İnsan neden kendisiyle barışık olamaz?
İnsanın en zorlu mücadelesi çoğu zaman kendi içindedir. Kusursuzluk beklentisi, geçmişin yükü, kıyaslama alışkanlığı ve olumsuz iç ses huzuru gölgeler. Oysa gerçek barış; kendini kabul etmek, kendine merhamet göstermek ve kendi değerini fark etmekle başlar.
İnsanlık tarihi boyunca savaşlar, krizler, ekonomik sıkıntılar ve toplumsal çatışmalar hep yaşanmıştır. Ancak bunların arasında en sessiz, en görünmez ve belki de en yorucu mücadele, insanın kendi içinde verdiği mücadeledir. Çünkü bazen insanın en büyük rakibi karşısındaki kişi değil, aynaya baktığında gördüğü kişidir.
Bugün milyonlarca insan; iyi bir işe, güzel bir eve, güçlü ilişkilere veya maddi imkânlara sahip olmasına rağmen, iç huzuru bulamıyor. Geceleri başını yastığa koyduğunda kendisini eksik, yetersiz, başarısız ya da değersiz hissedebiliyor. Bunun temelinde ise kişinin kendiyle barışık olmaması yatıyor.
Peki, insan neden kendisiyle barışık değildir?
Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Çünkü insan karmaşık bir varlıktır. Duyguları, düşünceleri, geçmişi ve yaşadığı deneyimler onun iç dünyasını şekillendirir. Ancak genel olarak bakıldığında, kişinin kendisiyle olan çatışmasının birkaç temel nedeni var:
İlk neden, kusursuz olma isteği
Modern dünya; insanlara sürekli daha başarılı, daha güzel, daha zengin ve daha güçlü olmaları gerektiğini söylüyor. Reklamlar, sosyal medya paylaşımları ve popüler kültür, adeta kusursuz insan modeli oluşturuyor. İnsanlar da bu hayali standarda ulaşmaya çalışırken, kendilerini yetersiz görmeye başlıyor.
Oysa hayat kusursuz insanların değil, eksikleriyle yaşamayı öğrenen insanların hikâyesidir. Bir ağacın bütün dalları aynı değildir. Bir nehrin bütün kıvrımları kusursuz görünmez. Doğanın kendisi bile kusursuz değilken, insanın kusursuz olmayı beklemesi ise hiç gerçekçi değildir.
İkinci neden, geçmişin ağırlığı
Birçok insan yıllar önce yaptığı hataları hâlâ sırtında taşıyor. Söylenmiş bir söz, kaçırılmış bir fırsat, yanlış verilmiş bir karar ya da başarısız olmuş bir girişim, zihinlerde tekrar tekrar canlanabiliyor. Zaman ilerler ama bazı insanlar geçmişte yaşamaya devam eder. Oysa geçmiş, ders alınacak bir öğretmendir; ömür boyu taşınacak bir yük değildir.
Kendisiyle barışık olmayan insanlar, çoğu zaman geçmişteki hatalarını kişiliklerinin tamamı olarak görürler. Bir hata yaptıkları için kendilerini tamamen başarısız ilan ederler. Hâlbuki hata yapmak insan olmanın doğal sonucudur.
Üçüncü neden, sürekli başkalarıyla kıyaslanma alışkanlığı
Belki de çağımızın en büyük hastalıklarından biri de budur. İnsan kendi hayatını başkasının hayatıyla ölçmeye başladığında huzurunu kaybeder. Çünkü her zaman daha zengin, daha başarılı, daha güzel veya daha mutlu görünen birileri olacaktır.
Sosyal medya bu kıyaslama kültürünü daha da büyütüyor. İnsanlar başkalarının hayatlarının en parlak anlarını görürken, kendi hayatlarının sıradan anlarıyla karşılaştırma yapıyor. Sonuç ise çoğu zaman hayal kırıklığıdır. Oysa herkesin yolculuğu farklıdır. Bir insanın başarısı diğerinin başarısızlığı anlamına gelmiyor.
Dördüncü neden, çocukluk yıllarında yaşanan olumsuz deneyimler
Sürekli eleştirilen, küçümsenen veya değersiz hissettirilen bireyler; büyüdüklerinde de aynı sesi içlerinde taşımaya devam ederler. Yıllar geçse bile zihnin bir köşesinde şu cümleler yankılanabilir:
"Yeterince iyi değilsin."
"Daha iyisini yapabilirdin."
"Sen başaramazsın."
Bu iç ses zamanla kişinin kendisine karşı en sert eleştirmeni hâline gelebiliyor. İnsan dışarıdan ne kadar güçlü görünürse görünsün, içindeki bu yargılayıcı sesle mücadele etmek zorunda kalıyor.
Çözüm: Kendine karşı merhametli olmak
Peki bütün bunların çözümü nedir? Her şeyden önce insan kendisini olduğu gibi kabul etmeyi öğrenmelidir. Kabul etmek teslim olmak değildir. Kabul etmek; güçlü ve zayıf yönlerini dürüstçe görmek demektir. Bir insanın eksikleri olabilir, hataları olabilir, yanlış kararları olabilir. Ancak bunların hiçbiri onun değerini belirlemez.
İkinci olarak, insan kendisine karşı daha merhametli olmalıdır. Dikkat edilirse insanlar sevdikleri bir dost hata yaptığında onu teselli eder, destek olur ve yeniden ayağa kalkmasına yardımcı olur. Fakat aynı insanlar kendileri hata yaptığında acımasız davranabilirler. Oysa kişinin en yakın dostu yine kendisi olmalıdır. İnsan kendisine düşman gibi değil, yol arkadaşı gibi davranmalıdır.
Üçüncü çözüm, geçmişle barışmaktır. Geçmiş değiştirilemez. Dün söylenen sözler geri alınamaz. Kaçırılan fırsatlar geri getirilemez. Ancak geçmişten öğrenmek mümkündür. Hayat ileriye doğru yaşanır. Sürekli geriye bakarak yürümeye çalışan biri nasıl düşerse, geçmişine takılı kalan insan da geleceğini sağlıklı bir şekilde inşa edemez.
Dördüncü olarak insan kendi değerini dışarıdaki ölçütlere bağlamamalıdır. Maaşı, makamı, görünüşü veya sahip olduğu eşyalar insanın gerçek değerini belirlemez.
Değer; karakterde, vicdanda, dürüstlükte ve insanlıkta
Maddi başarılar zamanla değişebilir. Ancak iyi bir insan olabilmek kalıcı bir değerdir. Bir başka önemli adım da kişinin kendisine zaman ayırmasıdır. Yoğun hayat temposu içinde birçok insan, kendi sesini duyamaz hâle gelir. Sürekli koşturmacada, bir yerlere yetişmeye çalışılmakta ve aşırı tüketimde. Ancak insan zaman zaman durup kendisini dinlemelidir: Ne hissediyorum? Ne istiyorum? Neden mutsuzum? Neden huzursuzum? Bu soruların cevapları çoğu zaman insanın kendi içinde saklıdır.
Kendisiyle barışık olmak, bir günde gerçekleşen bir olay değildir. Bu bir süreçtir. Bazen uzun sürer. Bazen de zorludur. Ancak her adım, insanı biraz daha özgürleştirir. Çünkü iç huzur, dış dünyadan satın alınabilecek bir şey değildir. En lüks evlerde de huzursuz insanlar vardır. En yüksek makamlarda da mutsuz insanlar bulunur. Buna karşılık mütevazı bir hayat yaşayan ama kendisiyle barışık olan insanlar da vardır.
Gerçek zenginlik insanın kendi ruhunda hissettiği huzurdur
Sonuç olarak, insanın kendisiyle barışık olmamasının temelinde korkular, geçmiş yaralar, kıyaslamalar ve kusursuzluk beklentileri yatar. Ancak çözüm, yine insanın kendi içindedir. Kendini kabul etmek, kendine merhamet göstermek, geçmişten ders alıp yoluna devam etmek ve kendi değerini fark etmek; bu yolculuğun en önemli adımlarıdır.
Belki de mutluluğun sırrı, kusursuz bir insan olmakta değil; kusurlarına rağmen kendini sevebilmekte saklıdır. Çünkü insan hayatındaki en uzun ilişkiyi kendisiyle yaşar. Bu nedenle kişinin kendi kalbiyle yaptığı barış, kurması gereken en değerli barıştır.

Olmak ya da Olmamak - Tiyatro, Hayat ve İnsan
Sanatın 6. dalı tiyatro, sahnede sadece bir oyun sunmuyor aynı zamanda hayatı ve insanı da anlatıyor. Dünyaca ünlü yazar William Sheakspeare’nin “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu” sözünden ilham aldığımız podcast serimizde; tiyatroyu, alanının uzman isimleriyle konuşuyoruz..

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.