Operasyona isim koymak: Bu kimin öfkesi?
Operasyon Epic Fury'nin anatomisi: Pentagon'un isimlendirme sanatı, siyasetin dili ve tarihin tanıklığı. Bir savaşın adı; hedefinden mesajına, kitlelerden örtbas girişimlerine kadar her şeyi anlatır. ABD ve İsrail'in İran saldırısına verilen "Epic Fury" ve "Roaring Lion" isimlerini analiz ediyoruz.
28 Şubat 2026 sabahı Orta Doğu yeniden alev aldı. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı ortak saldırısına Washington "Operation Epic Fury", yani “Destansı Öfke Operasyonu”; Tel Aviv ise "Roaring Lion", yani “Kükreyen Aslan” adını verdi. Neden iki farklı isim?
Körfez Savaşı'nda ABD ve koalisyon ortakları tek isim etrafında birleşmişti: Desert Shield, Desert Storm. Bu birlik hem sembolik hem de pratik bir değer taşıyordu. 2026'da ise ABD ve İsrail aynı operasyona farklı isimler verdiler.
Bu ayrılık tesadüf olmasa gerek. "Epic Fury" Trump'ın iç siyasi diline, "Roaring Lion" İsrail'in tarihsel kimlik diline hitap ediyor. İki ordu aynı sahada savaşırken iki ayrı kitleye iki ayrı mesaj veriyor. Ortak bir isim, ortak bir dava hissi yaratır. Ayrı isimler ise ayrı çıkarların varlığına mı işaret ediyor?
Bir savaşa verilen isim, savaşın kendisi kadar anlatıcıdır. Aslında koalisyon savaşlarında ülkelerin kendi iç kamuoylarına farklı isimlerle seslenmelerinin örnekleri geçmişte de var. 2003 yılındaki Irak işgaline ABD “Operation Iraqi Freedom”, İngiltere “Operation Telic”, Avustralya ise “Operation Falconer” adlarını vermişti. Ancak o günlerde kullanılan isimler ile bugün seçilen isimler arasında bariz bir fark var. Operation Freedom, Operation Telic ya da Operation Falconer, bunlar görece teknik isimler. Kamuoyundan çok askerî bir koordinasyonu simgeliyor. Oysa bugün seçilen “Roaring Lion” ve “Epic Fury”, açıkça siyasi boyutu öne çıkarılan isimler. Hatta bilinçli olarak duygusal nüanslar barındıran seçimler.
Savaş başladığından beri medya organlarında hep aynı soru soruluyor. Özellikle de Amerikan medyasının bir kesiminin sorduğu soru şu: Bu saldırı gerçekten İran'ın nükleer kapasitesini hedef almak için mi yapıldı, yoksa başka bir şeyin üzerini örtmek için mi?
Nitekim 26 Şubat'ta Cenevre'de nükleer görüşmelerin üçüncü turu sona ermişti. Umman "önemli bir ilerleme" kaydedildiğini ve görüşmelerin bir sonraki hafta Viyana'da yapılacağını söylemişti. 27 Şubat'ta ise Umman Dışişleri Bakanı, İran'ın mevcut nükleer malzeme stoklarını mümkün olan en düşük seviyeye indirmeyi kabul ettiğini açıkladı. Akabinde 28 Şubat'ta İsrail, Tahran ve çevresindeki bölgeler de dahil olmak üzere İran hedeflerine eş güdümlü saldırılar düzenledi.
Yabancı medyada ciddi bir kitle, bu saldırıları “Wag the Dog” örneği olarak değerlendiriyor. "Wag the Dog" ifadesi, 1997 yapımı bir Hollywood filminden geliyor. Türkçeye “Başkanın Adamları” olarak çevrilen filmde Robert De Niro, Başkan’ın bulaştığı skandalın üstünü kapatmak için yardım eden danışmanı; Dustin Hoffman ise bu sahte savaş fikrinin gerçekleşmesine yardımcı olan yönetmeni canlandırır. Evet, filmde bir ABD başkanı, seçim öncesinde patlak veren bir skandalı örtbas etmek için danışmanlarıyla birlikte hayali bir savaş icat eder. Medya savaşı yayarken skandal unutulur.
1998'de gerçek hayat, kurguyu taklit etmiş ve film gerçek olmuştu. Bill Clinton’ın Monica Lewinsky skandalına dair mahkemede ifade verdiği günlerin hemen ardından Sudan ve Afganistan bombalanmıştı. Operasyonun adı "Infinite Reach"ti. Kongre koridorlarında "wag the dog" ifadesi o zaman da yankılanmıştı. Birkaç ay sonra, Clinton'ın görevden alınmasının oylamasından tam iki gün önce, Irak'a yönelik "Desert Fox" operasyonu başlamıştı. Yine aynı fısıltı, yine aynı soru.
Bugün Jeffrey Epstein dosyalarına ilişkin soruşturmalar, ACE ile bağlantılı iddiaların çığırından çıktığı sırada "Operation Epic Fury" sahneye çıktı. İddialar kanıtlanmış değil, soruşturmalar sürüyor. Ama aynı soru soruluyor. Ve tarih, bu sorunun her zaman sorulmaya değer olduğunu gösteriyor.
Ben bu soruyu yanıtlayacak konumda değilim. Ancak seçilen isim ile Trump’ın Amerika’sında yaşananlar arasında bir bağ olduğunu düşünüyorum.
İsim seçimi tesadüf olamaz
Pentagon'un isim seçimlerini hatırladığımızda hiçbirinin rastlantısal olmadığını biliyoruz. ABD'li subay Gregory C. Sieminski, bu olguyu 1995 yılında ABD Kara Kuvvetleri Harp Koleji'nin dergisi olan Parameters'ta yayımlanan "Operasyonlara İsim Verme Sanatı" başlıklı çalışmasında ayrıntılı biçimde inceliyor. Sieminski'ye göre muharebelere isim verme pratiği, birbirini izleyen operasyonlar arasında ayrım yapmak ve harekât güvenliğini sağlamak amacıyla Birinci Dünya Savaşı sırasında Alman ordusu tarafından geliştirilmiş.
İkinci Dünya Savaşı sırasında ise ABD, operasyonları birbirinden ayırt etmek için on bin isim içeren gizli bir kod adı sistemi geliştirmiş. Churchill ise savaşların isimlendirme sürecine bizzat müdahil olmuş; büyük kayıpların yaşanabileceği operasyonların gereksiz böbürlenme, aşırı özgüven, umutsuzluk ya da hafiflik çağrıştıran isimler taşımaması gerektiğini savunmuş. Bu doğrultuda 6 Haziran 1944'teki Normandiya Çıkarması’na "Çekiç Kafa" ve "Yuvarlak Çekiç" gibi önerilen isimler yerine, bizzat "Operasyon Overlord" adını vermiş.
Her bir kelime belirli bir kitleye, bir duyguya, bir çerçeveye hitap ediyor. O hâlde Pentagon’un “Operation Epic Fury” ismi arka planında nasıl bir anlam taşıyor olabilir?
Operasyonun adındaki "Fury" kelimesi düşündürücü. "Fury"; öfke, gazap, hiddet demek.
Peki bu kimin öfkesi?
Bence bu, Amerikan halkında biriken ve giderek içe dönen bir öfkenin dışarıya ve elbette ki Batı’nın en azılı ve uslanmaz düşmanı Orta Doğu'ya yönlendirilmesinin bilinçli bir çabası. Epstein soruşturması, ekonomik sorunlar, kurumsal çürüme, bunların yarattığı toplumsal gerilim içe patlamak üzereyken, "Epic Fury" o gerilimi bir düşman üzerine yeniden kodluyor. Sizi öfkelendiren şey, artık içerideki skandal değil; dışarıdaki tehdit. Ve bu öfke artık destansı "epic" bir anlam taşıyor. Sorgulanamaz, tarihsel kökleri olan, kutsanmış bir öfke…
Öte yanda bu öfke, İran halkında biriktiğine inanılan bir öfkeyi de amaçlıyor olabilir. Yunancada bir kelime vardır: “Logizomai”. Bir şeyi, gerçekte o şey olmasa bile, hukuken veya ahlaken o şeymiş gibi saymak, kabul etmek, kayıt altına almak. Bir mahkemenin "Bu kişi masumdur" demesiyle o kişinin hukuken masum hâle gelmesi gibi. İç dünyasında ne olduğundan bağımsız olarak, dışarıdan yapılan bir atıf onun statüsünü değiştiriyor.
İsimler için de aynı felsefi çıkarsama geçerlidir. Bir şeyi, olmasını istediğin şey olarak adlandırmak. Gerçekliği değil, arzulanan gerçekliği tanımlamak. "Epic Fury" tam da bu olabilir. Operasyonun ne olduğundan ziyade, ne olmasının istendiğinin ilanı. Bu durumda 28 Şubat’ta başlayan operasyon destansı olmalı. Acımasız olmalı. Haklı olmalı. Kaçınılmaz olmalı. Sorgulanamaz olmalı. Korku yaymalı. Kurallar ve kanunlar hiçe sayılmalı. Ahlaki üstünlük tartışması yok sayılmalı. Tarihe geçmeli.
Trump, uluslararası medyada Amerika’nın çıkarlarını korumuyor diyenlere karşı öfkeyle karşılık veriyor. Biden’ı savaş çıkarmakla, Orta Doğu’yu ateşe vermekle suçlayan Trump’ın gerçek yüzü…
Nitekim, Tolkien araştırmacısı Janet Brennan Croft da 2015 yılında yayımlanan "Noms de Guerre" başlıklı makalesinde, isimlendirmeyi bir güç müzakeresi olarak tanımlıyor. İsim koyan kişi, isimlendirdiği şeyle ilişkisini o isim aracılığıyla ele verir. Kim neyi ne diye çağırırsa, bu tercih, taraflar arasındaki iktidar ilişkisini de açığa çıkarır.
Bir ismin anatomisi: Sieminski'nin aynası
Gregory C. Sieminski’nin makalesindeki tezi çok net: Operasyonun ismi, savaşta atılan ilk mermidir ve çoğu zaman da en kritik olanıdır.
Sieminski bu tezini tek sahneyle açıyor. Panama, 1989. Bush işgal emrini vermiş, operasyonun adı dosyalarda "Blue Spoon" olarak kayıtlı. Pentagon bilgisayarının rastgele ürettiği, anlamsız iki kelime. Tam o sırada telefon çalıyor. Arayan General Lindsay, Özel Harekât Komutanı. "Torunlarına Blue Spoon'daydım mı diyeceksin?" diye soruyor. Kelly telefonu kapatıp yardımcısı Tuğgeneral Lopez'e dönüyor. "Just Action ne dersin?" Lopez geri adım atıyor: "Just Cause olsa?" Evraka! Dünyanın en güçlü askerî makinesinin tarihsel dönüm noktasını oluşturacak isim, iki subayın birkaç saniyelik beyin fırtınasından doğuyor.
O günden bu yana Pentagon, operasyon isimlerini hiçbir zaman tesadüfe bırakmadı. Ve Sieminski’ye göre bu sanat dört ilke ile icra edilmeli.
Birincisi: Anlamlı yap. Görünür bir operasyonda halkla ilişkiler fırsatını boşa harcama. Ama anlamlı bir isim ararken propaganda sınırını da geçme. "Just Cause" bu sınırı hemen hemen aşıyordu. Çünkü isim, operasyonun haklı olup olmadığını tartışmadan, haklı olduğunu ilan ediyordu.
İkincisi: Hedef kitleyi belirle. İki kelimelik bir isim herkese aynı anda hitap edemez. Asker mi, kamuoyu mu, müttefikler mi, düşman mı? “Desert Shield” bu dengeyi ustalıkla kurmuştu. "Kalkan" metaforu hem Amerikan halkına savunmacı bir güç imajı sundu, hem Körfez müttefiklerini rahatlattı hem de Irak'ın saldırganlığını örtük biçimde vurguladı. Çünkü bir kalkan ancak bir kılıç çekildiğinde gereklidir.
Üçüncüsü: Modaya kapılma. Sieminski makalesini yazdığı 1995'te "Provide Comfort", "Restore Hope", "Uphold Democracy" gibi eylem-nesne kalıbının moda olduğunu tespit ediyor. Bu isimlerin bir değeri var; misyonu akılda tutuyor. Ama hepsi birbirine karışıyor. 1950'lerin sınıfındaki Dick ve Jane'ler gibi, Provide Hope'ları Provide Comfort'lardan ayırt etmek güçleşiyor.
Dördüncüsü: Akılda kalıcı yap. Kısa, somut, metaforik. "Productive Effort" neden başarısız oldu? Beş hece, soyut ve sıradan. Genelkurmay bile iki gün sonra adı unutmuştu. "Sea Angel" neden işe yaradı? İki hece, somut bir imge, benzersiz bir çağrışım. “Desert Storm” neden "Körfez Savaşı"nın önüne geçti? Çünkü insanlar onu hatırlıyordu. Schwarzkopf bu gücü sezdi ve askerlerine seslendi: "Siz ‘Desert Storm'un gök gürültüsü ve şimşeği olmalısınız." Bu cümle Churchillvari bulunan bir retorik olarak tarihe geçti.
Epic Fury: Dört ilkenin sınavı
"Epic", yani “destansı” kelimesi; Homeros'tan bu yana Batı kültüründe tanrısal ve yarı tanrısal güçlerin alanıdır. Sıradan insanlar destanlara konu olmaz; destanlar olağanüstünün hikâyesidir. "Fury" ise hem doğal bir güç imgesi hem de Roma mitolojisindeki intikam tanrıçalarına, Erinye'lere doğrudan bir gönderme taşıyor. Sieminski'nin formülüyle değerlendirirsek bu isim anlamlı mı? Evet, son derece anlamlı. Ama aynı zamanda "Just Cause"un düştüğü tuzağa da yaklaşıyor, yani operasyonun ahlaki çerçevesini tartışmak yerine duygusal sonucunu dayatıyor. Öfke meşrudur, çünkü öfke zaten vardır; sorgulanamaz.
Hedef kitle ilkesi açısından "Epic Fury" açıkça içe dönük bir isim. Mesaj uluslararası müttefiklere ya da bölge halklarına değil, Trump tabanına yönelik. Öfke destansıdır, haklıdır, kutsanmıştır. Bu çerçeve Amerikan iç siyasetinde işe yarar. Ama Sieminski'nin uyardığı o hassas denge burada bozuluyor: İsim bir kitleyi hedef aldığında diğerlerini dışarıda bırakır. Körfez ülkeleri, özellikle ABD'nin üslerini barındıranlar, İran'ın misilleme saldırılarıyla yüz yüze geldiğinde "Epic Fury" onlara ne söylüyor? Hiçbir şey. Bu öfkeden siz de nasibinizi alacaksınız.
Moda meselesine gelince, "Fury" kelimesinin bir öncülü var: 1983'te Grenada işgali "Urgent Fury" adını taşıyordu. Sieminski o ismi aşırı militarist bularak eleştirmişti. "Reluctant Necessity olsaydı daha dürüst olurdu" diyen eleştirmenlerden söz ediyor makalesinde. Kırk yılı aşkın bir süre sonra "Epic Fury", "Urgent Fury"nin hem mirasçısı hem de büyütülmüş versiyonu gibi. Sieminski bu tekrara kesinlikle itiraz ederdi.
Akılda kalıcılık açısından ise "Epic Fury" başarılı sayılabilir. Çünkü sadece kısa, sert, somut bir imge taşımakla kalmıyor; son derece duygusal bir mesajı da içinde barındırıyor. Schwarzkopf'un "Siz fırtınanın gök gürültüsü ve şimşeğisiniz" cümlesine benzer bir retorik zemin sunuyor komutanlara. Ama “Desert Storm”un doğallığına ulaşamıyor; çünkü “Desert Storm” coğrafyayı ve gücü aynı anda anlatıyordu. "Epic Fury" sadece gücü anlatıyor, soyut ve evrensel bir öfkeyi.
Roaring Lion: Farklı bir dil, farklı bir kitle
İsrail'in tercih ettiği "Roaring Lion", yani “Kükreyen Aslan” ismine Sieminski'nin çerçevesinden bakıldığında çok daha bilinçli bir hedef kitle seçimini yansıtıyor.
Aslan imgesi İbrani geleneğinde derin köklere sahiptir. Yahuda'nın sembolü aslandan çiçeklenir; Kudüs'ün armasında aslan yer alır. Bu bağlamda "Roaring Lion" İsrail iç kamuoyuna hem tarihî hem de kutsal bir çerçeve sunuyor. Bu operasyon anlık bir saldırı değil, köklü bir kimliğin tezahürü. Sieminski'nin ikinci ilkesini, yani hedef kitle seçimini, İsrail bu isimle çok daha isabetli uygulamış görünüyor.
Öte yandan "Roaring Lion" uluslararası arenada çok daha askerî bir mesaj taşıyor. “Kükreyen Aslan” ne müzakere eder ne de açıklar, yalnızca güç gösterir. Bu imge İsrail iç kamuoyunda kimlik ve tarih çağrışımı yaparken, bölge halklarına ve Körfez müttefiklerine farklı bir şey söylüyor: Bu operasyon bir anlaşmazlığın değil, bir hâkimiyetin ilanı. "Roaring Lion"ın söylediği şey ise diplomasinin değil, saldırının dili.
Özetle, "Epic Fury" anlamlı ve akılda kalıcı ama propaganda sınırına tehlikeli biçimde yakın. Hedef kitle seçimi dar ve müttefikleri dışarıda bırakıyor. "Roaring Lion" ise iç kamuoyu için güçlü ama uluslararası arenada saldırgan imajı güçlendiriyor.
"Epic Fury" Amerikan gündemini ele geçirdi, medyada tekrarlandı, tartışma çerçevesini belirledi. Bu anlamda teknik olarak başarılı. Mesela, NPR'ın röportaj yaptığı savunma analisti Cancian, ismin eleştiri çekmesinin sürpriz olmadığını ama bu yönetimin agresif üslubunun o eleştiriyi kaçınılmaz kıldığını söylüyor. WION'dan bir analist ise retoriğin "özgürlük satmak"tan "hâkimiyet satmak"a geçtiğini ve "Epic Fury"nin artık kendini satma zahmetine bile girmediğini yazıyor. GlobalSecurity'nin değerlendirmesi ise belki de en keskin olanı: İsim kendi tezini zaten içinde taşıyor. Operasyon başarılı olursa kehanet, başarısız olursa kibir belgesi sayılacak.
Ama Croft'un hatırlattığı gerçek hâlâ geçerli: İsim değiştirmek özü değiştirmez. Operasyonun adı ne kadar destansı olursa olsun, arkasındaki sorular kaybolmuyor. Soruşturmalar sürecek. Fısıltılar devam edecek. Çünkü tarih bize şunu öğretti: En güçlü isimler bile, kapattıkları soruları sonsuza dek gömmüyor. “Epic Fury” belki yarın unutulacak. Ama öfkenin destansı olduğuna, haklı olduğuna, kutsanmış olduğuna dair o ilk çerçeve; o çok daha uzun süre kalacak, literatüre geçecek, her iki tarafın da kahramanlık mitine hem zemin hem de kasnak olacak.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.