20 Şubat 2026

Kızıldeniz’de kardeşlik: Türkiye–Sudan hattı

Kızıldeniz’in iki yakasında yazılan dostluk hikâyesi … Türkiye ile Sudan, tarihî bağlarını stratejik ortaklığa dönüştürüyor. Sevakin’den insani yardımlara, enerjiden eğitime uzanan bu ilişki; çıkar değil, medeniyet ve ortak gelecek vizyonu üzerine yükseliyor.

Bazı dostluklar çok gürültü çıkarmaz; derinden, sessizce ama sağlam bir şekilde büyür. Türkiye ile Sudan’ın ilişkisi tam da böyle bir hikâyedir. Bir yanda Osmanlı’dan miras kalan tarihî bağlar, diğer yanda modern çağın stratejik iş birlikleri. Kızıldeniz’in iki yakasında, kalbi aynı ritimde atan iki milletin ortak kaderi yeniden şekilleniyor.

Tarihin izinde: Osmanlı’dan bugüne

Sudan, 16. yüzyıldan itibaren Osmanlı coğrafyasının bir parçasıydı. Kahire’den gönderilen sancak beyleri, Hartum’a kadar uzanan yönetim ağını kurdu. Bugün bile Sudan’ın bazı bölgelerinde Osmanlı döneminden kalan yapılar, mezar taşları ve isimler hâlâ yaşamaktadır. Ama Türkiye’nin Sudan’la bağı sadece tarihî bir hatıradan ibaret değildir. Bu bağ, yüzyıllar sonra bile kardeşlik, inanç ve ortak kader duygusuyla diri kalmayı başarmıştır. Cumhuriyet döneminde de bu sıcak ilişki devam etmiştir; ancak asıl ivme, 2000’li yıllardan itibaren başlamıştır.

2000’ler: “Afrika açılımı”nın parlayan yıldızı Sudan

Türkiye, 2005 yılında “Afrika Açılımı” politikasını başlattığında, Sudan bu açılımın merkezinde yer almıştır. Ankara, kıta genelinde dostluk köprüleri kurarken, Hartum bu yeni dönemin en güçlü ortağı olmuştur.

O yıllarda Türkiye: Hartum’da büyükelçilik açtı, Sudan’a insani yardım ve altyapı desteği sağladı, TİKA, Diyanet ve Maarif Vakfı üzerinden sosyal projeler yürüttü, eğitim, sağlık ve ticaret alanlarında ortaklıklar geliştirdi. Türkiye, Afrika’yı “yardım edilmesi gereken kıta” olarak değil, eşit ortak olarak gören nadir ülkelerden biri olmuştur. Bu yaklaşım da, Sudan halkında derin bir karşılık bulmuştur.

Kızıldeniz’in kalbi: Sevakin Adası ve stratejik dostluk

2017 yılı, Türkiye-Sudan ilişkilerinde bir dönüm noktası olmuştur. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Hartum ziyareti sırasında imzalanan anlaşmalarla Türkiye, Sevakin Adası’nın restorasyonu ve kullanım hakkını aldı. Bu sadece bir ada anlaşması değildi;bir güven ilanıydı. Sevakin, Osmanlı döneminde Hicaz’a giden hacıların uğrak noktasıydı. Bugün Türkiye’nin burayı yeniden ihya etme çabası, tarihî bir hatırayı canlandırmanın ötesinde, Kızıldeniz’deki varlığını güçlendirme hamlesi olarak da okunmaktadır.

Bu adım, Mısır’dan Suudi Arabistan’a, hatta ABD’ye kadar birçok ülkenin dikkatini çekmiştir. Çünkü Sevakin, coğrafi olarak stratejik, sembolik olarak da tarihî bir değere sahiptir.

Zor zamanlarda dostluk: Darbeler, iç savaşlar ve Türkiye’nin tavrı

Sudan, son yıllarda siyasi fırtınaların merkezinde kalmıştır: Ömer el-Beşir döneminin sona ermesi, ardından yaşanan iç çatışmalar, askeri yönetim ve siviller arasındaki çekişme… Bu çalkantılı süreçte Türkiye’nin tavrı dikkat çekici olmuştur: Denge, saygı ve kardeşlik.

Ankara, Sudan’ın iç işlerine karışmadan, “Sudan halkının iradesine saygı” çizgisini korumuştur. Ne darbeyi alkışlamış ne de taraf tutmuştur. Bunun yerine “istikrar, diyalog ve Sudan’ın birliği” vurgusu yapmıştır.

Ayrıca TİKA ve AFAD gibi kurumlar, savaşın ve yoksulluğun vurduğu bölgelerde yardım elini uzatmayı sürdürmüştür. Bu tavır, Sudan halkı nezdinde Türkiye’ye karşı samimi bir güven duygusu oluşturmuştur.

Bugün: Yeni bir ortaklık eşiğinde

2025 yılı itibarıyla Türkiye-Sudan ilişkileri, yeniden yapılanma ve ekonomik kalkınma ekseninde ilerlemektedir. Sudan, savaşın yaralarını sararken; altyapı, enerji ve tarım projelerine yatırım yapmaya çalışmaktadır.

Türkiye ise bu süreçte; enerji altyapısı yatırımları, tarım teknolojisi transferi, eğitim bursları, sağlık iş birlikleriyle yeniden sahadadır. Özellikle Türk iş insanlarının Sudan’a ilgisi de artmaktadır. Bu, sadece bir ekonomik yatırım değil, aynı zamanda Afrika’nın geleceğine duyulan inanç anlamına gelmektedir.

Kızıldeniz’de yeni bir vizyon

Kızıldeniz artık sadece bir deniz değil, küresel rekabetin yeni rotası durumundadır. ABD, Çin, Rusya, Körfez ülkeleri… Herkes burada bir “etki alanı” kurmaya çalışmaktadır. Ama Türkiye’nin durumu biraz farklı; Ankara bu bölgeye silahla değil, medeniyetle, ortaklıkla, tarihî bağlarla yaklaşmaktadır.

Bu nedenle Türkiye-Sudan hattı, sadece diplomatik bir ilişki değil - aynı zamanda medeniyet eksenli bir stratejik vizyondur. Bir yanda Asya’ya uzanan ticaret yolları, diğer yanda Afrika’nın üretim gücü… Bu iki ülkenin iş birliği, önümüzdeki on yılda bölgenin kaderini değiştirebilecek potansiyele sahiptir.

Kardeşliğin gücü

Türkiye-Sudan ilişkisi, çıkar değil vicdan temelli bir ilişkidir. Petrol, maden, para... Bunların hepsi bir yana; asıl mesele, iki ülkenin kalbinde aynı duygunun yaşamasıdır: Birlikte yükselme arzusudur. Kızıldeniz’in kıyısında bir gün, Sevakin’de Türk ve Sudanlı gençlerin el ele geleceğe yürüdüğünü göreceğiz. İşte o zaman bu hikâye tamamlanacaktır.

Türkiye ve Sudan; tarihin derinlerinden gelen bir dostluğu, bugünün şartlarında yeniden inşa etmektedir. Bu dostluk; sömürgecilikten bağımsız, çıkarcılıktan uzak, adil ve onurlu bir ortaklığın simgesidir.

Kızıldeniz’in rüzgârı artık yeni bir çağdan esmektedir. Ve o çağın adı: Afrika’nın uyanışı, Türkiye’nin vizyonu, Sudan’ın yeniden doğuşu olacaktır.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...