24 Nisan 2026

Sosyokültürel değişim ve aile: Temelleri korumak

Küresel etkiler ve modernleşme, toplumun temeli olan aile yapımızı çözülme ve bireyselleşme riskiyle karşı karşıya bırakıyor. Azalan doğumlar ve artan boşanmalarla geleceğimiz tehdit altındayken; millet varlığımızı korumak, aile kurumunu kendi millî ve manevî değerlerimizle yaşatmaktan geçiyor.

Bilindiği gibi dünya genelinde olduğu gibi Türk aile yapısında meydana gelen kırılma ve çözülmeler neticesinde ülkemizde 2025 yılı “Aile Yılı” olarak ilan edildi. Aile yapısında meydana gelen bu kırılmanın çözümüne ilişkin ise toplumda farkındalık oluşturulmaya çalışıldı. Fakat sorun, 2026’da hâlâ devam ediyor. Telekomünikasyonun gelişmesi, internetin icadı ve küresel ölçekte yaygınlaşması; dünyayı küçük bir köy hâline getirdi. Dolayısıyla dünyanın çeşitli kıtalarında bulunan farklı milletlerin din, dil, kültür, sosyo- ekonomik yaşam biçimleri hiçbir dönemde gerçekleşmediği kadar birbirlerini etkilemeye başladı.

Son üç yüzyılda Batılı ülkelerin tıp, matematik, mühendislik, astronomi, hukuk vb. gibi bilim ve teknoloji alanlarında ilerlemeler kaydetmesi; Doğulu ve diğer milletler üzerinde etkinlik ve hâkimiyet kurmalarını kolaylaştırdı. Sosyolojik olarak modernist döneme baktığımızda; ekonomik, teknolojik ve askeri imkânları sayesinde baskın güç hâline gelen Batılı toplumlar; bu imkânları kullanarak kendi değerlerini diğer toplumlar üzerinde bir tür “kültürel hegemonya” olarak yayma eğilimindedirler. Bu perspektif sebebiyle de sadece bilim ve teknoloji alanındaki hâkimiyetleriyle değil, aynı zamanda bu güçle desteklenen yaşam biçimlerini ve sosyokültürel değerlerini küresel ölçekte yayarak, Doğulu toplumların değer yargılarını dönüştürme sürecine öncülük etme iddiasında oldular. Ne yazık ki bu da kapitalist ve materyalist dünya görüşünün ve yaşam biçiminin küresel ölçekte yayılmasına; toplumun iyilik ve yararından çok, bireyin yarar ve çıkarının öne çıkmasına sebep oldu. Elbette bu durumun toplumun temel taşı olan aile kurumuna etkisi olumsuz yönde oldu.

Kapitalizm ve modernleşme kıskacında aile

Aile kurumunun temel yapı taşlarından biri olan kadını sanayide ucuz iş gücü olarak konumlandıran maddeci kapitalist dünya görüşü; kadından hem geleneksel ailevi sorumluluklarını üstlenmesini hem de ekonominin ağır şartları altında çalışmasını bekleyerek onu emek sömürüsünün acımasızlığına itti. Bu durum aile içi dinamikleri olumsuz etkiledi; eşler ve çocuklar arasındaki iletişimin ve ev içi sorumluluk paylaşımının değişmesiyle aile bağları zayıfladı. Modernizm ve kapitalizm, bu bağları zayıflatmakla kalmadı, bireysellik anlayışını önceleyerek onları tamamen zedeleyip aşındırdı. Dolayısıyla aile kurumu, yaşanan bu süreçten ağır bir yara aldı. Batı’da eşlerden ve çocuklardan oluşan çekirdek aile kurumu, kırsal köy ve kasabalarda yaşayan geleneksel inanç ve değerlerine bağlı koyu Hristiyanlar ve Müslümanlar dışında neredeyse kalmadı.

Modernizmin beraberinde getirdiği maddeciliğin güç kazandığı, haz ve hızın yükselen değerler hâline geldiği, dünyevi arzuların bireyleri etkisi altına aldığı günümüzde ise aile kurumu ve onu destekleyen dinî değerler, demode görülerek küçümseniyor. Bu süreçte toplumsallıktan ve diğerkâmlıktan uzaklaşarak aşırı bireyselleşen modern insan; eş, anne ve baba olmanın gerektirdiği sorumlulukları üstlenmek istemiyor, özellikle çocuk sahibi olup onu yetiştirerek topluma kazandırma sürecini bir “yük” görerek bu sorumluluktan kaçınıyor.

Demografik dönüşüm ve ile kurumunun geleceği

Belirtilen nedenler ışığında, Batılı modern yaşam tarzının etkisi altındaki ülkemizde aile kurumunun her geçen gün sarsıldığını söyleyebiliriz. Son yıllardaki istatistiksel veriler, evlilik oranlarında düşüş yaşandığını ve aile birliğini zayıflatan boşanma vakalarının hızlı bir artış gösterdiğini ortaya koyuyor. 2024 yılı verilerine göre 568.395 çift evlendi, 187.343 çift ise boşandı. Bin nüfus başına düşen kaba evlenme hızı 2024 yılında binde 6,65 olarak gerçekleşirken, kaba boşanma hızı binde 2,19 düzeyinde gerçekleşti.[1] Bu veriler, modernleşme süreciyle aile yapısının karşı karşıya kaldığı aşınmanın boyutlarını ortaya koyuyor ve toplumsal geleceğimiz için kritik bir uyarı niteliği taşıyor.

Ülkemizdeki aile kurma ve doğurganlık oranındaki bu hızlı düşüş, önümüzdeki yıllarda nüfusumuzun daha hızlı yaşlanmasına sebebiyet verebilir. Nüfusun yaşlanması, iş gücü piyasasından sosyal güvenlik sistemine kadar birçok sahada yeni sorunları ortaya çıkarabilir ve yeni ihtiyaçlara kapı aralayabilir.

Kutsal bir emanet: Ailede nesil bilinci ve sorumluluk

Kur’ân’ın farklı ayetlerinde belirtildiği gibi evlilik veya aile kurmanın en temel amacı; erkek ve kadın birlikteliğinden oluşan ailenin huzur ve mutluluğunu sağlamak, bedenen ve zihnen sağlıklı nesiller yetiştirmek suretiyle insan soyunun devam etmesine katkıda bulunmaktır.[2] Sağlıklı ve iyi nesiller yetiştirmek ve devamını sağlamak da ancak aile ocağında gerçekleştirilebilir.[3] O hâlde Türk milleti olarak insanlık âlemi içinde millî ve manevi değerlerimizle varlığımızı sürdürmek istiyorsak, en sağlıklı bir şekilde çocuğun var olmasına imkân sağlayan aile kurumunu söz konusu tehlikelerden koruyarak yaşatma yollarını bulmalıyız.

Bunun da yolu kendi kültürümüz, inançlarımız ve değerlerimizle varlığımızı ve insanlığımızı devam ettirebileceğimizi başta ailede olmak üzere eğitim kurumlarımızda uygulayarak öğretmekten geçiyor. Aksi takdirde yeni doğan, değerlerimize sahip genç nesillerimizin olmaması nüfusumuzu hızla yaşlandıracak ve millet varlığımız yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.

Notlar

[1]     https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/54194 e. Tarihi: 17.02.2026.

[2]   Bakara 2/ 223; Nahl 16/72.

[3]    Taşköprîzâde Ahmed Efendi, Ahlâk-ı Adudiyye Şerhi, Şerhu’l-Ahlâki’l-Adudiyye, Çev. Mustakim Arıcı, (İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 2014), 184; Hüsameddin Erdem, Ahlak Felsefesi (Konya: Hü-Er Yayınları, 2005), 149; Selim Özarslan, “Modern Hayatta Ahlâkı Yeniden Kazanmak”, Ahlak, I. cilt, İslam ve Medeniyet Serisi: 4,  İstanbul: Kitap Dünyası Yayınları, 2024, ss. 451-464.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...