimin toplumsal ve ideolojik meşruiyetini geri döndürülemez şekilde aşındıran kırılma olarak kabul edilmesi gerekiyor. Mevcut haliyle İran’da yaşananların rejimi yıkmaya niyetli ama yıkmaya muktedir olmayan bir toplumsal hareket karakteri taşıdığı söylenebilir. Tabi İran devleti kurumsal olarak ayakta kalmaya devam ederken toplumun sokakta kitlesel olarak eylemlere devam etmesi, ABD ve İsrail başta olmak üzere dış müdahalenin rejime yönelik müdahale olasılığını arttıran bir zemin oluşturuyor. General Kasım Süleymani’nin öldürülmesinden İran’ın nükleer tesislerine doğrudan saldırılar düzenlemesine kadar müdahaleler göz önünde bulundurulduğunda olası bir dış müdahale rejimin çöküşünü hızlandırabilecek bir tablo oluşturabilir. Aynı zamanda dış müdahale algısı meşruiyetini kaybetmiş İran rejiminin toplumsal talepleri karşılamak ve devletin güvenliğini sağlamak arasındaki dengeye odaklandığı yeni bir süreci de hızlandırabilir.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.