09 Şubat 2026

Piyon mu, şah mı?

İran’daki protestolar, ekonomik sıkıntıların ötesinde, sloganlarından lider adayına kadar kurgulanmış bir rejim mühendisliğinin işaretlerini taşıyor. Pehlevi’nin yeniden sahaya sürülmesi, İsrail ve ABD temasları ve tarihsel hafızanın silinmesi, karanlık bir planın izlerini hatırlatıyor.

İran protestoları hakkında aralıklarla üç ayrı yazı kaleme aldım. Beklettim ki yoğurdu üfleyebileyim. Zira konunun her açısı, başka bir iltihaba ve türlü cerahate gebe.

Neden sonra, ahd edip yazıyı bitirmeye karar verdiğime gelirsek de İran’da “zoraki bir sakinlik” süreci başladı ve fitne dönemi oturan ayaktakinden hayırlıdır dedim. Hoş, burada yazacağım iki kelam, İbrahim’in ateşini söndürmez fakat tarafımız belli olsun.

Çok net ve kısa cümleciklerle “N’oluyor orada?” diyenler için almanak tadında bir izahatte bulunayım, herhangi bir yorum katmadan.

2025 Aralık ayında ekonomik gidişat ve iktisadi sorunlar sebebiyle Tahran esnafı kepenk indirdi. Ekonomik çalkantı halkta -bittabi- tepki bularak ayaklanmalar baş gösterdi. Sokak eylemleri büyüdükçe büyüdü ve organize bir protesto dalgası tüm İran sathına yayıldı. Organize olduğu aşikârdı, sloganlar bile.

İsrail Miras Bakanı, radikal ve kötücül fikirleriyle tanınan Amichai Eliyahu, İran’daki bu protesto gösterilerinin, kendi ajanları marifetiyle, yani İsrail devleti tarafından organize edildiğini açıkladı. Şaşırtmadılar.

Akabinde bu halk ayaklanmaları, özgürlük ve adalet talepleri ekonomik darboğaz güdüsünden uzaklaşarak, İran idaresinin kellesini istemeye dönüştü. Bir alternatif isim maksadıyla -ne hikmetse- protestocular tarafından “organize” bir şekilde Rıza Pehlevi gösterildi ve kendisini “diplomatik sözcü” ilan edercesine diplomasi mekiklerinde yerini aldı. Sloganlar ekonomiden kayıp “Hamaney’e ölüm” veya “Rıza Şah, ruhun şad olsun” gibi rejim eksenine oturdu. Tabii ki organize şekilde.

Rejim tasarımı: Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek

Mevzular karıştı, İsrail’den sonra elbette Trump da müdahil oldu ve muhtelif salvolar gerçekleştirdi. Trump, Rıza Pehlevi ile masaya en yakın arkadaşlarından biri olan, Orta Doğu (!) özel temsilcisi Steve Witkoff’u oturttu. Witkoff kim? Elbette bu “organizasyon” ayağında var gücüyle çabalayan para babası bir Yahudi. Aksi düşünülemezdi.

Rıza Pehlevi emir bekleyedursun; İran için tüm Siyonist ve İsrail zümreleri, gerek geleneksel gerek de dijital medya üzerinden yeni bir “devlet rejimi” anlayışını göstererek sözüm ona barış ve özgürlük naraları atmaya başladılar. Yeni bir başkan, yeni bir bayrak, hatta yeni bir devlet ismi bile.

İran bayrağının tam ortasında yer alan Allah lafzı kaldırılıp yerine aslan ve güneş figürü nakşedilmiş hâli ile paylaşımlar revaçta. Niçin? Çünkü bu bayrak, monarşi alametiyle 1925-1979 arasında Pehlevi Hanedanlığı bayrağı. Gerçi Kaçar Hanedanlığı da kullanmıştı, unutulmasın.

Rejim kırılım süreçleri çok ilginç oluyor. Deyim yerindeyse “Ölümü göster, sıtmaya razı et.” Hiç mi değişmez bu yöntem?

Düşünün ki, koca bir millete ölümü göstermişler ve güya kahraman bir adam çıkıp tüm bölgeyi kurtarıp sıtmaya duçar etmiş. Bir asker, zayıflatılmış bir imparatorluğu “kurtarma” vaadiyle gelip ulu bir kahraman oluyor ve o halkın burnundan getiriyor. Türk ve Müslüman bir imparatorluğu yıkma suretiyle kendisine emredilen bir ödev listesini icra eden bir memur gibi tek tek, halkı özünden kültüründen yani kimliğinden koparmak için var gücüyle çalışan bir kurşun asker düşünün.

Halkın lisanını batıya uyma maksatlı değiştirmeye çalışacak, millî manevi değeri var diye geleneksel müziğe bile karışıp yasaklayacak, kadınların örtünmelerine karşı çıkıp şapka kanunu getirecek, öz kanunlarını hiçe sayarak Batı’dan kanun ithal edip batıya uyum diye diye aşağılık kompleksli kimliksiz bir toplum tohumu atacak. Muhaliflerine ağır ve orantısız baskı tutup karşıt fikre yaşam hakkı tanımamış bir lider? Halkın değil, lobilerin ve güç odaklarının emir erlerini gördük yakın tarihte. 1920’lerde Rıza Şah Pehlevi’nin bu yaptıkları fikri hür insanlar tarafından açık ve seçik olarak okunabilirken, Trump’ın veliaht Pehlevi ile görüşmeyi sürdürmesi çok da şaşırtmayacaktır.

Pehlevi’nin İsrail dosyası

Ezcümle; Nisan 2023’te Rıza Pehlevi İsrail’e giderek vahşi ve eli kanlı firavun Netanyahu ile görüştü. Holokost’u Anma Günü’ne denk getirilen bu görüşmede Pehlevi, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ve Başbakan Netanyahu yan yana oturdular. Pehlevi, İbrahim Anlaşmaları’na atfen İran-İsrail arasında “gelecekte kurulacak dostluk köprüsünü” Kuruş Anlaşmaları olarak tanımladı. Yani Pers Kralı Büyük Kuruş’un Yahudileri Babil esaretinden kurtarmasına ithafen bu tabiri kullandı.

Yetmedi, başına yarmulke veya diğer ismiyle kipa takarak Ağlama Duvarı’nda dua etti. Ziyaretin resmî ev sahibi de pek sürpriz olmasa gerek İsrail İstihbarat Bakanı Gila Gamliel idi. Netanyahu da ısrarla İran’daki muhalefetin yegâne liderinin Pehlevi olduğunu vurguladı o görüşmede. Ardından 2-3 sene geçmedi ki protestolar baş gösterdi ve Eliyahu alenen protestoların Mossad kontrolünde olduğunu itiraf etmekten çekinmedi.

Gerçekliği ispat edilip edilmemesi artık kimsenin umrunda olmayan bir feryat vardı 1920’lerde de. Müslüman görünümlü bir Yahudi’nin, Türk-Müslüman bir imparatorluğu bile isteye ortadan kaldırma teşebbüsüydü bu. İddia oymuş ki Pehlevi, köken olarak Mazenderanlı. Hazar Denizi kıyısındaki Yahudilerin sıklıkla yaşadığı bir bölge. O dönemde çokça bağırıp çağırmışlar, bu Yahudi adam İslam’a savaş açıyor diye. Ama dokuz köy az gelmiş doğruculara, ağır bedel ödemişler. Yoksa hangi Müslüman lider İslam’a, hatta hem Türk hem Müslüman bir devlete karşı olup, o milleti kimliksiz bırakarak yerine sömürge bir devlet getirir? Kaçar İmparatorluğu yıkıldı ve Pehlevi, İngilizlerin kendisinden beklediği her hamleyi yaptı.

Kim kârlı çıkıyor? Perde arkasındaki hesap

Bugünümüze gelirsek, Epstein dosyaları ile İran protestoları arasında şahsen çok derin bağlar görüyorum. Müslüman veya Hristiyan postuna bürünmüş Siyonizm askerlerini yeni tanımıyoruz. Eğer protestolardan bir Türkmen, bir Azeri, bir Kürt veya Lurlardan, Beluçlardan temsilci çıksaydı tüm dünya ülkelerine piyonlarını yerleştirebilmiş bu tümör şebekesine dair bu yazıyı kaleme almaz, alamazdım.

Fakat gelin dedektif bir ruhla soralım: Bu cinayetten kim kârlı çıkıyor? Yani bu protestoları İsrail hangi maksat ve saiklerle organize ediyor? Netanyahu’nun yakın dostu, İsrail’in derin muhibbi, ihanet iddiasıyla İslam dünyasınca zemmedilen kınanan Pehlevi dışında kim kârlı çıkıyor? Halkın ekonomik ve özgürlük feryadı mı? Kimin umrunda? Sahiden Epstein’ın ellerinde parçalanan çocuklar kimin umurunda? Bizler, “Goyim”ler, kendi umurumuzda olmayacaksak dünyanın geldiği şeytani sonuç sahiden sürpriz mi?

Bankacılık sistemi ve kapitalist düzenin kurulduğu 20. yüzyıl başından itibaren dönen dolaplara inanmak, devletler, sistemler, kahramanlar, hainler, dinler, normlar, teknolojiler, algılar, algılar algılar… her şeyi ama her şeyi tekrar masaya yatırıp cerrahî bir titizlikle ve fikri hür vicdanı hür bir keskin idrak ve akılla teşhis etmeden, reddetmeden, incelemeden, vücuttan ihraç ve def etmeden bu sekr hâli bu kafası kopmuş kurban sersemliğimiz nereye varacak?

El birliğiyle bu çark, bu dişliler, bu piyonlar bir bir ifşa edilip yıkılacaktır. Dünün güya kahramanları, gerçek piyonlar enselerinden tutulup muhakkak ifşa edilecek, bekleyin görün. Müslüman, Hristiyan, Musevi, ateist, Zerdüşt veya her ne olursan ol, onlar Goyim dese de İbrahim olmak da var. Ne diyordu Quilapayún şarkısında: “El Pueblo Unido Jamás Será Vencido” (Omuz omuza vermiş bir halk asla yenilmez)…

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...