13 Ekim 2026

Futbolun büyük illüzyonu: Infantino’ya mecbur muyuz?

Şeffaflıktan uzak yönetimi ve oyunu ticarethaneye çeviren zihniyetiyle Infantino, futbolun ruhunu satıyor. Karşısına aday çıkmaması başarısından değil, kurduğu korku ve çıkar düzeninden kaynaklanıyor. Dünya futbolu paraya tapan bu karanlık sisteme asla mecbur değil!

Gianni Infantino'nun FIFA başkanlığı koltuğunda oturmaya devam etmesi, modern futbol dünyasının en büyük ve en tehlikeli illüzyonlarından biri. İsviçreli spor yöneticisi, göreve geldiği ilk günden bu yana ardı ardına patlak veren krizlere, alelacele rafa kaldırılan gizli projelere ve şeffaflıktan fersah fersah uzak yönetim anlayışına rağmen, adeta bir ‘Houdini’ numarası yaparak her türlü eleştiriden sıyrılmayı başarıyor. Küresel futbol kamuoyuna ve delegelere pompalanan temel anlatı, Infantino'nun alternatifsiz ve yıkılmaz olduğu yönünde. Oysa asıl gerçek, futbolun devasa güç aygıtına karşı çıkacak etik cesareti kimsenin toplayamaması. Sepp Blatter döneminin enkazı üzerine şeffaflık vaadiyle gelen Infantino, o enkazı kaldırmak yerine kendi kapalı devre şirketini kurdu. Futbolun patronu olmak, yeşil sahaların ruhunu, tarihini ve taraftarın tutkusunu korumak anlamına gelmesi gerekirken, bu dönem oyunun tamamen bir borsa kağıdına, acımasız bir yatırım fonuna dönüştürülmesiyle tarihe geçecek.

Mevcut FIFA sistemi, muhalefetin zayıflığından, korkaklığından ve pragmatizminden beslenerek büyüyen bir otokrasi hâlini aldı. Eleştirmenlerin haftalarca süren haklı itirazları, FIFA'nın kapalı kapılar ardında ustalıkla ördüğü çıkar ağlarına çarpıp un ufak oluyor. 56 yaşındaki yönetici, dördüncü ve son dönemi için hazırlanırken, karşısına güçlü, vizyoner ve temiz bir adayın çıkamaması, onun üstün başarısını kanıtlamıyor. Aksine dünya futbolunu yöneten sistemin ne derece hastalıklı, çürümüş ve statükocu bir yapıya büründüğünü gösteriyor. Futbolun asli unsurları olan taraftarlar, tutkuyla oynayan oyuncular ve oyunun yüzyıllık tarihi, yerini lüks localarda imzalanan sponsorluk anlaşmalarına, yayın gelirlerinin acımasız dağıtımına ve şaibeli küresel yatırım planlarına bırakıldı.

Ticarethane zihniyeti ve şeffaflık krizi

Bu hastalıklı ve paraya tapan yapının en somut örneği, şüphesiz FIFA İleri Girişim (FFE) adı altında ortaya atılan karanlık plan. Son derece kârlı geçen bir Dünya Kupası'nın hemen ardından, futbolun en büyük ve en kutsal organizasyonunu ticari bir yan kuruluşa devretme çabası, Infantino'nun asıl niyetini tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. Dünya Kupası'nın ticari haklarını, karar alma mekanizmalarını ve ruhunu özel sermaye fonlarına peşkeş çekmeyi hedefleyen bu girişim, gelen büyük tepkiler üzerine aceleyle rafa kaldırılmış gibi görünse de tehlike geçmiş değil. Planın ana yatırımcısının ABD eski Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'in kardeşi Josh Kushner'e ait bir girişim sermayesi şirketi olması, meselenin basit bir pazarlama hamlesinden öte, küresel bir siyasi ahbap-çavuş kapitalizmi olduğunu belgeliyor.

FFE projesi etrafında dönen yoğun gizlilik, Infantino'nun yönetim tarzının değişmez, karakteristik bir parçası. Avrupa futbolunun çatı kuruluşu UEFA'nın, bu projenin belgelerine erişmek için ABD mahkemelerinde hukuki mücadele başlatmak zorunda kalması, durumun vahametini gözler önüne seriyor. Ortada dürüstçe tasarlanmış, futbolun tabanının yararına olan bir proje varsa, detaylar neden inatla ve milyonlarca dolarlık avukat ordularıyla gizleniyor? Bu şeffaflık eksikliği Infantino'nun ayağına takılmış ve asla kaybolmayacak ağır bir taş. FIFA'nın belgelerin gün yüzüne çıkmasını engellemek adına mahkemelerde şiddetle direnmesi, futbolun bir ticarethane mantığıyla, hissedarlardan gerçekleri saklayan bir CEO gibi yönetildiğinin en net ispatı.

Muhalefetin çaresizliği mi, sistemin çürümüşlüğü mü?

Infantino'ya karşı duyulan rahatsızlık ayyuka çıkmışken, Mart ayındaki seçimlerde ona meydan okuyacak bir adayın bulunamaması başlı başına bir futbol trajedisi. UEFA Başkanı Aleksander Ceferin veya Concacaf Başkanı Victor Montagliani gibi potansiyel isimlerin, kendi güvenli alanlarında kalmayı, kurulu düzenlerini korumayı tercih etmeleri, FIFA'nın yarattığı devasa korku ikliminin doğrudan bir sonucu. Küresel bir spor federasyonunu yönetmek birleştirici bir vizyon, erdem ve şeffaflık gerektirirken, Infantino futbol dünyasını kapalı kapılar ardında bir iç savaşın eşiğine getirdi. Ne var ki futbolun kıtasal devleri, “ezici ve açık bir suç faaliyeti” yasal olarak kanıtlanana kadar statükoyu korumayı, düzene sessizce boyun eğmeyi seçiyor. Bu kitlesel eylemsizlik hâli, futbolun geleceği adına verilmiş en büyük, en affedilmez taviz.

Diğer yanda, uzun süredir bu çarpık düzeni eleştiren Norveç Futbol Federasyonu Başkanı Lise Klaveness gibi ahlaki duruş sergileyen, doğruları söylemekten çekinmeyen nadir figürler bulunuyor. Klaveness'in cesur çıkışları bağımsız gözlemcileri etkilese de FIFA'nın kapalı devre çalışan, muhalifleri öğüten siyasi makinesi, böylesi dürüst sesleri boğmak üzere özel olarak tasarlandı. Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nde (IOC) Kirsty Coventry gibi bir kadının başkan seçilmesi için teşvik edici bir zemin oluşturulurken, içeriden sızan bilgilere göre FIFA bürokrasisinin Lise gibi reformist bir adayın seçilmesini engellemek için tüm karanlık gücüyle çalışacağı açıkça ifade ediliyor. Bu çarpıcı zıtlık, FIFA'nın ilerlemeye, şeffaflığa ve etik değerlere kapılarını ne kadar sıkı kapattığını ispatlıyor.

Futbolun ruhu satılığa çıkarıldığında…

Infantino'nun tartışmalı yönetim felsefesi, futbolu sosyokültürel bir değer olmaktan çıkarıp, salt bir gelir tablosuna, bilançoya indirgedi. Oyunun ruhu, her köşe başında icat edilen yeni bir turnuva, kaliteyi düşüren genişletilmiş formatlar ve ardı arkası kesilmeyen, oyuncu sağlığını hiçe sayan maç takvimleriyle açık artırmaya çıkarıldı. Infantino'nun Afrika ve Güney Amerika'daki federasyonlardan aldığı devasa destek, bu bölgelerin futbol gelişimine duyulan gerçek bir adanmışlıktan ziyade, FIFA fonlarının stratejik ve politik dağıtımıyla sağlanan bir tür yasal rüşvet mekanizması. Gelişmekte olan federasyonlara pompalanan denetimsiz paralar, başkanlık koltuğunu garanti altına alan sadık bir oy deposu yaratmaktan başka hiçbir üstün amaca hizmet ediyor.

Futbol, milyarlarca insanın dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin konuştuğu evrensel bir dil. Mevcut FIFA yönetimi bu dili banknotlar, sponsorluk anlaşmaları ve ticari sözleşmeler üzerinden kurguluyor. Karıştığı usulsüzlük iddiaları, gizli toplantılar, şaibeli fon transferleri ve etik dışı ilişkiler ağı, Infantino'nun inşa ettiği bu yeni imparatorluğun taşıyıcı kolonlarını oluşturuyor. Kırk sekiz takıma çıkarılan Dünya Kupası veya devasa boyutlara ulaşan kulüpler turnuvası, futbolcuların fiziksel sınırlarını acımasızca zorlayan, taraftarların ceplerini boşaltan, nihayetinde FIFA yöneticilerinin kasalarını dolduran birer sömürü aracı. Bu sistem, sporun birleştirici gücünü kullanıp kitleleri ekran başına kilitlerken, arka planda değerlerin hiç edildiği bir küresel pazara dönüştü.

Çıkar ağları ve politik ilişkiler

Spor Tahkim Mahkemesi'ne (CAS) taşınma ihtimali olan resmî şikâyetler, sistemin sanıldığı kadar yenilmez olmadığını, ne kadar kırılgan ve şaibeli bir zemin üzerinde durduğunu gösteriyor. Norveç federasyonunun cesaretle dikkat çektiği, Infantino'nun ABD ve diğer küresel güç merkezlerindeki tartışmalı politik figürlerle kurduğu derin ilişkiler, futbolun siyaset üstü bağımsızlığına indirilmiş çok ağır bir darbe. FIFA'nın bağımsız bir spor yönetim organı refleksleri göstermek yerine, jeopolitik bir güç komisyoncusu, bir lobi şirketi gibi davranması, oyunun asırlık tarafsızlık ilkesini yerle bir ediyor. Dünya futbolu, hiçbir siyasi liderin, hiçbir girişim sermayesi fonunun veya ihtiraslı bir yöneticinin şahsi oyun alanı yapılamaz.

İspanya, Fransa ve İngiltere gibi köklü, oyuna yön veren futbol ülkelerinden yeterli desteğin gelmemesi, Infantino'nun yaşadığı derin meşruiyet krizinin en büyük işareti. Küresel bir sporu yönetmek mutlak bir birlik gerektirir, oysa FIFA paramparça olmuş, içten içe kaynayan bir kazan hâlinde. Federasyonlar, ahlaki bir başkaldırının maliyetsiz olmadığını bilerek, Infantino'nun gücünü pekiştirmesine seyirci kalıyorlar. Değişimin önündeki en büyük engel, Infantino'nun devrilmesinin federasyonlara kısa vadeli bir “mali kazanç” sağlamayacağı düşüncesi. İlkelerin bizzat parayla takas edildiği bu yozlaşmış zihniyet, futbolu yavaş yavaş, hücre hücre çürütüyor.

Cesaret zamanı

Tüm bu karanlık tabloya rağmen, dünya futbolu asla bir kişinin siyasi manevralarına, kurnaz kurtuluş numaralarına veya şeffaflıktan uzak ticari ajandalarına mecbur bırakılamaz. Infantino'nun ilmek ilmek ördüğü, parayı tek geçer akçe sayan ve ahbap-çavuş kapitalizmiyle ayakta duran bu düzen, er ya da geç yıkılmaya mahkûm. Bugün muhalefetin isteksizce boyun eğmesi, makam korkusuyla susması veya hukuki süreçlerin ağır işlemesi, bu gerçeği asla değiştirmez. Futbolun aydınlık geleceği, kulüplerin, oyuncuların, taraftar gruplarının ve bağımsız kalabilmiş federasyonların bir araya gelerek bu oligarşik, paraya tapan yapıya karşı seslerini yükseltmesine bağlı.

Netice itibarıyla, Gianni Infantino futbolun kurtarıcısı, vizyoneri veya vazgeçilmezi kesinlikle değil. O, sporun ticarileşme hastalığının, ruhunu kaybetme sürecinin en ileri safhasını temsil eden bir sembol. Şayet uluslararası futbol camiası, federasyonların mali yardımlarını kaybetme veya iç savaş yaşama korkusuyla bu çürümüşlüğe göz yummaya devam ederse, ortada uğruna savaşılacak, tutkuyla izlenecek temiz bir oyun kalmayacak. Şeffaflığın sağlandığı, adaletin mülkün temeli sayıldığı ve oyunun gerçek ruhunun yeniden tesis edildiği alternatif bir gelecek mümkün. Bunun için atılması gereken yegâne adım, futbolun asıl sahiplerinin ayağa kalkıp, bu köklü sporun herhangi bir şahsın doymak bilmez ticari hırslarına feda edilemeyecek kadar değerli olduğunu tüm dünyaya haykırması.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...