17 Şubat 2026

“Monster”ın gölgesinde Almanya: Tarih tekerrür mü ediyor?

Almanya dediğimizde ilk aklımıza gelen figürler genellikle Naziler ve onların elinde şekillenen zifiri karanlık bir geçmiş olur. Peki bugünkü Almanya bu geçmişten ne kadar uzak?

2004 yılında Japon manga sanatçısı Naoki Urasawa, "Monster" adlı animesinde 1990'ların Almanya'sındaki neo-Nazi tehlikesini anlatmıştı. 2025'te aynı tehlike yeni bir kılıkla geri döndü: AfD'nin "Generation Deutschland" adlı gençlik örgütü. Aşırı sağcı olduğu için kapatılan "Junge Alternative" yerine kurulan "Generation Deutschland” adlı bu yeni gençlik örgütünün kongresinde, bir üye Hitler'i andıran bir retorikle konuşmuştu. Karakteristik "r" sesleri, agresif tonlama, "yoldaşlar" hitabı... 50.000 kişi sokaklara döküldü, protesto etti. Ancak kongre salonundaki konuşmalar devam etmişti: "Sürgün, sürgün, sürgün… Almanya tekrar evimiz olana kadar!"

Naoki Urasawa'nın "Monster" adlı yapımı, 1990'lar Almanya'sında geçen bir psikolojik gerilim. Dizinin müzikleri, efsanevi müzisyen David Sylvian'a emanet edilmiş. Sylvian, Filistin aktivisti İngiliz müzisyen Brian Eno ve “Last Emperor” filminin müziğiyle Oscar ödüllü müzisyen Ryuichi Sakamoto ile yakın çalışmış bir isim. Bu Japon-İngiliz müzikal diyaloğu, Almanya'nın karanlık geçmişiyle yüzleşme atmosferini mükemmel tamamlıyor.

“Monster” sadece bir kurgu yapım değil, aynı zamanda Almanya'nın yüzleşmekte zorlandığı gerçeklerin bir aynası. Dizinin 15. bölümünde Türk karakterler merkezdedir. Bir sahnede, Türk dükkân sahibi aç gözlü bir Alman müşteriye gerçek bir Hereke halısını gösterir. "Gerçek halı bu" der, onurla ve mesleki gururla. Urasawa, Türk karakterleri karikatürize etmez; aksine onları haysiyetli, yabancı bir memlekette yaşam mücadelesi veren, kültürlerinde zengin bireyler olarak resmeder.

Bu bölümde neo-Nazi bir örgüt, Frankfurt'taki Türk mahallesini kundaklamayı planlar. Ana karakter Dr. Tenma bu saldırıyı önlemeye çalışırken, dizideki Türkler ona inanmazlar. Ancak diasporadan önde gelen yaşlı bir adam, kendisi gibi yabancı olan bu Asyalı doktorun sözüne inanmayı tercih eder ve komşularını da ikna eder. 1890'da Pasifik'te karaya oturan Osmanlı donanmasını kurtaran Japon subayı General Nogi'nin hikâyesi, bu güven için önemli bir tarihsel veridir. Türk-Japon dostluğunun sembolü olan bu hikâye Dr. Tenma'nın uyarısına karşı Türklerin önyargılarını kırar ve güvenlerini kazanmasını sağlar.

Düsseldorf'ta yaşamış bir manga sanatçısı olarak, Almanya'yı sadece turist gözüyle değil, içeriden bilen biri olarak alan Urasawa; 74 bölüm boyunca şaşırtıcı bir akıcılıkla, hem Berlin Duvarı’nın yıkılışının ardından yaşananları anlatır hem de insanoğlunun içindeki iyilik ve kötülük ile olan mücadelesine ayna tutar. Urasawa’nın bu bölümde işlediği konu da 1993 Solingen kundaklamasına açık bir göndermedir. Beş Türk'ün neo-Nazi saldırısında hayatını kaybettiği o trajik olay. Ve şaşırtıcı olan şu ki: 20 yıl sonra, bu anime; artık sadece bir tarihsel belge değil, aynı zamanda güncel bir uyarı...

Bugün Almanya’da yapılan son anketler çarpıcı bir tablo çiziyor: Aşırı sağ AfD, %26 oy oranıyla Almanya'nın birinci partisi durumunda. Şubat 2025 seçimlerinde %20,8 alan parti, on ay içinde tarihî bir sıçrama yaptı.

Almanya’da aşırı sağ AfD partisinin yükselişinin elbette pek çok sebebi var.

Son yıllarda dikkat edilmesi gereken nokta ise AfD’nin TikTok videoları üzerinden seçmenleri hedef alması. AfD’nin resmi TikTok hesabı diğer tüm Alman partilerinin toplamından daha fazla takipçiye sahip. Ortalama video erişimi ise 430.000 civarında. Anne Frank Eğitim Merkezi’nin 2024 tarihli raporuna göre AfD özellikle feminizm, LGBTİ hakları ve mülteci hakları karşıtlığı ile öne çıkıyor. Ancak en ilgi çekici noktalar Türk seçmenlere hitap ettikleri mesajlarda yatıyor. Türkçe altyazıyla yayınladıkları mesajlarda, Türkleri “yerleşik göçmen” olarak tanımlanırken, Suriyelileri ise “yeni gelenler” olarak hedef gösteriyor. Türkler ve Suriyeliler arasında ayrım yaparak; yeni gelen Suriyelilerin, Türklerin evlerini ve işlerini almak istediklerini vurguluyor.

Özellikle “SS’de herkes suçlu değildi” cümlesiyle bilinen, AfD Avrupa Parlamentosu üyesi Maximillian Krah’ın 2024 yılında Solingen’deki bir Türk berberinde tıraş olurken yayınladığı videosu dikkat çekmişti. Krah, 2013’ten beri 8 milyon mültecinin geldiğini ve çoğunun çalışmadığını ve çalışmak istemediğini söylerken, “İslam’a karşı mısınız?” sorusuna; “Din iyidir ama insanları havaya uçurmak için bir sebep olarak kullanılmamalıdır” cevabını veriyor. 2,8 milyon görüntülenme alan bu paylaşımda Erdoğan’a saygısını dile getiren Krah, Türk-Alman iş birliğinin de tarihsel kökenlerine vurgu yapıyor.

Yabancı karşıtı bir parti, yabancılara kendi dillerinde propaganda yapıyor. Kamuda düşman, arka kapıda oy avcısı. “Monster”daki neo-Nazi lider karakterinin sözleri kulağımda çınlıyor: İdeoloji bir yana, güç için her yol mubah.

Düşman değişiyor, mekanizma aynı kalıyor

İtalyan düşünür Umberto Eco, 1995'te yazdığı ünlü makalesinde bir uyarıda bulunmuştu: "Ur-Faşizm her zaman etrafımızda, bazen sivil kıyafetler içinde dolaşıyor. Biri çıkıp 'Auschwitz'i yeniden açmak istiyorum' dese ne kadar kolay olurdu. Ama hayat o kadar basit değil. Ur-Faşizm en masum kılıklar altında geri gelebilir."

AfD'nin TikTok stratejisine baktığımızda, Eco'nun tarifini satır satır görüyoruz. Eco, faşizmin "bulanık bir totalitarizm" olduğunu, çelişkili fikirlerin bir "arı kovanı" gibi işlediğini söylüyordu. Nasıl ki Mussolini'nin faşizmi krallık ile devrimi, kiliseyle şiddeti, mutlak devlet kontrolüyle serbest piyasayı bir arada barındırabiliyorduysa, bugünün AfD'si de yabancı düşmanlığıyla göçmen oy avcılığını, İslam karşıtlığıyla Erdoğan övgüsünü aynı anda yürütebiliyor.

Eco'nun saydığı Ur-Faşizm'in 14 özelliğinden en az beşi AfD'nin TikTok stratejisinde net görünür: Gelenekçilik kültü (Türk-Alman tarihi kardeşliği vurgusu), farklılık korkusunun istismarı (Suriyelilere karşı Türkleri kışkırtma), komplo saplantısı ("Yeni gelenler işlerinizi çalıyor" cümlesi), seçici popülizm (TikTok'ta "halkın sesi" rolü oynamak), ve yeni dil kullanımı (basit, eleştirel düşünceyi engelleyen TikTok retoriği).

Alman İçişleri Bakanlığı, Aralık 2025'te yayınladığı raporda Generation Deutschland'ı "ırkçı ve etnosantrik ulus anlayışı" ve "özgür demokratik düzene düşmanlık" nedeniyle uyardı. Rapor, yeni örgütün kapatılan Junge Alternative ile "açık devamlılık" gösterdiğini tespit etti. Ancak AfD umursamadı bile.

En çarpıcı benzerlik ise Eco'nun "bulanık totalitarizm" tanımında yatıyor. Eco’ya göre "Faşizmden emperyalizmi çıkarın, Franco ve Salazar'ı elde edersiniz. Sömürgeciliği çıkarın, Balkan faşizmini bulursunuz." Bugün de benzer bir oyun oynarsak, AfD'nin söyleminden açık ırkçılığı çıkarın, "entegrasyon" retoriği kalır. Nazi sembollerini çıkarın, "demokrasi savunuculuğu" iddiası kalır. Şiddeti çıkarın, "güvenlik kaygısı" kalır.

Eco'nun en keskin tespiti ise şuydu: "Tek bir özellik bile yeterlidir, faşizmin etrafında pıhtılaşması için." AfD'nin TikTok videolarında bu "tek özellik" sürekli tekrarlanan bir tema: Ötekileştirme. 1990'larda “Monster” animesindeki neo-Naziler Türkleri hedef alırken, bugün AfD Suriyelileri hedef alıyor ve Türkleri araç olarak kullanıyor. Düşman değişiyor, mekanizma aynı kalıyor.

Eco makalesini şu satırlarla bitiriyordu: "Özgürlük ve kurtuluş, sonu olmayan bir görevdir." “Monster”ın Dr. Tenma'sı da aynı gerçeği anlamıştı: Faşizme karşı mücadele asla bitmez, sadece biçim değiştirir. 1990'larda yakılan evler, 2025'te viral videolara dönüşmüş durumda. Eco'nun uyardığı gibi, "parmağımızı her yeni örneğe doğrultmak" zorundayız. Her gün, dünyanın her yerinde. 2026’da yapılacak olan eyalet seçimleri, Almanya'daki 3 milyon Türk için tam da Eco'nun çağrısına yanıt verme, Ur-Faşizm'in yeni kılığını tanıma ve reddetme fırsatı olabilir.

Hangi söylem samimi, hangisi sadece oy avcılığı?

Peki AfD neden bu kadar çelişkili bir taktik izliyor? Cevap basit: 2024 Çifte Vatandaşlık Yasası sayesinde artık çok daha fazla Türk kökenli kişi oy kullanabiliyor. Ve rakamlar görmezden gelinemeyecek kadar büyük: Almanya'da 2024 itibarıyla yaklaşık 3 milyon Türkiye kökenli insan yaşıyor. Sadece Türk vatandaşları 1,55 milyon, Alman vatandaşlığına geçenler 1,1 milyon, çifte vatandaşlar 338 bin. Toplam yabancı nüfusun yüzde 22'si, Almanya'nın toplam nüfusunun yüzde 3,5'i.

Almanya'da yaklaşık 2.800-2.900 ibadethanesi var, bunların 900 kadarı Diyanet'e bağlı. 75.000-80.000 Türk işletmesi, 370.000 civarında istihdam sağlıyor ve yıllık 35-36 milyar euro ciro yaratıyor. Artık Türkler görmezden gelinemeyecek kadar büyük bir siyasi güç. Ve tüm partiler onların oyunu istiyor.

“Monster”da Dr. Tenma'nın Türk mahallesini kurtarma çabası, dizinin temel mesajını yansıtıyor: Her hayatın eşit değerde olduğu ve hoşgörünün güç olduğu bir dünya vizyonu. Urasawa'nın açıkça anti-faşist duruşu ve Türk göçmenleri şefkatle, gerçekçi insan hikâyeleriyle anlatma çabası, 2025 Almanya'sında siyasetçilerden beklenen minimum standart olmalı. Ne yazık ki AfD'nin Türkçe TikTok videoları, bu standardın ne kadar uzağında olduklarını gösteriyor.

Bugün Almanya'da yaşayan Türkler, “Monster”daki karakterler gibi bir güven arayışı içinde: Hangi parti gerçekten onları temsil edecek? Hangi söylem samimi, hangisi sadece oy avcılığı?

“Monster”ın verdiği mesaj açık: Faşizm ve yabancı düşmanlığı asla geçmişte kalmaz, sürekli yeni kılıflara bürünür. 1988’de Schwandorf'ta dört kişi yanarak can vermişti. 1992’de Mölln'de üç Türk öldürüldü. 1993’de Solingen'de üçü çocuk beş kişi can verdi. 2000-2007 arası NSU cinayetlerinde on kişi hayatını kaybettiğinde Alman medyası "döner cinayetleri" demişti. 2020 Hanau katliamında dokuz Türk öldürüldüğünde Alman polisi yine aynı refleksi göstermişti: "Türk mafyası." Aileler şüpheli muamelesi görmüştü. Şimdi ise yeni formül: Türkler "iyi göçmen", Suriyeliler "kötü göçmen". Eco'nun dediği gibi, "tek bir özellik yeter, faşizmin pıhtılaşması için"… Hep ve sadece ötekileştirme.

Urasawa'nın anime dünyasında gösterdiği gibi, gerçek dünyada da asıl canavar, toplumları birbirine düşüren nefret söylemi. Ve bu canavara karşı en güçlü silah, bilinçli bir seçmen kitlesinin oy sandığındaki tercihleri olacak.

TikTok gibi platformlarda her şey görünür, her şey paylaşılır, her şey "şeffaf". Ama bu şeffaflık, gerçek niyetleri gizlemenin en etkili yöntemi hâline gelmiş durumda. AfD'nin 2,8 milyon izlenen berber videosu tam da bu: Görünürde samimi bir diyalog, derinlerde hesaplı bir manipülasyon. “Monster” animesinin 74 bölümde anlattığı karmaşık psikoloji, bugün 60 saniyelik TikTok kliplerinde sloganlaştırılmış. Eco'nun uyardığı Ur-Faşizm'in "masum kılıkları" artık algoritmaların içinde saklanıyor. 1990'larda evler yakılıyordu, 2025'te viral videolar üretiliyor. Yöntem değişiyor, niyet aynı kalıyor. Faşizm artık çizmeleriyle gelmiyor, akıllı telefonlarımızın ekranlarından sızıyor.

Notlar

*INSA Anketi (Aralık 2025): AfD %26, CDU/CSU %25.5, SPD %15.5 Kaynak: PolitPro Election Tracker (https://politpro.eu/en/germany)

*GMS Anketi (23 Aralık 2025 - 5 Ocak 2026): AfD %27, CDU/CSU %24

Kaynak: Brussels Signal, "AfD reaches biggest-ever lead over CDU" (6 Ocak 2026)

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...