Güven erozyonu: 2026’da Deepfake tehdidi
“Görerek inanma” çağının sonuna mı geliyoruz? Deepfake teknolojilerinin ucuzlayıp yaygınlaşması, 2026’da siber suçları bir hizmet modeline dönüştürüyor. Yapay zekâ, güveni hedef alırken bireyden kuruma herkes için yeni bir dijital okuryazarlık zorunlu hâle geliyor.
Dijital dönüşümün hızı, toplumsal kabullerimizi ve en temel savunma mekanizmalarımızı sarsmaya devam ediyor. Doğanın teyit mekanizması olarak kabul ettiğimiz görerek inanma, yapay zekânın sunduğu sentetik gerçeklik katmanıyla birlikte artık işlevini sanal dünyada yitirmiş durumda. 2026 başlarken, literatürde Deepfake olarak anılan dijital veri manipülasyon tekniği bir güven krizine dönüşüyor.
Deepfake’in arkasındaki teknik mimari, Üretken Çekişmeli Ağlar (GAN) dediğimiz bir yapıyla işliyor. Bu süreci, biri kusursuz sahteyi üretmeye çalışan, diğeri ise bu sahteyi yakalamaya odaklanan iki yapay zekâ modelinin mücadelesi gibi düşünebiliriz. Sorun şu ki; bu teknoloji artık sadece dev Hollywood stüdyolarının veya sofistike devlet laboratuvarlarının tekelinde değil. Bugün karşı karşıya olduğumuz asıl tehlike, bu teknolojinin yıkıcı bir hızla demokratikleşmesi.
Kaspersky’nin 2026 projeksiyonlarını içeren güncel raporları, deepfake teknolojilerinin maliyetlerin ne denli düştüğünü gözler önüne seriyor. Raporlarda, bir zamanlar binlerce dolarlık yatırım gerektiren süreçlerin, bugün bir video için 50, bir ses kaydı için ise sadece 30 dolar seviyelerine inmiş durumda olduğu anlatılıyor.
Bu tabloyu stratejik bir perspektifle okumak gerekirse: Eskiden bir finans kuruluşunu veya bir bireyi hedef almak, ciddi bir lojistik ve entelektüel sermaye gerektirirdi. 2026 vizyonunda ise siber suç dünyası, gelişmiş saldırı araçlarının bir manav reyonundan mandalina seçmek kolaylığıyla temin edilebildiği bir "Hizmet Olarak Deepfake" (Deepfake-as-a-Service) modeline evrilmiş durumda. Artık tehlike sadece statik bir video değil; video konferanslarda gerçek zamanlı (live) maske değiştirebilen, ses tınısını anlık taklit edebilen bir asimetrik tehdit unsuru.
Bu tehdidin somut çıktıları, siber güvenliğin artık sadece teknik bir konu değil, bir risk yönetimi meselesi olduğunu kanıtlıyor. Hong Kong’da yaşanan ve bir şirketin CFO’sunun görüntüsüyle 25 milyon doların buharlaştırıldığı vaka, kurumsal hiyerarşilerin görsel teyit üzerine kurulu savunma stratejilerinin ne kadar hazırlıksız olduğuna bir örnek.
Tehlike sadece makro ekonomiyle de sınırlı değil; 77 yaşındaki bir hanımefendinin sentetik bir aşk hikâyesi uğruna birikimini kaybetmesi veya lise öğrencilerinin maruz kaldığı dijital şantaj vakaları, toplumun en küçük hücrelerine kadar sızan bir etik çürüme riskine işaret ediyor.
Dijital savunma sanatı: Yeni bir okuryazarlık
Siber güvenlik paradigması, 2026 dünyasında sadece yazılımsal duvarlar örmek değil, bir dijital olay yeri incelemesi yetkinliği kazanmaktır. Bu yeni dönemde hayatta kalabilmek için şu stratejik adımlar kritik önem taşıyor:
- Dijital parmak izlerini koruyun: Bir saldırı anında ilk refleks veriyi silmek değil, kanıt almak olmalıdır. Ekran görüntüleri ve metadata bilgileri, hukuki süreçlerde en önemli belgeler olacaktır. (En azından ben öyle düşünüyorum fakat konunun uzmanlarının bu konuda görüşü önemli olacaktır.)
- Platform ve hukuk entegrasyonu: Sosyal medya devlerinin bildirim mekanizmalarını aktif kullanırken, özel hayatın gizliliği ve telif hakları üzerinden hukuki bariyerleri zorlamak bir vatandaşlık görevidir. Yani kullandığımız platformların kullanıcıları ve verilerini de koruması gerekir.
- İtimat kontrole mâni değildir (Trust but Verify): Soğuk Savaş döneminin bu ünlü mottosu, bugün dijital ikili ilişkilerimizin temel taşı olmalı. Sizi arayan görüntü veya sese mutlak gerçek muamelesi yapmak yerine; ikinci bir kanaldan teyit etmek veya sadece tarafların bilebileceği güvenlik soruları sormak bir temel yaşam becerisidir.
Sonuç olarak, yapay zekâ ekonomisi bizlere verimlilik ve hız vaat ederken, karşılığında en değerli varlığımızı; gerçeğe olan güvenimizi talep ediyor. Önümüzdeki yıllarda teknolojik adaptasyonumuz kadar, şüpheci akıl yürütme kabiliyetimiz de başarımızı belirleyeceğe benziyor. Çünkü aklımızla görmeye başlamak ve şüpheci olmak zorunda olduğumuz bir dönemin eşiğinden geçmiş bulunuyoruz.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.